23 Mayıs 2015

Siyah Kadife



Asla Sahip Olamayacaklarını Hatırlatan Bir Hüzün…
Ve Simsiyah Kadifemsi Bir His…

Kusursuz bir leydi olmaya adanmış bir hayat, çoğu zaman dışına çıkılması güç sınırlarla çevrilirdir. Fakat bazı anlar gelir ki, bastırılmış bir tutku ve cesaret, kalıpların tutamayacağı bir okyanusa döner.

Emily, kurallar ve baskı içindeki gösterişsiz hayatının en önemli gününde, yeni yaşantısını sürdüreceği odaya korkakça ilerlediği sırada gördü o adamı. Karanlık varlığını gölge gibi arkasından sürükleyen yabancı, Emily'yi hem korku hem de fırtınalı duygularla baş başa bırakarak yanından geçip gittiğinde kaderleri çoktan mühürlenmişti...Hayatına aniden giren bu esrarengiz adam dünyasını sarsarken Emily ne ondan kaçabiliyor ne de ona dokunabiliyordu. Biliyordu ki Marcus onun için günahtı… O ise Marcus için ihanet…

Ve zaman geldi, şartlar değişti…
Marcus artık umuttu… Emily ise aşk…
(Tanıtım Bülteninden)

Benim Küçük Gelinim



"Hanım! Söyle kızına hazırlıklarını yapsın, birkaç aya Cemal Bey'in büyük oğlu ile evlenecek!"
Aynı anda verilen kararlar gençlere bildirilirken soluklar tutulmuştu. Ne genç kız evleneceği genç adamı tanıyordu ne de genç adam evleneceği kızı görmek istiyordu...

İkisi de eşit şartlardaydı. Bir anda hayatları hakkında alınan karara uymak zorunda bırakılmışlardı. Biri köy beyinin göze çarpan, içindeki iyiliği asla gösteremeyen büyük oğlu, diğeri ise köyün en gözde kızlarından biri olmaya aday temiz kalpli genç bir kız.

Onlar birbirini tanımaya çalışırken tam da en mutlu olacakları zamanda, birbirlerini hiç tanımadıklarını acı bir şekilde öğreneceklerdi.

Aslında zaman hiçbir şeyin ilacı değildi. Kişi izin verdiği sürece zaman, duyguların körelmesine neden oluyordu. Bazı duyguların körelmesine imkân yoktu. 
Hayal kırıklığı, pişmanlık ve bağlılık gibi...
(Tanıtım bülteninden)

22 Mayıs 2015

Sevgili Küçüğüm



En yakın arkadaşınıza her şeyinizi verebilirsiniz… Peki, ya bebeğinizi isterse?

Ben ve Claire mükemmel bir çiftti, en azından öyle görünüyorlardı. Oysa her şey göründüğü gibi değildi… Romily yıllardır en yakın arkadaşı Ben ve eşi Claire'ın bir çocuk sahibi olmaya çalışmalarını seyretmek zorunda kalmış ve sonunda onlara geri çeviremeyecekleri bir teklif sunmuştu: Onlara hayalini kurdukları tek şeyi verecek, taşıyıcı anne olacaktı.

Romily zaten bekâr bir anneydi ve ikinci bir çocuk aklındaki son şeydi. Fakat hamilelik, Romily'yi etkisi altına alan, Ben ve Claire ile olan arkadaşlığını tehlikeye atan, hatta onların ilişkisini paramparça edebilecek tüm o duyguları da beraberinde getirmiş, bir anda ortaya dökmüştü. Yıllardır herkesten saklamayı başardığı hislerini bile… Şimdiyse ortada iki anne, her ikisine de ait bir bebek ve verilmesi gereken imkânsız bir karar söz konusuydu.

"Aşkın ve arkadaşlığın bu hem acı hem tatlı hikâyesi inanılmaz derecede etkileyici." 
-Closer Magazine-

"İçinize işleyecek ve gerçekten düşünmenizi sağlayacak." 
-The Sun-

"İncelikle ele alınmış bir roman… ilgi çekici, büyüleyici ve sizi derinden etkileyecek."
-Rowan Coleman, Hatıralar Kitabı romanının yazarı-

"Duygusal ve ilham verici bir roman." 
-Abby Clements-

"Güçlü ve yürek burkan bir hikâye." 
-Miranda Dickinson-
(Tanıtım Bülteninden)

20 Mayıs 2015

Bir Fincan Dostluk


Yaşadığı şanssızlıkların ve kalp kırıklıklarının ardından Sunny, kendisine Afganistan'daki savaşın ortasında evim diyebileceği bir yer bulmuştu. Otuz sekiz yaşındaki Sunny, Kâbil'de işlettiği kafenin müdavimlerine Amerikan misafirperverliğiyle hizmet ederken kentte yaşayan yabancılarla da dostluklar kurmuştu.

