3 Haziran 2015
Aşk Herşeye Rağmen
Roberta Rich'in Venedik'te Bir Yahudi kitabının aşk dolu kahramanları Hanna ve Isaac Levy, Venedik'ten sürgün edilince Kostantiniyye'de yeni bir hayat kurarlar. Isaac ipek kumaşlar üretirken Hanna'nın ebelik konusundaki namı Sultan III. Murad'ın görkemli haremine kadar ulaşır. Ancak güzel kızlar kadar entrikalarla da dolu bu haremde yaşanacaklar, Hanna'nın hayatını ya kurtaracak ya da söndürecektir.
Ansızın saraya çağrılarak padişahın yeni gözdesini muayene etmesi istenen Hanna, masum bir genç kızın hayatıyla kendi hayatı arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Hanna, kocasının aşkı sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceğini düşünürken Venedik'ten gelen sürpriz bir misafir, saray entrikalarını aratmayacak sinsi planlarıyla ortaya çıkar.
Roma'daki Yahudi mahallesinden Kostantiniyye'nin gürültülü sokaklarına ve Sultan III. Murad'ın şatafatlı haremine uzanan bu baharat kokulu yolculukta, Hanna ve Isaac'ın yaşadıklarını bir solukta okuyacaksınız. "Zengin ayrıntılara sahip bir tarihi roman."
(Tanıtım Bülteninden)
Seni Bana Getiren Mektup
Bir mektup her şeyi değiştirir... Seni bana getirir...
Briony küçük kızıyla birlikte, İspanyada yaşayan annesi Valerieyi ziyarete gider. Masmavi Akdeniz sularına karşı oturmuş fotoğraf albümüne bakarken sayfaların arasında kendisine yazılmış bir mektup bulur. Mektup, Brionynin kendisiyle görüşmek istemediğini düşündüğü büyükannesi Tessadandır.
Briony bu mektupla sadece büyükannesiyle ilgili gerçeği öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda annesi ve kaybettiği babasıyla ilgili sırları da gün yüzüne çıkarır. Briony, Valerie ve Tessanın hesaplaşmalarla, aşkla, pişmanlıkla, her şeyden önemlisi sevgiyle örülü hikâyesi hem duygulandırıyor hem de tatlı bir tebessüme dönüşüyor.
"Seni Bana Getiren Mektup, duygu dolu ve samimi bir kitap."
-Daily Mail-
"Maeve Bincyyi sevdiyseniz bu kitabı da seveceksiniz. Güçlü kurgusu ve sahici karakterleriyle hoşunuza gidecek bir hikâye."
-The Mirror-
"Patricia Scanlan, İrlanda popüler romanının en üretken kraliçesi."
-Sunday Times-
(Tanıtım Bülteninden)
30 Mayıs 2015
Sihirli Bir Aşk Örgüsü
Birbirinden kopmuş üç kız kardeşin hayatlarının dönüm noktasında yeniden bir araya gelişlerinin romantik hikayesini okurken hüzünlenecek, aşık olacak ve umutlanacaksınız. Kitabı okuduktan sonra, aslında kendi hayatınızın ne kadar sihirli ve mutluluk verici yanları olduğunu fark edeceksiniz.
Herkesin dileği olan sihir yeteneğinin aslında hepimizin içinde olduğunu öğrenmek sakın sizi şaşırtmasın! Üstelik sihir yapmanın ne kadar kolay olduğunu anlamak sizin hayata farklı bir şekilde bakmanızı sağlayacak ve bu sihrin aslında nerelerde gizli olduğunu keşfetmek ya da farkına varmak emin olun sizi hayretler içinde bırakacak!
Beğenmediğiniz özelliklerinizin aslında sizi diğer insanlardan ayırt eden farklılıklarınız olduğunu, aşkın aslında o kadar uzakta olmadığını ve aile ilişkilerinin hayatın temelini oluşturduğunu muhteşem bir yöntemle anlatan bu kitapla kendinizi mutluluk yumağında bulacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
Al Beni Kollarına
Babasının ölümünün ardından Georgiana Hartley İngiltere'ye, evine döndü; ancak karşılaştığı tek şey, yozlaşmış kuzeninin çirkin teklifleri oldu. İngiltere'de tanıdığı kimse olmadığından, komşu malikânede yaşayan yakışıklı Alton Lordu, Dominic'e sığınıp kendini onun insafına bırakmaktan başka çaresi yoktu.
Mağrur vikont, Georgiana'nın bir hanımefendinin nedimesi olarak hayatını geçirmeye niyetli olduğunu öğrenince bu sorunu çözmeye karar verdi fakat bu kadar masum bir genç kızla ne yapacağını bilemeyen Dominic, çareyi Georgiana'yı kız kardeşine teslim etmekte buldu.
