30 Kasım 2012

Çocuklarda Tırnak Yeme Sorunu

 
Tırnak yeme erişkinlerde ve çocuklarda sıkça gördüğümüz bir alışkanlıktır.
Bu alışkanlık bazı erişkinlerde yıllarca devam edebilirken çocuklarda bazen artıp bazen azalabilir.
Genel olarak birçok tırnak yeme alışkanlığı belli bir süre görülse de daha sonra kaybolmaktadır.

Tırnak Yemenin Nedenleri

Uzmanlar tırnak yemeyi bir saldırganlık belirtisi kişinin kendine yönelik bir saldırganlığı olarak değerlendirir.
Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilebilir.
Aile içinde aşırı baskıcı ve otoriter bir tutum sergilenmesi, çocuğun sürekli olarak azarlanması, yetersiz ilgi ve sevgi tırnak yemeye neden olan başlıca etkenler arasında sayılır.
Bir modelin çocuk tarafından taklit edilmesi etken olabilir.
Tırnak yeme büyük bir ihtimalle parmak emmede olduğu gibi psikolojik kaynaklıdır.
Bazen de sıkıntı, stres, yorgunluk, problemsiz çocuklarda da bu davranışa yol açabilir, ancak bunlar bir süre sonra o durumun düzelmesiyle kaybolur.
Yeni doğan kardeşi kıskanma sevilen birinin kaybı gibi stres öğeleri tırnak yemeye neden olabilir.

Anne-Babaların Verdiği Tepkiler


Görmezlikten Gelme:
Davranışı yok saymak ve kendi haline bırakmak, bu davranışın ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Bu davranışa neden olan durumların saptanmasında yarar vardır.
Uyarma: Uyarma tıpkı görmezlikten gelme gibi işe yarar bir yöntem değildir. Faydalı olan tek yönü yapılan davranışın anne baba tarafından bilindiğidir. Ancak bu durumda da çocuk sadece ebeveynin bulunduğu ortamlarda bu davranışı yapmamaya özen gösterir. Asıl neden ortadan kaldırılmadığı sürece yeterli bir yaklaşım değildir.
Tehdit Etme: Çocuk tırnaklarını yeme davranışı gösterirken bunu fark edip “ellerine biber sürerim” “Ellerini bağlarım okula öyle gidersin” gibi tehditlerde bulunmak çocuğun tırnak yemesini ortadan kaldırabilecek bir davranış şekli değildir. Bu davranış şeklinde yalnızca korkutma sindirme vardır. Daha önce belirtildiği gibi asıl sorun yok edilmediği sürece problem yok edilemez.
Ad Takmak Alay Etmek: Tırnak yeme davranışı nedeniyle psikolojik sıkıntı yaşayan çocuk alay edilme ve ad takılma nedeniyle ikinci bir baskı daha yaşayacaktır. Büyük olasılıkla tırnak yeme davranışı daha da artacaktır.
Fiziksel Cezalar Verme: Fiziksel ceza verme her durumda olduğu gibi tırnak yeme davranışının ortadan kaldırılmasında işe yarar bir yaklaşım değildir. Aksine davranışın artmasına neden olabilir.

Anne-Babanın Yapması Gerekenler

Çocuğunuzun o an için stresli olup olmadığını değerlendiriniz. Çocuğun stresi var ise bu stresin azalması için çaba gösteriniz.
Çocuğunuza bu alışkanlığın tıbbi ve psikolojik zararlarını anlatarak onun bu davranışı yanlış olduğunu iyice kavramasına yardımcı olunuz.
Çocuk ile aranızdaki ilişkinin iyi olup olmadığını değerlendirerek çocuk ile iyi bir ilişki zeminini oluşturmaya çalışın.
Çocuğunuza bu konuda belli aralıklarla uygun bir ses tonu ve hitap şekli ile uyarılarda bulununuz.
Çocuğunuzun tırnaklarını sık sık keserek tırnak uzatmasına izin vermeyiniz.
Çocuğunuzun enerjisini başka yerlerde atmasını sağlayacak sosyal ve sportif faaliyetlere ağırlık vererek onun gerginliğini azaltmaya çalışınız.
Gerginlik ve kaygı durumu bulanan durumlardan çocukları uzak tutmaya çalışınız.
Tırnak yeme durumu devam ederse bir uzmana başvurunuz.


25 Kasım 2012

Cevizli-Kakaolu Kek

Merhaba dostlarrım, yine bir tarifle karşınızdayımmm! Çok kolay bir kek tarifi bu, geçen hafta yaptım. Son zamanlarda tariflere arada sırada yer verir oldum! Bu nedenle tarife geçmekte sabırsızlanıyorum!

Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağına yakın toz şeker
vanilya
kabartma tozu
1 su bardağı süt
1/2 su bardağı sıvıyağ
2,1/2 su bardağı un
25 gr kakao
100 gr ceviz

Yapılışı:
Yumurta çırpılır, vanilya ve toz şeker eklenir. Çırpılmaya devam edilir. Süt, sıvıyağ konur, karıştırılır, sırayla diğer malzemeler eklenir. Karıştırılır. Karışım, yağlanmış kalıba dökülür, orta dereceli ısıdaki fırında 40,45 dk. kadar pişirilir.
Afiyetle yenir! Yeniden görüşünceye dek dostça sevgiler!






24 Kasım 2012

Bir Dilekle Başladı Her Şey


Dilekler, içtenlikle istenince gerçekleşen hayallerdir!

Hayata yeniden tutunmak için önünde yirmi dilek duruyordu... Kâğıda döktüğü yirmi hayal
Acı çekmektense geleceğe umutla bakmasını sağlayacak yirmi ihtimal
Artık bir sonraki güne güzel duygularla başlamak için hazırdı, çünkü gerçekleştirmesi gereken hayalleri vardı. Çünkü hayat her şeye rağmen yaşamaya değerdi

Hayatınızda çok isteyip de gerçekleştiremediğiniz şeyler mi var?
O halde hemen kâğıdınızı kaleminizi alın ve dilek listenizi hazırlamaya başlayın.

Kitabın tanıtımını gazetede görür görmez büyülendim, elime geçeceği zamanı iple çekiyorum!