Fakat aralarında İngiliz bir gazetecinin, Amerikalı bir danışmanın ve geniş bir çevresi olan zengin bir Amerikalı kadının da bulunduğu bu yabancılar dışında Sunny, dilleri ve mizaçları çoğu Batılı için anlaşılmaz olan, fakat kalpleri ve ruhlarıyla kimseden farkı olmayan Afganlarla da arkadaştı: Taliban'dan önceki günleri çok iyi hatırlayan ve artık yaşadığı ultra-modern ilişkiyi son derece gelenekçi oğlundan saklaması gereken anaç ve yaşlı Halajan ve herkesin hayatını tehlikeye atabilecek bir sırrı olan genç Afgan köylüsü Yazmina.

New York Times çoksatan yazarı Deborah Rodriguez bu etkileyici ilk romanında, siyasal ve toplumsal çatışmaların sisleriyle kaplı olsa bile dostluk, tutku ve umudun hâlâ varlığını sürdürdüğü uzak bir diyarın heyecan verici bir portresini sunuyor. 
(Tanıtım Bülteninden)

Akçay'dan Dönüş


Merhaba sevgili dostlarım nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Ben de iyiyim. Çok güzel bir hafta sonu geçirdim, anneciğimle birlikteydim. Her gün deniz kenarına gittik, Bir şeyler içtik. Döneceğim gün bile deniz kıyısındaydım. Akçay eşittir mutluluk. Akçay eşittir terapi.
Cumartesi günü Akçay'a gittim, Pazartesi günü çayımızı içip bir şeyler yedikten sonra eve dönüş yolculuğu başladı. En zor kısmı annemle vedalaşmaktı. İnşallah 20 gün sonra anneme kavuşacağım.
Eve dönüş kısmı heyecan vericiydi çünkü kızıma kavuşacaktım. Onu çok özlemiştim. Misicik te beni çok özlemiş. Dün bütün gün evdeydim, kızımın  gönlünü almış olabilirim. Akçay'a gitmek için şimdiden 1 ay 10 günü iple çekiyorum.
Şimdilik benden bu kadar sevgili dostlarım yeniden görüşünceye dek sevgiyle, dostça kalın!

13 Mayıs 2015

Annemin Gelini Olur musun?


"Annem bir gelini olsun istiyor. Ancak ben evlenmek istemiyorum, gençliğimi tek bir kadınla geçiremem. Anlarsın ya, her gece farklı bir çıtırın tadına bakmak varken tek kadına bağlı kalmak çok sık-" Aksen, "Kısa kes!" diye bir kez daha emretti.

"Peki... Seninle bir oyun oynayalım. Annemi gelin hayalinden vazgeçirecek tüm özelliklere sahipsin. Düşünüyorum da annemin gelini olur musun?" 

Yekta'nın şu hayattan istediği tek bir şey var: Her gece farklı bir kızla hayatın tadını çıkarmak! Yekta'nın annesi Elçin'in fani hayattan istediği yegâne şey ise oğluna hanım hanımcık, istediği gibi bir gelin bulabilmek! 

Hanım hanımcık gelin peşine düşen Elçin Hanım, çapkınlığın doruklarında dolaşan Yekta ve anneyi yıldırma operasyonunun kilit ismi Aksen  arasında neler yaşanacak? Sizce Aksen, Elçin Hanım'ın gelini olur mu, ne dersiniz?
(Tanıtım Bülteninden)

Bana Seni Seviyorum Deme ...


Sevmekten daha önemli şeyler vardır. Hissettirmek gibi koklayarak öpmek gibi. Bazen sevilmekten çok varlığını hissetmek istersiniz. Varlığını hissedemediğiniz birini sevemezsiniz. Kadınlar sevildiğini duymaktan çok hissetmek ister. Sevdiği adamın sevgisini hisseden kadından daha güzeli yoktur.

Sevdiği kadına sevgisini hissettiren erkeğin aşkına doyum olmaz. Ben bu kitapta kendimi sana hissettirmeye geldim. Ben sevdikçe hissettirdim, sen hissettikçe gittin. Oysa sen benim kalbimin kafası güzel haliydin. Ve o gün öyle bir gittin ki, ben o günden sonra kendimi hissetmedim. Ve o kalple seni sevdim...
(Tanıtım Bülteninden)