Günden güne güzelleşen ve kısa sürede baloların aranan isimlerinden biri haline gelen Georgiana'nın birçok talibi vardı fakat onun kalbi bir başkası için çarpıyordu… Aradığı büyük aşka ulaşması için önünde kat etmesi gereken uzun bir yol vardı…
"Kitabı elime almam için Laurens'ın adını kapakta görmem yetiyor."
-New York Times çoksatan yazarı Linda Howard-
(Tanıtım Bülteninden)
Yanlış Zaman Doğru İnsan
Linda Howard, modern zamanlarda dünyaya gelmiş bir kadının, geçmişe ait bir sırrı bizzat yaşayarak açığa kavuşturmasını ve son derece romantik hikâyesini anlatarak okuyucularını
bir kez daha büyülüyor.
Antik el yazmaları üzerine uzmanlaşmış bir akademisyen olan Grace St. John, eline geçen birtakım eski belgelerin asırlar önce kaybolmuş bir Kelt hazinesinin aranan anahtarı olduğunu asla tahmin edemez. Ancak sınırsız gücün anahtarını elinde tuttuklarına inanılarak efsaneleştirilen Tapınak Şövalyeleri'nin ilgi çekici hikâyesini çözdüğü anda, söz konusu gücün peşine düşmüş acımasız bir katilin tek hedefi haline gelir.
Onu durdurmaya karar veren Grace'in, Şövalyeler'in sırrını sonsuza dek tutmakla görevlendirilen şöhretli bir savaşçının yardımına ihtiyacı vardır: karanlık bir öfkeye ve dizginlenemeyen tutkulara sahip vahşi İskoçyalı Niall. Onu bulmak ve kendi hayatını kurtarmak için Grace'in zamanda yolculuk yapması, on dördüncü yüzyıl İskoçya'sına geri gitmesi gerekmektedir.
(Tanıtım Bülteninden)
Beni Yarına Bırakma
Sadece üç harfli bir kelime, aşk… Tüm duyguları barındıramaz ki içinde! Hiç ummadıkları anda aşkla çarpılan Selma ve Selim birbirlerine ait olmadıkları halde sevebilirler mi aşkla? Bazen aşka direnmek yersizdir. İnkâr ettiğimiz ne varsa imkânsızlıktan çıkar, korkularımıza, çaresizliklerimize rağmen sarılır bize aşk diye.
Selim de Selma'yı da böyle buldu aşk… Kimsesizliklerinin, korkularının arasında. Birbirleriyle sınanıp, akıllarıyla savaştılar; her mağlup çıkışlarında araflarından birbirlerine bir adım daha yaklaştılar. Aşk günahlarınla sınanmaktı belki de, masumiyetini yaktıkça aklanmaktı. Bedel ödedikçe daha çok yanmaktı. Yandıkça pervane misali ateşe çekilmekti. Aşk, cennetten vazgeçip bir ömrü araflara sürgün etmekti onlar için; araflarını cennete çevirmekti.
(Tanıtım Bülteninden)
23 Mayıs 2015
Bir Günah Gibi
Aşk ile özgürlük arasında sıkışmış bir kadın… Güçlü ve istediğini almaya kararlı bir adam… Ve tek bir bakışla başlayıp yüreklere sızan tutku dolu bir aşk…
Onlar farklı hayatların, farklı dertlerin, farklı mekânların insanlarıyken tek bir prangayla birbirlerine bağlanmışlardı. Sonsuz, yemyeşil bir rüyanın içine adım attıklarında, hayatlarında varlığını hissettikleri eksiğin de ne olduğunu anlamışlardı.
Sarp, isteyebileceği her şeye sahip, başarılı ve kendini tek gecelik ilişkilerde bulan bir adam olsa da tüm inkârına rağmen ruhuna tek bir kadın dokunmuştu. Kâbus gibi bir hayatın içinde özgür olabilmek adına inancını korumaya çalışan Ela ise mutluluğu tutku dolu bir tutsaklığın içinde bulmuştu.
Kalplerindeki sızı onlara sert bir kışın ardından baharı getirirken, güçlü bir adam elleriyle umut dolu bir aşk yaratacaktı. Yeşil gözlerinin ardına hüznünü saklayan kadın ise o andan itibaren kendini doğru ve yanlışın tam ortasında bulacaktı.
Tüm yaşananlara, yapılan fedakârlıklara ve çılgınlıklara rağmen Ela, tutku dolu bir aşkın alevlerinde yanmayı kabul edecek, Sarp'a bir şans vermeyi göze alabilecek miydi? Sonunda birbirlerine esir olduklarında, önlerine çıkan engelleri aşacak gücü kalplerinde bulabilecekler miydi?
(Tanıtım Bülteninden)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