21 Kasım 2012

ANNE BABALARA ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ÖNERİLER


Anneler ve babalar;
Çocuklarınız sürekli bir büyüme ve değişme içindedir. Sizin çocuğunuz olsa da sizden ayrı bir kişilik geliştirmektedir. Onu tanımaya ve anlamaya çalışın.
Çocuğunuz, yaşamı deneme ve taklit yoluyla öğrenir. Ona ayak uydurmakta zorluk çekebilirsiniz. Onları oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarında özgür bırakın. Onu her yerde ve her zaman koruyup kollamayın. Onu, küçük diye şımartmayın. O zaman çocuğunuz hep çocuk kalmak ister. Çocuksu davranışlar sergiler.
Her istediğini istediği zaman elde edemeyeceğini onlara öğretin. Onlara, yerli yersiz söz vermeyin. Sözünüzü tutamazsanız sizlere olan güveni azalır. Çocuğunuza kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığını görünce onu sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakları ona, “aile kuralı” olarak benimsetin. Çünkü hiç kısıtlanmayınca ne yapacağını şaşırırlar. Ona karşı tutarsız davranışlar sergilemeyin. Çünkü onlar, tutarsız davranışlarınız karşılığında hem bocalar hem de onlardan yararlanırlar.
Çocuğunuza sürekli nasihat vermeyin. Onlar nasihatinizden daha çok davranışlarınızdan etkilenirler. Yanlış yapmaktan korkmayın. Çünkü çocuklar, bunları çabuk unutur. Birbirinize karşı saygı ve sevgiyi koruyun. Aranızda saygı ve sevginin azaldığını görmek onları yaralar ve sürekli tedirgin eder.
Çok konuşup çok bağırmayın. Çünkü onlar yüksek sesle konuşulanları pek duymazlar. Yumuşak ve kesin sözler, onlarda daha iyi iz bırakır. “Ben senin yaşında iken....” vb. sözlerle asla kulak asmazlar.
Kendinizle özdeşleştirmeyin. Onları olduğu gibi kabul edin. Yanılma payı bırakın. Küçük yanılgılarını büyük suçmuş gibi başına kakmayın.
Korkutup, sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandırmaya çalışmayın. Yaramazlıkları için onları kötü çocukmuş gibi yargılamayın. Yanlış davranışları üzerine durarak düzeltin. Ceza vermeden önce mutlaka onu dinleyin. Suçunu aşan cezalar vermeyin.
Onu dinleyin. Çünkü öğrenmeye en yatkın olduğu anlar, soru sorduğu anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Gerçekleri söyleyin. Soru sorma şevkini kırmayın ve özenle cevaplandırın.
Onları, yeteneklerinin üstünde işlere zorlamayın, başarabileceği işler için güdüleyin. Ona, güvendiğinizi belli edin, onu destekleyin ve çabasını övün.
Onu başkalarıyla karşılaştırmayın, umut-suzluğa kapılmasın. Yaşının üstünde olgunluk beklemeyin.
Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Öğrenmesi için zaman tanıyın. Dürüst davranmadığı zaman, çok fazla üstüne gitmeyin. Onu, yalan söylemeye sevk etmeyin.
Sizi çok bunaltsa da soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızabilirsiniz, ama onu aşağılamayın. Yoksa o da sizi yabancıların yanında güç duruma düşürebilir.
Çocuğunuza karşı haksızlık ettiğinizi fark ettiğinizde, ona açıklamaktan korkmayınız. Açıklamalarınız, sizi ona daha çok yakınlaştırır. Bunu zayıflık olarak görmeyin ve kullanmasından korkmayın.
Unutmayın ki, çocuğunuz sizi olduğunuzdan daha iyi görür. Kendinizi ona karşı yanılmaz ve erişilmez olarak göstermeye çabalamayın.
Ondan “örnek çocuk” olmasını beklemeyin. Çünkü o, sizden kusursuz olmanızı beklemiyor. Sevecen ve anlayışlı olmaya çalışın.
Çocuğunuza zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Yemek yedirirken rahat davranın ve sağlıklı yiyecekleri alternatif olarak sunun. Çocuğunuz onlar arasından seçimini yapacaktır. Çocuğunuzun yeme isteğini yükseltin. Yediğinden emin olduğunuz yemek veya yemek çeşitlerini mutlaka sofrada bulundurun
Yemek saatinden önce abur cubur şeylerle onun karnını doyurmayın. Yemek saatinde, onun acıkmış olması gerekmektedir.
Yemeklerin görüntüsünün iştah açıcı olmasına dikkat ediniz.
Tatlıyı (çikolatayı, şekeri...) yemeklere karşı rüşvet olarak kullanmayınız. Böylece tatlının yemeklerden daha çekici olduğunu düşünmezler. Yemek ya da yemekler arasında seçim yapabilirler. Herkes için yemek pişirmeyin, onun sevmediği yiyecekleri yenileriyle karıştırın. Yemek saatlerinin bütün ailenin zevk aldığı bir zaman dilimi olmasını sağlayın.
Çocuklarınız, dövüşür, atışır ve kavga ederler. Kavgayı önleyemezsiniz ama onunla baş etme ya da daha aza indirmek sizin elinizdedir.
Çocuklar genellikle günün belli saatlerinde ve belli durumlarda kavga ederler. Kavganın gerçek nedenini saptamak için ailenizi çok iyi gözlemleyin ve bunlara çözüm bulmaya çalışın
Çocuklarınız kavga ettiği zaman hakemlik yapmayın, “kim başlattı” vb. sözlerle tartışmanın içine girmeyin. Onlara kavgalarla baş etme sorumluluğunu verin. Odadan çıkın, onların sizi kullanmasına izin vermeyin. Ancak olayın kötüye gittiğini hissettiğiniz durumlarda araya girin.
Unutmayın; olayın ne kadar dışında kalırsanız çocuklarınız da kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmede o kadar yaratıcı olacaklardır. Çocuklarınıza birbirlerine sevgilerini göstermelerini onlara öğretin.
Çocuklarınız, zaman zaman şiddet duygusuna kapılabilirler. Bunu engelleyemezsiniz. Ama şiddet davranışlarını engelleyebilirsiniz. Bunun için çevreyle ilişkilerinde şiddet hareketlerine sapmalarını engelleyecek kurallar koyun ve bunları ödün vermeden uygulayın.
Şiddet duygularını bastırmayın, duygularını size dökmesine fırsat verin. Böylece onları rahatlatmaya çalışın. İçten içe şiddet ve nefret duygularının gelişmesini engeller.
Çocuklarınıza kitap sevgisini, küçük yaşlarda kazandırmaya çalışın. Çünkü onlar 0-6 yaşta ne almışlarsa 70 yaşında da o birikim iledir. Kitaba karşı ilk ilgi ve merakın uyanması, okuma öncesi dönemine rastlar. Çocuğun eline verilen bol renkli, resimli kitaplar, ona anlatılan çeşitli öyküler, masallar, oyun oynama düşlerine seslenen dizeler, tekerlemeler bu dönemde çok önemlidir.
Çocuğun resimli kitabı eline alıp, kendi kendine yüksek sesle bir şeyler okuyup anlatıyormuş gibi yapması, çözemediği gizemli harflerin ardından çeşitli dünyaların da olduğunu, kavradığını gösterir. Okumayı öğrendikten sonra, harflerin ötesinde heyecan uyandırıcı, şaşırtıcı renkli dünyaların kimsenin yardımı olmadan kendi kendine çözümlemeye başlar. Artık kitap okuma çocuk için ayrılmaz bir bütün olur.
Okumak; düşünerek, benimseyerek, özümseyerek bireyin hayat görüşünü belirler. Çocuklarınızın sevgi, dostluk, barış ve iyi değerleri içeren konulu kitapları okumasını sağlayın. Vurdulu, kırdılı, ezberciliğe dayanan, kin ve nefret konulu kitapları okumalarına izin vermeyin.
Çocuk kitaplarında çevre, barış, eğitim, sevgi ve aşk, kadın erkek eşitliği, insan hakları, kuşaklar arası çatışma, geleneklerle hesaplaşma gibi kavramlarına yer verilmelidir. Bağnazlık ve ön yargıdan uzak olmalı, ırk üstünlüğü ve din ayrımı gibi inançlar aşılanmamalı, yurt sevgisi ve ulusal değerler aşılanmalıdır. Uluslararası düşmanlıklar körüklenmemeli, yiğitlik abartılmamalıdır. İnsan, çocuğa olumlu ve olumsuz yönleri ile tanıtılmalı, katı ahlak kuralları yerine insani değerler, hoşgörü ve esneklik esas alınmalıdır.

