12 Mart 2014

Ayrılık



New Yorkta bir Broadway müzikalinin yeniden çevrimi için seçmelere katılma hakkı kazanan Bailey eline bir kez geçecek bu fırsatı değerlendirmeye kararlıdır. Fakat gerçekten de ailesini ve arkadaşlarını bırakarak şehirde tek başına yaşayabilecek mi? Peki ya Cody ne olacak? Ortadan kayboluşu Baileyyi gelecekleri için kaygılandırıyordu, aralarındaki aşk devam edebilecek miydi? Cody ise Cezaevindeki annesine daha yakın olabilmek için Indianapolisin dışında küçük bir yerde antrenörlüğe başlamıştır. Yeni arkadaşlar, aralarına giren mesafe ve ortaya çıkan durumlar Bailey Flanigan ile olan ilişkisinde çatlaklara neden olmuştur.
Sevgi, yalnızlık, büyük fırsatlar ve hatta daha büyük kararlar bu hikâyenin önemli noktalarını oluşturuyor.
(Tanıtım Bülteninden)




Evine Hoşgeldin



Sahip olduğu her şeyi talihsiz bir kaza sonucu kaybeden Gabe Callahan, sakin dağ kasabası Angels Restin ıssız bir dağ evinde tek başına yaşamaya başlar. Kendini yaşamdan soyutlamıştır. Yalnız ve beklentisiz sürdürdüğü yaşamı, kasabada yaşayan Nicole Sullivan ile karşılaşması sonrasında karışır. Gabein yorgun ve umutsuz hali Nicolee tanıdık gelir. Çünkü kendisi de yıllar önce yaşadığı büyük bir yıkımın ardından aynı şeyleri hissetmiş ve her şeyden uzaklaşmak için Angels Reste yerleşmiştir.
Tanışmalarının ardından yaşadıkları tesadüfler sonucu birlikte geçirdikleri bir gece, onlara hayatlarının belki de en büyük sürprizini hazırlamıştır. Ya aynı yerden ikinci kez kırılacak ya da ayağa kalkacaklardır.

"İkinci bir şansın ve sevginin nasıl da önemli olduğunu derinden hissetmenizi sağlayacak müthiş bir hikâye. Sakın kaçırmayın!"
Susan Wiggs

"Emily Marchın romanları, kalbinize de ruhunuza da iyi gelir."
Lisa Kleypas

(Tanıtım Bülteninden)

10 Mart 2014

Bir Aşk Çarpıntısı




Hayata yön veren büyülü anlar vardır…
Gansett Adasında tek çocuğuyla yaşayan ve çevresi tarafından çirkin iftiralara maruz kalan dul bir kadının hayatı, bir trafik kazasıyla tamamen değişir. Bisikletiyle işine gitmek üzereyken bir arabanın kendisine çarpmasıyla çalışamayacak hale gelen Maddie, tahmin bile edemeyeceği gelişmelerle karşılaşır. Varlıklı ve tanınmış bir ailenin en büyük oğlu Mac, bir hapishane olarak gördüğü ve üniversite bahanesiyle ayrıldığı adaya ailevi bir meseleden dolayı geçici süreliğine dönüş yapar. Doğup büyüdüğü yere adımını attıktan dakikalar sonra yaşadığı bir olay, genç adamın adaya dair düşüncelerini tamamen değiştirir. Gansett Adası, farklı hayatlara sahip iki insana kimi zaman yürekleri burkan kimi zaman yüzleri gülümseten bir oyun hazırlığındadır…
"İnsana iyi gelen hikâyesi, merak uyandıran karakterleri ve duygusal dokunuşlarıyla doyumsuz bir okuma sunan Bir Aşk Çarpıntısı, okuru yazarın sonraki kitapları için heyecanlandırıyor."
Joyfully Reviewed
"Bir Aşk Çarpıntısı, insana ilham veren büyüleyici bir roman. Marie Force, yarattığı karakterleri ve hayranlık uyandıran kurgusuyla okurla arasında güçlü bir bağ kurmayı başarıyor."
Booklist Online
"Marie Force, Bir Aşk Çarpıntısı ile sizleri aşkın karşı konulmaz gücüne bir kez daha inandırıyor."
Carly Phillips
(Tanıtım Bülteninden)

Meleklerim ve Dileklerim


Merhaba sevgili dostlarım nasılsınız? Dilerim iyisinizdir, keyfiniz, sağlığınız yerindedir. Ben de iyiyim, annem yanımda, Misi'm yanımda! Ben neler mi yapıyorum? Cumartesi günü ablam bana meleklerini gönderdi. Ben, meleklerimi aldım. Yanıma bir melek resmi aldım, bir kağıda dileklerimi yazdım. Yeşil elmayı yanlarına iliştirdim. Her akşam onları beyaz masa örtüsü olan masama koyuyorum. Ve yine masaya koyduğum  iki mumu iki saat süreyle yakıyorum. Sonra ne mi olacak? Perşembe sabahı elmamı yiyeceğim, dileklerimin yazılı olduğu kağıdı lavaboda yakacağım. Sonra da meleklerimi isteyen dostlarıma telefonla arayarak  göndereceğim! Dileklerimizin gerçekleşmesi dileğiyle!
 Hafta sonu okul için planlarımı hazırlıyorum, hafta içi sabahtan öğleye dek okuldayım, çocuklarla uğraşıyorum.
 Önümüzdeki hafta annemle İstanbul'a gideceğiz. Benim doktor kontrolüm var, annem 10 gün kadar İstanbul'da kalacak, seçimden sonraki gün Uzunköprü'ye gelecek.
Benden şimdilik bu kadar, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın! 