18 Kasım 2012

PRATİK PİZZA

 
Merhaba dostlarım, nihayet bir tarifle karşınızdayım! Yeni bir tarif yayımlamayalı yine uzunca bir süre oldu, değil mi? Benim cephede şimdilik her şey yolunda, hava güzel, hayat güzel! Dilerim sizler için de aynısı geçerlidir!
Tarife geçelim mi?

1 hazır ekmek hamuru

1 tane domates

3-4  tane sivri biber

3 diş sarımsak

2 yemek kaşığı salça

tuz

karabiber

1 tatlı kaşığı kekik

1/2 çay bardağı sıvıyağ

300 gr sosis

250 gr rendelenmiş taze kaşar ya da dil peyniri  ( biz Altınkılıç kaşar peyniri kullandık)

10 tane ayıklanmış zeytin

Yapılışı:

Hamur, tepsiye yayılır, fırında 10 dk. pişirilir. Kesilen sosisler yağda çevrilir, salça ve baharatlar eklenir, döndürülür. Yaklaşık 1 çay bardağı su konur, 10 dk. pişirilir. Ilınan hamurun üzerine biraz bekledikten sonra eşit biçimde yayılır. Üzerine domates, sivri biber ve zeytin konur.
 Orta ısılı fırında yaklaşık yarım saat pişirilir, fırından çıkarılır, üzerine rendelenmiş kaşar döşenir. Kaşar peynir eriyince fırından çıkarılır. Ve afiyetle yenir.

Yeniden görüşünceye dek dostça kalın, iyi Pazarlar!






15 Kasım 2012

YAŞAM VE SEVGİ...




.İnsan her yaşta çocuk gibidir. Başı daima sevgiden bir yastık arar.

La Rochfoucauld

Gerçek Sevgi, yayılan ışığa benzer.
Güneş gibi, iyiyi ve kötüyü, haklıyı ve haksızı ayırt etmeksizin aydınlatır.

İnsanlar tarih boyunca devamlı bir düzen arayışı içinde olmuşlardır.
Ancak, bir kısmının düzen dediği husus diğerleri için kargaşa olmuştur.
Bu, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır.
Bu bakımdan birey olarak görevimiz, insanlara bir sistem dayatmayıp,
karşıt görüşlü insanlar arasında parelellikleri yakalamak,
ayrılıkçılğı arka plana atarak sevgi bağlarını güçlendirmektir.
Dünyanın değişen değerleri arasındaki değişmeyecek tek şey Sevgidir.

Yaşamı, doğumla başlayan süreçte,
önümüze bir varış noktası olarak konulan ölüme karşı bir direnme olayı gibi
algıladığımızda; yaşam, bir eylemden çok bir düşünce akışı olayıdır.
Bu şekildeki bir düşünceye başlangıç noktasında yaşam, bir zaferler, başarılar,
üstünlük gösterme dizisi değil, bir mücadeleler, çatışmalar, iletişimsizlikler,
anlaşmazlıklar ortamıdır. Oysa sevginin ne başarı ile ne de çatışma ile ilgisi vardır?
Çünkü o, kesintisiz mutluluk aracıdır.

SEVGİ KAVRAMINA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR

Tarih boyunca sevgi kavramın sayısız tanımı yapılmış,
ancak hiçbiri bu kavramı tam olarak anlatamamıştır.
Gönülden bağlanmayı sağlayan bu üstün bireysel duyguyu kısaca tanımlamak
onu sınırlamak demek olacaktı.
Başlangıçta, sevgi sözcüğüne ilişkin tarifleri çoğaltarak çalışmama başlamak istedim.
Ancak, sonra bu tanımları herkesin kendine bırakmanın daha uygun olacağını
değerlendirdim.

İnsan yaratıcı bir varlıktır.
Yaratma duygusu her zaman beraberinde bir tatmin ve haz duygusunu da getirir.
İnsanı obje, yaratıcılık ve yaratmayı da amaç kabul edersek;
insanı bu amaca ulaştıran araç da sevgidir.
İnsan sevgi ile yükselir ve ancak sevgi ile yaratır. Sevgi yaratıcı ve yapıcıdır.
Sevginin dünyamızda yeşerip gelişebilmesi için üç aşamanın varlığı söz konusudur.

1. Kendini Sevme: İnsan ilk yaratılıcığı kendi üzerinde sergilemeli,
kendi kişiliğini şekillendirmeli ve kendini tanımalıdır. Böylece insanoğlu,
önce en birinci obje olan kendisine sevgi ile yaklaşmayı becerebilmelidir.
Kendini seven, kendisine sevgiyle yaklaşan insan kendini daha iyi tanıyıp,
eksikliklerini gidermeye, daha iyi olmaya çalışacaktır.
Ayrıca kendine karşı acımasız olmayıp, hoş görülü ve bağışlayıcı da olacaktır.

2. Başkalarını Sevme: Kendisi sevgi ile güçlenen insan,
çevresindeki diğer insanlara birşeyler verebilmek,
onların yaradılışlarına katkıda bulunmak, onlara sevgi vermek ister.
Böylece, Başkalarını Tanıma aşamasına gelinir.
Çünkü başkalarını sevmek, onları tanımaya başlamakla ilk hızını alır.
Tanımadan sevemeyiz, tanıdıkça severiz, tanımak için ise, ilgi göstermek,
anlamaya çalışmak ilk koşuldur. Unutulmamalıdır ki, Sevgi, bilgi gibidir.
Vermekle, paylaşılmakla tükenmez.
Nasıl bilgi bizde varsa ve başkalarına öğretmekle yok olmayacaksa,
sevgi de bizde olduğu sürece, başkalarına vermekle tükenmez.
Bununla birlikte, yaşamımızda vereni mağrur, alanı mahcup etmeyen tek olgu Sevgidir.
Kendinden emin olmayan insan, sevgiyi kendisinde değil, karşısındakinden bekler.

3. Paylaşılan Sevgiye Erişmek: Sevgiyle dolu, güçlü,
yaratıcı ve yapıcı nitelikteki insanlar, başkalarına da aynı sevecenlikle
ve vericilike yaklaşıp ellerini uzattıkça, uzanan ellerin yolları kesişecek,
insanlar sevgilerine karşılık beklemedikleri halde kendilerine de aynı
duygularla bakan insanların varlığı ve çokluğu nedeniyle ihtiyaçları olan sevgiyi
fazlasıyla alabileceklerdir. Bu sevgiye, insanları birbirlerine çeken kuvvet de diyebiliriz.
Böylece sevgi veren, verdiğinden de fazlasını alabilen insanların yaşadığı
sevgi dolu bir dünyanın oluştuğunu bütün varlığımızla hissedebiliriz.

Çoğumuz sanki sevgiyi öğrenmemiş gibi davranmayı sürdürürüz.
Oysa sevgi, çoğu kez her insanın içinde hareketsiz yatar
ve tüm güzellikleriyle çiçek açmak üzere esrarlı bir dönemi bekler.
Bazıları bunu ömürlerinin sonuna dek beklerler.
Çoğumuz yaşamımızı sevgiyi aramakla, sevginin içinde yaşamaya
ve onu bulmadan ölmemeye çabalamakla geçirdiğimiz gerçeği ile
yüz yüze kalmayı reddeder gibi görünürüz.

Sevgi, Prof. Leo Buscaglia'ya göre, bir garanti olmadan kendimize yüklenimde bulunmak,

karşı kişide bizim sevgimizle sevgisinin oluşacağı umuduyla kendimizi tümüyle vermek,
bir şeyler beklememek, paylaşmaktır. Sevgi bir ayna gibidir.
Bir kişiyi sevdiğinizde o kişi sizin aynanız, siz de onun aynası olursunuz...
Bu aynalar bir diğerinizin sevgisini yansıtırken sizler de sonsuzluğu görürsünüz.
(Buscaglia’nın, üniversitede verdiği sevgi dersinde,
sınıfındaki bir öğrencisinin onu etkileyen bir tanımlaması)

Sevginin üç temel unsuru mevcuttur.

1. Sevginin etken yapısında almaktan önce vermek vardır.
Ancak kişi sahip olmadığı şeyi veremez. Sevgiyi verebilmek
ve paylaşımda bulunabilmek için sevgiye sahip olmak gerekmektedir.

2. İkinci unsur ise İlgidir. (Seven kişinin sevdiğine duyduğu ilgi) .
Bunu sevmenin eylemi olarak da algılayabiliriz. İlginin varlığı,
sevginin de varlığına delildir. Kişiler uğruna emek harcadığı şeyleri sever,
sevdikleri için emek harcarlar.

3. Sorumluluk, Saygı ve Bilgi, beraberce sevginin diğer bir unsurudur.
(Bir insandan sorumlu olduğunu hissetmek, onu olduğu gibi görebilmek
ve o insanı bilmeye, tanımaya çalışmak diye tanımlanabilir.)

Sevme isteği, sevmek değildir. Sevgi, yaptıklarıyla belli olur. Sevgi bir irade olayıdır,
yani sevgide hem niyet vardır hem de eylem.
Çocukluğumuzdan beri herhangi bir çaba hacayışımızda bir ödün beklememiz bize öğretilmiştir. Eğer bir yerde çalışırsak uygun bir ücret bekler, bunu alamazsak işten ayrılırız. Bir yere bitki veya ağaç dikersek ondan çiçek veya meyve vermesini bekleriz. Vermezlerse söker atarız.
Bir işe zamanımızı ayırırsak bir sevinç ya da övgü bekler,
bu olmazsa o işi yeniden yapmaya karşı çıkarız.
Gerçekte ortaya konan ödünler çoğu kez öğrenmenin itici gücü olur.
Oysa sevgi böyle değildir. Yalnızca sevgiyi bir beklentimiz olmadan veririz.
Örneğin, sevdiğimiz kişinin de karşılık olarak sizi sevmesine ısrar edemezsiniz.
Bu düşünce yapısı anlamsız olur ve mizah sayfalarını süsler.
Bununla birlikte bilinçsiz olarak çoğu kişinin yaptığı budur.
Eğer gerçekten seversek bu durumda sevgimizin karşılık göreceğine inanmak, güvenmek, umut vermek ve bu fikri benimsemekten başka seçeneğimiz kalmaz.

Sevgi, dostluğun bağı ve toplumsal birliğin temelidir. Kötülükleri, çekişmeleri,
çatışmaları, kini, kıskançlığı, bencilliği, umursamazlığı giderir.
Sevgi sözcüğünün karşıtı olan nefret ise, yiyeceklerden aldığımız tadı bile kaçırır.


Erich Fromm ve diğer yazarların da üzerinde durdukları gibi
bizi toplumumuzda sevmeyi öğretmekten alıkoyan unsurlardan en belirgini bizim
“pazar eğilimimizdir”. Biz sevgiyi satın almak ve satmak için kullanırız.
Bunun bir kanıtı birçok anne-babanın çocuklarına bakmalarına karşılık ondan
sevgi beklemeleridir. Doğal olarak eğer anne-babası israr ederse,
çocuk da yalandan bazı sevgi gösterilerinde bulunmayı öğrenecektir,
ama eninde sonunda bir bedel olarak istenen sevginin aslında
sevgi olmadığı ortaya çıkacaktır.
Bu tür bir sevgi sadece “kumdan yapılmış bir kaledir”
ve genellikle de çocuklar genç yetişkinliğe geçtikleri zaman büyük bir gürültüyle çöker.

Sevgi, bütün kapalı kilitleri ve kapıları açan bir anahtardır. Açılmadı mı?
Bir kez daha, bir daha çevirmeye çabalayalım anahtarı,
sonuçta hem kilidin hem de sevgiye yönelen kapının açıldığını görebiliriz.

Dünyaya geldikten sonra, ölüme kadar insanın yaşamasını sağlayan sevgi değilmidir?
İnsan önce anne-babasını, kardeşlerini, arkadaşlarını, öğretmenini, karşı cinsini,
eşini, çocuklarını, komşularını, akrabalarını sever.
İnsana yaşama sevinci veren bu sevgidir. Bu öyle bir sevgidir ki, hiç bitmez, tükenmez,
son nefese dek sürer. Öldükten sonra da dağıttığı sevgi oranınıda insan anılır
ve ölümsüzleşir. Çünkü, hiç bir şey ölmez, her şey yaşar. Sevgi gibi.

Dünya, bizlerin doğumuyla birlikte, bizden kurtulmak için adeta özel bir çaba harcar.
Takvimden her eksilen yaprak, onun bu ısrarının en büyük kanıtıdır.
Ama bizler nedense bir sevgi açlığı içinde,
hep dünyayı kurtarma çabası içinde olmayı yeğleriz.
Hem de onun bizi tükettiğini bile bile...
Amaçlarımız, beklentilerimiz, eylemlerimiz bu dünyanın üç boyutu içinde sıkıştıkça,
sevginin itici gücünü kullanmadan kendimizi aşmamız olanaklı olmaz.

“...ve bizler bir süre sevilip sonra unutulacağız...
Yaşayanlar ve ölüler için bir alan ve aralarında tek kurtuluş olan
ve tek anlam taşıyan sevgi köprüsü bulunmaktadır.” Thornton WILDER

Sevgi dolu bir yaşam dileğiyle

Belma TUĞRUL

10 Kasım 2012

Mükemmeliyetçi Aileler Mükemmel Aileler Değildir


Anne babaların çocuk yetiştirme sürecindeki yaklaşımları; çocuğun kişilik gelişiminde etkin bir rol oynar.
Çocuk; yetişkin olmanın adımlarını atmak için çocukluk döneminde edindiği bilgi, deneyim ve becerilerini kullanır. Mükemmeliyetçi bir davranış biçimi içinde çocuklarını büyüten aileler, doğru bir yaklaşım biçimi sergilememektedir.