6 Mart 2014

Müsait Olunca Beni Sever misin Anne?




İçeri  girer girmez neşeyle bağırdı: "-Anne, biliyor musun bugün okulda ne oldu?"
"-Görmüyor musun? Telefonda konuşuyorum."
Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda...
Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.
Mutfaktan tencere sesleri geliyordu, koşarak yanına gitti: "-sana yardım edeyim mi dedi en sevimli halini
takınarak. Annesi manalı manalı baktı: "- Hayırdır, bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten." Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır: "-nasıl yorulmuş yavrucak, uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu?
"-Anneciğim, yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın, anneannem öyle söylüyor."
"-Uykuya dalayım da gül kokuları eksik kalsın, yorgunluktan ölüyorum."
Bu sözcükten nefret ediyordu "yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken..."
"-Anneciğim sen yorulma diye..."
"-Yemekte konuşuruz çocuğum, bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Haydi sen oyna biraz."
Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eee... Ben de oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem.
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç  bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. "-Mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.
Çocuk sırt üstü yatıp anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.
Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. "- Bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Sonra ışıklar geldi. Kadın, çocuğun hiç konuşmadığını fark etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı: "-İşin bitince beni sever misin anne" dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

*Lütfen sevgimizi yarınlara ertelemeyelim.
*Kendimizi hayat  telaşına kaptırıp sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.
*Unutmayalım ki yaşamın en güzel yanı sevgidir.
*Unutmayalım ki yarın kimseye vaat edilmemiştir.














5 Mart 2014

Kurt Seyit ve Şura


Sevgili dostlarım merhaba! Dün "Kurt Seyit ve Şura" dizisi dün akşam Star Tv'de başladı. Sonuna dek seyretmedim ama bundan sonraki bölümleri kesinlikle izleyeceğim. 2011 yazında" Kurt Seyit ve Şura" kitabını Ayvalık'ta Hande abladan alıp okumuştum, çok beğenmiştim, çok sürükleyici ve etkileyiciydi. Şimdi de "Dedem Kurt Seyit ve Ben" çıkmış, sabah iletilerime göz attığımda D&R'ın mesajında gördüm. Nermin Bezmen yine döktürmüş, özetine baktım oradan anladım. Geçen hafta Cuma günü İnkılap Kitabevi'nde dikkatimi çekseydi alırdım. Neyse en kısa zamanda alırım ve okurum. Ama siz dostlarıma  şimdiden alıp okumanızı öneririm.
Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

Dedem Kurt Seyit ve Ben



Canım dedem Kurt Seyit,

Seninle hiç rastlaşmadık!

Ben doğmadan çok önce, sen buralardan göçüp gitmiştin, hayatımın kahramanı olacağını bilmeden, kendi ölümünü kendin seçip isteyerek, geride derin yaralar açıp terk etmiştin her şeyi ve herkesi... Çocukluğumdan beri annemden ve anneannemden dinlediğim bütün masalların kahramanları arasında benim en hayran olduğum sadece sendin. Senin harika bir öykü kahramanı olacağını düşünürdüm, hakkında anlatılan onca şeyi dinlerken... Küçük, camekânlı büfenin üzerinde, çerçeve içinde duran sepya fotoğrafın, başkalarından dinlediklerimin çok ötesinde uzun öyküler anlatırdı bana sessizce.

İskemleyi büfenin önüne çeker, dirseklerimi dayayıp uzun uzun seyrederdim; çarlık üniforman, çizmelerin, kılıcınla çektirdiğin o fotoğrafı. Seni, daha üç yaşındayken ve inan bana o yaşında hiçbir çocuğun dedesini sevemeyeceği kadar çok seviyordum, sadece bana fısıldadıklarından dolayı. Sen benim için, artık ulaşamayacağım, kaybolmuş bir zamanın, sınırları değişmiş, o gün için hiç gidemeyeceğim bir ülkenin, kitabı hiçbir zaman yazılmamış isimsiz bir kahramanıydın. Hem uzak bir masal zamanda kalmış, hem de kendime çok yakın hissettiğim, hüzün veren bir kayıptın...

Erkeklerin kadınlarını baş tâcı ettikleri, kadınların erkeklerinin sevgi dolu yoldaşları oldukları bir aile geçmişimin masalsı kahramanı dedem Kurt Seyitle beraber yaşadığım ruhsal yolculuğun hikâyesi… Benim Matruşka zamanlarım…
(Tanıtım Bülteninden)