Bu tip anne babalar; çocuklarından en doğru davranış biçimini beklemektedir. Çocuk yaşamın her alanında en iyisini başarmalı ve en yüksek performansı göstermelidir. Bu durumun nedenleri ve sonuçları ayrıntılı olarak yetişkin dili ile anlatılır. Sonuç iyi olursa çocuk çok şey kazanacak ,anne baba daha mutlu olacak ve onu daha fazla sevecektir. Bu değerlendirme ve konuşma yapılırken çocuğun sahip olduğu kapasite göz önünde bulundurulmaz. Evde bir çok alanda kurallar ve sınırlar önceden belirlenmiştir ve çocuk buna uymak zorundadır. Uyulmadığı takdirde keskin sınırlar ve cezalar ortaya çıkabilir. Bu tip anne babalar daha çok titiz, temiz ve düzenlidir. Evlerinde birçok şeyin yeri belirlidir ve asla değiştirilmemelidir. Mükemmeliyetçi kişilik özellikleri gösteren bu anne babalar kendi yaşamlarında ve işlerindeki performanslarında da başarı odaklıdır. Bu mükemmelliği yakalayamadıklarında çabuk mutsuz olabilir öfkelenme tepkileri gösterebilirler. Bu durum çocukları ve eşleri ile ilişkilerine olumsuz bir şekilde yansımaktadır.
Bu tip anne babaların çocukları yaşamın her alanında en iyi olmak ister. Yenilmeyi hatta ikinci olmayı bile asla kabul edemez. Bunun için büyük çaba gösterir. İstenilen hedefe ulaşmak için gereken her şey yapılmalıdır. Örneğin; derslerinin hepsinden sınıfın en yüksek puanına ulaşmak için okuldan gelince yemek yer ve hemen ders başına oturur. Uzun sürelerle çalışır . Sosyal yaşamdan , arkadaşlarından tamamen kendini soyutlar. Hedefe ulaştığında kendine güvenir, herkesin ilgi odağı olduğu ve onu sevdiği düşüncesine kapılır. Başarı onun için her şeydir. Ergenlik ve yetişkinlik döneminde bu çabalar daha çok yoğunlaşır ve mutsuzluklar artma gösterir. Karşı cins tarafından tercih edilmemek, ilgi odağı olamamak büyük mutsuzluklar yaşamasına neden olur. Bu büyük mutsuzluklar intihar düşüncelerini beraberinde getirebilir. Aşağılık duyguları yaşayabilir. Bu çocuklar; başaramadıklarını gördüklerinde her şeyi bırakma davranışı da gösterebilir. Sınav dönemlerinde; kaygıları daha yüksektir. Başarılı olsa da hedefledikleri gibi başaramayacağı düşüncesi bu kaygı düzeyini daha da arttırmaktadır. Yetişkinlik döneminde de mükemmel bir iş , mükemmel bir ilişki , eş, mükemmel bir çocuk hedefler. Bu sonuca ulaşmak için uzun yıllar gösterilen yoğun çaba bireyi zamanla yormakta ve fizyolojik ya da psikolojik rahatsızlıklar için zemin oluşturmaktadır.
Yaşamda sağlıklı , mutlu ve başarılı çocuklar / yetişkinler yetiştirmek isteyen anne – babalar ; çocuklarına güven duyduğunu ve onu her koşulda sevdiğini göstermelidir. Onun farklı bir birey olduğunu, kapasitelerinin, ilgi ve becerilerinin ona özgü olduğunu unutmamalıdır. Anne ve baba çocuk için doğru bir model olmayı becerebilmelidir. Çocuğun kendi fikirleri aile içinde alınır ve karar çocuğa bırakılır. Kurallar aile içinde birlikte alınmalı ve bu kurallara ailenin her üyesi uymalıdır.

Psikolog Eda Gökduman

9 Kasım 2012

ATATÜRK

Atatürk Gözleri bir güneş gibi aydınlatırdı,
Umutsuzluğu kabul etmeyendi ATATÜRK
Sevginin kaynağı, Bağımsızlığın timsali
Geleceğimin aynası, ölmez ATATÜRK

Yoklukların ve çaresizliğin düşmanı
Kimsesizlerin can dostuydu ATATÜRK
Vatanının yılmaz savunucusu
Özgürlüğün mimarı, Ölmez ATATÜRK

Vatan toprağını altın bilen
Yabancıya yar etmeyen ATATÜRK
Ya İstiklal Ya Ölüm diye haykıran
Kurtuluşumun sembolü, ölmez ATATÜRK

Tek bir yürek kalıncaya dek
Bitmez bizde sevgin ATATÜRK
Posterler inmeyle Sevda tükenmez
Gözümün ışığı, Ölmez ATATÜRK

Herkese Hakkını paylaştıran,
Doğrudan ayrılmayan Dürüst ATATÜRK
Nesiller boyu unutulmayan
TÜRK’ÜN Önderi, Ölmez ATATÜRK

Seni anlatmaya kelimeler yetmez
Sevecek yürekler tükenmez, ATATÜRK
Cumhuriyet gençleri seni unutmaz
Liderisin Türkün, ölmez ATATÜRK
Zehra Okur

8 Kasım 2012

Küçük Bir Mola

Bu fotoğraf karesi 28 Ekim'den! Annemle, ablamla ve kardeşim gibi sevdiğim arkadaşımla geçirdiğim güzel bir günden, Yeşilköy kaçamağından! Bayramın son günü, yola çıkmadan bir gün öncesi!

6 Kasım 2012

Şakşuka














Merhaba, çok uzunca bir süredir tarif yayımlamıyorum. Annem, bayram için fava yaptı, resmini çektim, yuvamızdaki bilgisayara aktardım. Ve sildim. Olacak iş mi? Onu da İstanbul'a gidince yayımlayabileceğim ancak. Ben de bugün şakşuka tarifi paylaşmaya karar verdim.

Malzemeler:
5 tane patates
2 tane kabak
2 tane patlıcan
10-12 tane sivri biber
5 tane domates
3 diş sarımsak

Yapılışı: Sırasıyla kabak ve patlıcanlar, patates ve sivri biber kızartılır. Kabukları soyulmuş domatesler küp küp kesilir. Sarımsak, tuz, biraz sirke eklenir. Ve domatesler kızartmanın üzerine dökülür.
Veee afiyetle yenir!

4 Kasım 2012

SEVGİ MENÜSÜ


Babalar ve çocuklar iş başına çocuklar söylesin siz yazın “Anneme Mektup”Anneler günü için en güzel hediye çocuğun annesiyle ilgili hissettiklerini yazdığı bir mektup olacaktır.

BABALAR ve çocuklar iş başına beraberce bir çerçeve hazırlayın ve çocuğunuzun annesiyle
le beraber çekilmiş bir fotoğrafını yada sadece annesinin fotoğrafını yada sadece annesinin
fotoğrafını “Anneciğim”köşemize yollayın.

ELLERİNİZİ, parmaklarınızı açarak yere koyun ve çocuğunuzun,kendinizin ve eşinizin
Elleri arasındaki benzerliklere ve farklılıklar dikkati çekin.

ÇOCUĞUNUZLA beraber bir hayvan dükkanını ziyarete gidin.Bu gezide herhangi bir
Hayvanla ilgili öğrendiği bir bilgiyi,yada anısını arkadaşlarıyla paylaşması için çocuğu
nuzu yüreklendirin.

SOYADININ özelliğine dikkat çekin

BAYRAK nedir?Ne zaman bayrak asıyoruz.Nerede bayrak görüyoruz?vb.sorular .Türk
bayrağını ve diğer bayrakları inceleyin.

Değişik boyutlarda ve şekillerde kaplara su doldurun ve bunları dondurtun.Çocuğunu
zun sudaki değişimi görmesi için suyu tekrar eritin.Bu değişim hakkında çocuğunuzla
sohbet edin.

ÇOCUKLARIN güçlü anne-baba modellerine gereksinimi vardır.Eğer siz komşularınızla
Olan sorununuzda bağırıp çağırıp kavga ederseniz çocuk problem çözme yolu olarak bu
nu öğrenir.Eğer siz eşinizle tartışınca ağlarsanız çocuk ağlamayı öğrenir.Çocuklara güç
lü ve doğru modeller olmaya özen gösterin.

ÇOCUKLAR zaman zaman kendilerine yol gösterilmesine gereksinim duyarlar.Bununla
Birlikte kendi başlarına seçtikleri yolda ilerlemek için yeterince özgür olmaya da gerek
Sinim duyarlar.Çocuğunuzu zaman zaman yalnız bırakmazsanız gerçekten özgürlüğünü
kullanmayacağını bilemezsiniz.Çocuğunuzu yalnız bırakmak onu terk etmek anlamına
gelmez.Yanında siz yokken de başarabildiğini görmesine izin verin.

  Prof. Dr. Belma  Tuğrul
Alıntı

30 Ekim 2012

Çocuklarınızla Etkili İletişim Kurabilmek


Çocuklarla iyi bir iletişim kurabilmek anne-babalar için önemli bir beceridir. Çocuklarıyla etkili bir iletişim ve pozitif bir ilişki kurabilen anne-babalar, anne-baba omlaktan daha fazla keyif alabilirler. Genç ya da çocuk, her yaşta anne-babaları ile iyi ilişki içinde olan bireylerin kendilerine güven duyguları gelişir, kişilerarası ilişkilerde karşılıklı saygı duymayı öğrenirler.Çocuklarla iyi iletişim kurmak her zaman kolayca ulaşılabilen bir hedef değildir. Çocuklar ve anne-babaların iletişim kurma biçimleri birbirinden farklıdır. Öte yandan iletişimin etkili olabilmesi ortama da bağlıdır. İyi bir iletişim için anne-babalar sakin ve huzurlu bir ortam hazırlamalıdırlar. Bu yazı çocuğunuzla etkili iletişim kurabilmeniz için bazı öneriler içeriyor.

*Çocuğunuzu dikkatli ve nazik bir şekilde dinleyin.
*Çocuğunuz konuşurken sözünü kesmeyin.
*Çocuğunuz konuşurken vereceğiniz yanıtı hazırlamakla meşgul olmayın.
*Çocuğunuz konuşmasını bitirip sizden yanıt isteyene dek düşüncenizi söylemeyi erteleyin.
*Çocuğunuzun, gereksinimi olduğunda onun yanında olacağınızı bilmesine izin verin.
*Çocuğunuz sizinle konuşmak istediğinde gazetenizi bırakın, televizyonu kaapatın ve dinlemeye hazır olun.
*Çocuğunuz size önemli bir şey anlatmaya çalışırken telefon konuşması yapmaktan kaçının.
*Başkalarının yanında çocuğunuzu eleştirmeniz ya da uyarmanız, çocuğunuzun size gücenmesine ve kızgınlık duygularına neden olabilir ve size olan güven duygusunu zedeleyebilir. Çocuğunuzla konuşurken gerekmiyorsa başkalarını konuşmanıza katmayın ve mümkün olduğunca çocuğunuzla yalnızken konuşun.
*Çocuğunuzla konuşurken fiziksel olarak aynı seviyede olmaya dikkat edin, tepesinden bakmak yerine eğilin ve göz hizasındayken onunla konuşun.
*Eğer çocuğunuza kızgınsanız onunla konuşmak içim sakinleşmeyi bekleyin. Aksi halde objektif olamayabilirsiniz.
*Çok yorgun olduğunuz zamanlarda çocuğunuzu aktif bir şekilde dinlemeniz zorlaşacaktır. Bu nedenle çocuğunuzla konuşmak için yorgun olmadığınız zamanları seçmeye özen gösterin.
*"Neden öyle olduğunu ya da neden öyle davrandığını" sormak yerine "Ne olduğunu" sorun.
*"Ben, sözümü bitirdikten sonra konuşacaksın, senin için en iyisinin ne olduğunu biliyorum, sadece söylediğimi yap" gibi tümceleri azaltmaya çalışın. Bu tür konuşma biçimi açık iletişimi engeller ve daha sonra çocuğunuzun sizinle açık iletişim kurma olasılığını azaltabilir.
*Hakarat içeren ya da aşağılayıcı sözcükler kullanmayın.
*Konunun çözümü için çocuğunuzun adım adım bazı tedbirler planlamasına yardım ve öncülük edin.
*Yaptıklarıyla ya da yapmadıklarıyla onu yargılamayın. Çocuğunuza, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi gösterin.
*Çocuğunuzun sizinle iletişim kurma çabasını destekleyerek açık iletişimin sürdürülmesine yardımcı olun.










23 Ekim 2012

Bayramınız Kutlu Olsun

 Sevgili dostlarım, bayramınız kutlu olsun! Tüm sevdiklerinizle bayram tadında nice sağlıklı, huzurlu, mutlu yıllar geçirmeniz dileğiyle!

19 Ekim 2012

Aşk Yeniden


"Okumaya başlar başlamaz karakterlerle aramda güçlü bir bağ oluştu. Kitap hiç bitmesin istedim."

Debbie Macomber

Altı yüz nüfuslu Virgin River kasabasında çalışacak bir ebe/uzman hemşire aranıyor. Kaliforniya'nın ulu ağaçları ve ışıl ışıl ırmakları arasında bir fark yaratmak istemez miydiniz? Hem de kulübenize kira ödemeden?

Kısa bir süre önce eşini kaybetmiş olan Melinda Monroe bu ilanı görür ve Virgin River adındaki bu uzak dağ kasabasının, yaşadığı gönül yarasından kaçmak ve çok sevdiği hemşirelik mesleğine yeniden tutkuyla bağlanmak için mükemmel bir yer olabileceğine karar verir. Fakat kasabaya ulaştıktan sonra bir saat içerisinde bütün umutları yıkılır: Vadedilen kulübe çöplükten farksızdır, yollar korkunçtur, kasaba doktoru da yanında bir hemşire istememektedir. Çok büyük bir hata yaptığını fark eden Mel, ertesi sabah kasabadan ayrılmaya karar verir.

Fakat doktorun ön verandasına terk edilen minik bir bebek bütün planlarını değiştirir... Eski bir deniz piyadesi olan Jack Sheridan da değişen bu planlarını iyice pekiştirir.

Bu kitabı da okumak üzere sıraya koydum! Yeniden görüşmek üzere dostça kalın!



14 Ekim 2012

Gül Limanı Oteli

Jo Marie Rose, Sedir Koyu'na yeni bir başlangıç yapmak ve biraz olsun huzura kavuşmak için gelir. Kocasının ölümünün acısını atlatmaya çalışan genç kadın, burada bir otel satın alır ve otelin adını değiştirip Gül Limanı Oteli koyar. Buranın yeni başlayacağı hayatı için doğru yer olduğunu hissetmektedir. Ancak otel ve ilk gelen konuklar, Jo Marie'ye beklediğinden çok daha büyük sürprizler yapacaktır.

7 Ekim 2012

ÇOCUĞUNUZA...

 
A-AKIL VERMEYİN
B-BAŞKALARINA BENZEMESİNİ BEKLEMEYİN
C-CİDDİYE ALIN
Ç-ÇİMLERE BASMASINI SAĞLAYIN
D-DENEMESİNE İZİN VERİN
E-EMPATİ KURUN
F-FİKRİNİ SORUN
G-GURUR DUYDUĞUNUZU SÖYLEYİN
H-HAYALLERİNİ SORUN
I-ISRARCI OLMAYIN
İ-İNATLAŞMAYIN
J-JEST YAPIN
K-KUCAKLAYIN
L-"LÜTFEN"Lİ KONUŞUN
M-MODEL OLUN
N-NE İSTEDİĞİNİ SORUN
O-OYUN OYNAYIN
Ö-ÖZÜR DİLEYİN
P-PAYLAŞIN
R-RİCA EDİN
S-SORUMLULUK VERİN
Ş-ŞANS VERİN
T-TUTARLI OLUN
U-UTANDIRMAYIN
Ü-ÜZÜNTÜLERİNİ PAYLAŞIN
V-VAKİT AYIRIN
Y-YÜREKLENDİRİN
Z-ZEVKLERİNİ ÖĞRENİN

Böyle güzel çocuklarınız olduğu için emin olun çok şanslısınız. İnsanı ayakta tutan en önemli şeylerden biri umutsa o umudu ayakta tutan da çocuklarımızdır. Onlara iyi bakın!
Sevgilerimle!



17 Eylül 2012

Sımsıcacık Kitaplar

Evlilik partisindeki pasta piyangosu sayesinde pastanın içine yerleştirilmiş her tılsım, onu çeken kişiye kaderini değiştirmesi için ihtiyacı olan yardımı bahşedecektir. Nic kendisinin ve iki arkadaşının hangi tılsımı çekeceğini kontrol etmek için elinden geleni yapar. Ancak tılsımlar gizemli bir şekilde Nic'in ayarladığı konumdan kayar ve üç genç kadının tüm planları suya düşer.

Bu kitap hayatınızı renklendirecek ve yüzünüzde kocaman bir gülümseme yaratacak. Son sayfaya gelmeyi hiç istemeyeceksiniz…


 Küçük düşleri, büyük umutları ve dostlukları yeşertmeye çalışan hayatın içinden üç kadın ve onların inanılmaz hikâyeleri...
  

İnsanı karmaşaya sürükleyen deli dolu bir ailenin ferdi olsaydınız ne yapardınız ?

Hayat bazen asansörün kat numaraları kadar düzenli olmayabilir..

Elizabeth Kellynin insanı kahkahaya boğacak kadar esprili ve akılcı bir dille kaleme aldığı, dram ve komedinin bir arada sunulduğu Benim Çılgın Ailem, aile bağlarını iyileştirmeye ve güçlendirmeye yönelik, affetmeyi ve affedilmeyi öğreten büyüleyici bir roman.

Güçlü bir mizah anlayışına sahip bu roman, birlikte yaşamayı hayal bile edemeyeceğiniz ama bir o kadar da hikâyelerini merak edeceğiniz insanlarla dolu.
The Washington Post


* "Benim Çılgın Ailem" kitabını biricik yeğenim İlayda bana hediye etti. Bu yüzden bu kitap benim için iki kat daha değerli! 

* "Küçük Düşler Büyük Umutlar" kitabını da Cumartesi günü Uzunköprü'de, ben kendime hediye ettim!

Yeniden görüşmek dileğiyle!

4 Eylül 2012

ELMALI PAY


Merhabalar! Biz, Uzunköprü'ye geldik, evi yerleştirdik. Güldal ablam ve İloş'um da bizi getirdiler. Sonra da dün döndüler! Şimdiden özledik onları!
Elmalı tart, Uzuköprü'ye gelmeden önce uygulamış olduğum bir tarifti. Orjinali erikli pay. Boyut Yayınları'nın "Lezzet Saati" kitabından. İlk olarak erikli olanı denedim ama elmalısı daha başarılı oldu. Bir dahaki sefere böğürtlenli yapacağım. Hamuru çok pratik, çok çok başarılı.
Hemen tarifini veriyorum.

  Pay Hamuru:

1 su bardağından biraz fazla un

150 gr margarin

1/2 su bardağı toz şeker

Üzerini süslemek için:

pudra şekeri

4 elma (soyulup çok ta ince olmayacak biçimde dilimlenir)

ya da 10-12 adet erik (ortadan ikiye bölünüp iç kısımları hamura gelecek biçimde yerleştirilir)

* Ben, hamura bir de vanilya ekledim, çok güzel koku verdi, öneririm!

En kısa zamanda görüşmek dileğiyle! Dostça kalın!


25 Ağustos 2012

Kitap-Kahve Keyfi


Merhaba sevgili dostlarım! Bugün yine kitap-kahve keyfi yaptım. Bu keyfi de sizlerle paylaşmak istedim. Çilekli ve hafif frappemi içerken kitap okumak çok zevkliydi doğrusu!


Holly aşk ve iş hayatında yaşadığı sorunlardan kaçmak için bir sığınak gibi gördüğü Mavi Yengeç Adasındaki Aşk Tanrıçasının Yemek Okulunu işleten büyükannesinin yanına döner. Kısa süre sonra çok sevdiği büyükannesinin ölümüyle ona sunulan yeni hayata sımsıkı sarılır. Fal bakma yeteneği ve muhteşem yemekleriyle adada oldukça ün yapmış büyükannesinin bu mirası Hollynin tutunacağı güçlü bir dal gibidir. Bu görev aynı zamanda büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirir ada halkına umut dağıtıp yaşam gücü veren Aşk Tanrıçasının Yemek Okulunu ayakta tutmak zorundadır. Bu konuda yeteri kadar tecrübesi olmayan Hollynin elinde ona yol gösterecek iki şey vardır büyükannesinin dilek ve hatıralarla yarattığı muhteşem yemeklerle dolu tarif defteri ile masalsı bir geçmişe ışık tutan günlüğü..

Kitabı severek okumanız dileğiyle, dostça kalın!

21 Ağustos 2012

Bayram Kaçamağı

 Bugün bir kaçamak yaptım. Kahve Dünyası'na gidip kendime kocaman bir bardak karamelli frappe ısmarladım. Tadı çok çok güzeldi ama bana sert geldi. Çilekli frappeleri çok daha hafif! Frappemi içerken bir yandan da kitabımı okudum. Kitap-kahve buluşması oldu kısacası! Çok ta keyif verdi bana!
Şu an'da okumakta olduğum kitabı da siz dostlarımla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum her zamanki gibi!


Geçmişte yaşadıklarım bana şunu öğretti: Hepimiz bu dünyaya, hayatımızı en iyi şekilde yaşamak için geliyoruz ve inanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa. Dertler ve sıkıntılarla boğuşurken her gün, bir öncekinin aynısı gibi görünmeye başlıyor. Oysaki her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor. Hem de en beklenmedik anlarda...

Doğduğumuz andan itibaren hepimize birer yumak iplik veriliyor; bundan mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde…


Önümüzdeki hafta Perşembe günü hayırlısıyla Uzunköprü yolcusuyuz! Hem heyecan duyuyorum hem de sevdiklerimi, memleketimi her istediğimde göremeyeceğim için burukluk hissediyorum! Annem de bana "insan doğduğu değil doyduğu yerdedir" diyor.

Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

17 Ağustos 2012

Nice Mutlu Bayramlara

Sevdiklerinizle şeker tadında, sağlıklı, umutlu, neşe dolu nice bayramlar geçirmeniz dileğiyle! Sevgiyle kalın!

13 Ağustos 2012

Fırında Sandal Kabak

Merhaba dostlarım, günler koşuşturmaca içersinde geçiyor. 18 gün sonra Uzunköprü'ye gideceğiz, çok az kaldı işte! Allah, hepimize sağlık ve koşturma gücü versin!
Tarif, Turkcell'in hanımlar klübünden, biz de merak edip denedik. Ana yemek değil de iyi bir aperatif olabilir.

Tarife gelince:

4 kabak

250 gr lor peyniri

dereotu

2 çorba kaşığı sıvıyağ

Tuz

Yapılışı:

Kabaklar soyulup boylamasına ikiye bölünür.Çekirdekli kısımları temizlenir.Kaynayan suya atılıp 5 dk. haşlanır. Fırın kabına alınır.
Diğer yanda lor peyniri, dereotu, sıvıyağ ve tuz iyice karıştırılır.Hazırlanan bu harç kabakların içlerine doldurulur. Fırında 30 dk. pişirilir.
Afiyetle yenir!

En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle, dostça kalın!



7 Ağustos 2012

Depodan İstifno Otu Salatası

 Merhaba, bugün, geçen yıl yaptığımız istifno otu salatası tarifini yeniden yayımlıyorum!
Yapılışı:
İstifno otlarının sadece yaprakları kullanılır. Yapraklar saplardan ayrılır, yıkanır, biraz tuz ilavesiyle yaklaşık 20 dk kadar haşlanır. Süzgece alınır.Süzüldükten sonra bir kaba alınarak bol limon, tuz, sızma yağ ile karıştırılarak servis yapılır. Arzu edilirse sarımsaklı yoğurt ile de servis yapılabilir.
Tadı muhteşem! Mutlaka denemenizi öneririm!
Yeniden görüşmek dileğiyle!

30 Temmuz 2012

Akçay Günlerimiz

Civciv çiftlikten
Orfe çiftlikten
Evimizin manzarası İkiz Çay
Zeytinli Köyü

Akçay'da geçirdiğimiz 10 gün çok zevkli ve hareketliydi. Neredeyse her yeri gördük.Sergileri hemen her akşam gezdik, kordonda dolaştık. Zeytinli Köyünü gezdik, çiftliği keşfettik. Dolu dolu bir tatil oldu bizim  için!Dün gece dolayısıyla tatilimiz bitti, yola çıktık, bu sabah evimize vardık. Her gidişin bir dönüşü vardır!
Yaşar çiftlikten
. Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

26 Temmuz 2012

Gizli Anların Yolcusu

Ayşe Kulin yeni romanında aşkın değiştirdiği ve bir daha hiç aynı olmayacak hayatları anlatıyor…

Çağdaş edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Ayşe Kulin, Gizli Anların Yolcusu ile bir kez daha okurlarını şaşırtıcı gerçeklerle yüzleşmeye zorluyor. Bu kitap yerleşik ve düzenli hayatlarımızın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bir anda yıkılıp gidebileceğini gösteriyor bize... Acı bir kaza... Bir anda ağızdan kaçan bir söz... Ansızın yayınevine gelen bir dosya... Birbirine dolanmış eşarplar... Bütün bunlar, aykırı bir aşkın başını ve sonunu belirlemeye yeter mi?

Gizli Anların Yolcusu, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla yaklaşmaya korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor.
Sevgili dostlarım en son bu kitabı aldm. Sizin de alıp okumanızı öneririm. Yeniden buluşuncaya dek dostça kalın!


*Eve dönünce Akçay resimlerimizden bazılarını burada sizlerle paylaşacağım! Sevgiler!

21 Temmuz 2012

KİTAP ÖZETLERİ

Dostlarım, kitapların resimlerini yayımladım ama yazılarını ekleyemedim maalesef. Bu nedenle fikriniz olsun diye  birazcık ta olsa yazı yazarak fikir vermeyi görev edindim.


KÜÇÜK MUCİZELER DÜKKANI


"Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim... Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim..."

Hayatın içinden dört güçlü kadın...
Küçük mucizeler, büyük umutlar
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye...
Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız!

 MUCİZELER DÜKKANINA DÖNÜŞ
Aşkın ve arkadaşlıkların filizlenerek çoğaldığı, zamanla sımsıcak ilişkilere dönüştüğü bir sokak hayal edin.

Her iki yanında kapısını çalabileceğiniz, bir bardak çay eşliğinde sevdiklerinizle sohbet edebileceğiniz, içinizi ısıtan dükkânların dizili olduğunu düşünün. Aydınlığa açılan umut dolu bir dünyaya girmenin, hüzün ve mutluluğun bir arada sunulduğu, doyumsuz yaşam öykülerine tanıklık etmenin vakti gelmiş demektir.

Debbie Macomber, Mucizeler Dükkânına Dönüş adlı romanıyla iyi-kötü her yaşanmışlığın bir tecrübe olarak bizlere geri döndüğünü bir kez daha kanıtlıyor.



TANRI DAİMA TEBDİL-İ KIYAFET GEZER
Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git
Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

Yeniden görüşünceye dek sevgiyle, dostça kalın!
.

Taptaze Sıcacık Kitaplar


 





Akçay Tatilimiz

 Dün dolayısıyla Akçay'a geldik, tatilimiz başlamış oldu. Denize girdik, akşam yemekten sonra çarşıda tur attık. O canlılığa bayıldım doğrusu. Tatile hazırlık amacıyla aldığım kitapları paylaşma ve okuma zamanı geldi diye düşünüp fotoğraf çektim. Ama fotoğrafları bilgisayara aktarma hazırlığı yaparken hevesim kursağımda kaldı. Çünkü aktarmak için gereken usb'yi İstanbul'da unutmuşum. Kös kös oturup bu yazıyı yazdım. Birazdan internetten aldığım kitapların resimlerini bulup siz dostlarımla paylaşacağım. Sevgiyle kalın!

10 Temmuz 2012

Küçük Bir Kaçamak















Bugün sabah endokrinoloji ve metabolizma doktoruna gittim, muayene oldum. Tiroid eksikliğini kontrol altında tutuyoruz. Tahlillerimi de yaptırdım. Doğru karnımı doyurmaya gittim. Aslı Börek açıktı. Oraya gittim, peynirli ve nefis bir su böreği, enfesss iki bardak çay veeee kendimi şımartmak için bir dilimlik pasta kaçamağı yaptım. Denemenizi öneririm. Adı dilim damla frambuaz.Tadı damağımda kaldı. Sonra İnkılap Kitapevi'ne girdim, bir saatimi orada geçirmişimdir. Aldığım, alacağım kitapları siz dostlarımla sonra paylaşacağım. Sıcacık ve tazecik kitaplar!Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!




 
 
 
 
 
 
 

 









 

5 Temmuz 2012

Yuvaya Dönüş

Yuvaya dönmek ne kadar güzel bir duygu! Uzunköprü'ye taşındık, yerleştik ve İstanbul'a döndük!

20 Haziran 2012

Rotasyon Piyangosu Vurdu

Bir sene sonra İstanbul'a atama istemeyi beklerken Pazartesi günü sürpriz bir haber aldım. Rotasyon piyangosu vurdu. Uzunköprü'ye atamam çıktı. Üç yıl burada olacağım. Uzunköprü, İpsala'ya göre daha hareketli, cıvıl cıvıl. İpsala'dan alacağımı aldım, kadrolu oldum, adaylığım kalktı. Şimdi veda etme zamanı. Hayırlısı olsun bakalım!