24 Şubat 2011

Tanrı'nın Adaleti


"Tanrı'nın değirmeni ağır ama iyi öğütür."
*GEORGE HERBERT

22 Şubat 2011

Gençlik-Yaşlılık


Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi neticesinde yaşlıdır.
Cesareti neticesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.
İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir.
Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi, ruhu buruşturur.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, hâlbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak, bir dağa tırmanmak gibidir... Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
Beynimiz, yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.

William Ewart Gladstone


Resimle ilgili olarak şunu belirtmek isterim. Atları her zaman çok duyarlı, duygusal, soylu ve de bilge varlıklar olarak görüyorum. Onlara hayranlık duyduğumu da belirtmek istiyorum.

20 Şubat 2011

Ne Kusursuz İnsan Ara, Ne de İnsanda Kusur


Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta,
bir Mevlevi ile bir Bektaşi''nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına
yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini
izlemek için geldiğini söyler.

Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi
yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.
Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların
giysilerine takılır.
Mevlevi'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem
içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca
kolları değil, elleri de kapatmaktadır.
Bektaşi'nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.
Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa
olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.
Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.

Büyük merakla, önce Mevlevi'ye sorar:
"Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel
bir sebebi var mı?"
Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.
İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek
kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:
"Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını,
ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız."

Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi''ye döner:
"Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve
kısa?
Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?"
Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra
gülümser ve adama bakarak şöyle der:
"Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur.
Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz."
*
ÖZETLE:
Seveceksen öylece sev.
Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.
Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur,
öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni
mutsuz eder. Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için
mutsuz olursun...*

*Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.
[Mevlana]*
*Yaşam paylaşmakla... Hayat sevince güzel...*

8 Şubat 2011

KAVANOZ VE KAHVE


Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,

Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,

O zaman; mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…

İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi şöyle;
Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir.
Ders başladığında;
Hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır.

Sonra da kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur.
Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.
Bunun üzerine;
profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker.
Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar.
Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler yine hep birlikte;
‘evet doldu’ derler.
Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Profesör yine aynı soruyu sorar.
Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.
Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır.
Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye.
Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar…
Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;
‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
Tenis topları;
Hayatınızdaki önemli şeylerdir.
Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter..
Çakıl taşları ise;
Sizin için daha AZ önemli olan diğer şeylerdir.
Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi..
Kum ise;
diğer ufak tefek şeylerdir.
şayet kavanoza önce kum doldurursanız;
Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir.
Vaktinizi ve enerjinizi;
Ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz;
Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.
Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.
Sağlığınıza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’

Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar;

‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’
Profesör gülerek cevaplan;
‘Bu soruyu bekliyordum.
Hayatınız NE kadar dolu olursa olsun;
Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’

3 Şubat 2011

Unutmadık, Unutmayacağız



Sen aramızdan ayrılalı tam 12 yıl olmuş, yokluğuna alışılmaz sanıyordum. Ama sen, yüreğimizde yaşıyorsun aslında, bizimlesin!Seninle büyüdük ama çocuklarımızı seninle büyütemedik. Senin videoların, şarkılarınla çocuklarımı büyüteceğim!










24 Ocak 2011

Seni, Sizi Unutmadık, Unutmayacağız

Uğur Mumcu, seni unutmadık, unutmayacağız. Senin nezdinde Gaffar Okkan'ı ve Recep Yazıcıoğlu'nu ve Hrant Dink'i de saygıyla anıyorum! Senin nezdinde Deniz Gezmiş'i, Yusuf Aslan'ı, Hüseyin İnan'ı da saygıyla anıyorum!
Sizler kocaman yürekli, ölümden korkmayan insanlar oldunuz! Aydınlık yarınlar için yanmayı göze aldınız yürekli yiğitler!
Sizler, ortadan kaldırılınca unutulursunuz zannedildi. Ama en güzel dersi unutulmayarak, saygıyla-sevgiyle anılarak verdiniz! Sizler, içimizde yaşıyorsunuz, ölmediniz!

"Hak bellediğin yolda yalnız da olsan gideceksin!"

Tevfik Fikret



13 Ocak 2011

İstanbul'da Ege Çipurası Lezzeti


İstanbul'da geçirdiğim Bayram tatilinden kalma bir resim bu! Çok çok lezzetli ve çok pratik. Balığın tadına varmak için kişi başına ikişer paket tüketmek gerekiyor. Yanına da bol salata! Üstüne de tatlı ve kahve! Değmeyin keyfime!



Annecim, iyi ki varsın, iyi ki bu hemen her keyfi paylaşabiliyoruz!

30 Aralık 2010

Mutlu Yıllar


Sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, keyifli, mutlu nice yıllar geçirmeniz dileğiyle!
Sımsıcacık sevgiler!

27 Aralık 2010

Sımsıcacık Bir Yeni Yıl İçin


Merhaba, "Sımsıcacık Bir Yeni Yıl İçin" etkinliğine katılmak için yorum bırakmadınız ama olsun!
Önemli olan ruhunuzu şımartmak için çaba harcamak. Kendiniz için birşeyler yapıp ta benimle paylaşırsanız mutluluğum katlanır.





Anlaşılan çok severek gezdiğim, buralarda hasret kaldığım, her bütçeye göre kaliteli ürünler bulabileceğimiz Watsons mağazasına bayram tatilimin son günü gidince kendimi kaybedip annemle kendi ruhumu şımartacak pek çok ürün bulup alabilmişim.
En çok ta kendi ruhumu şımartmışım. Yeni yıl haftası oyunca da bazı ürünlerde bir alana bir bedava kampanyası devam edecek. Yeniden gidemediğim için hayıflanıyorum desem! Ben, son zamanlarda tam bir alışverişkolik olmuşum anlaşılan!


Kendi ruhumu şımartmak için aldıklarımı siz dostlarımla paylaşıyorum. Ve sizin ruh şımartma öykülerinizi de merakla bekliyorum.
Tabii yeni yılda annemin evine gidebilecek olmanın da en büyük ruh şımartma seansı olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım! Kar buz, hastalık olmazsa! Allah izin verirse!
Şimdiye dek hiçbir yılbaşında annemden ayrı kalmadım. Kalmamayı da diliyorum!
Yeniden buluşuncaya dek dostça kalın!

Not: Dalan ruh şımartma seti Uyum Market'ten!

Tefal Sen Her Şeyi Düşünürsün



İyi ki varsın Tefal, ürünlerin özellikle çalışan kadının yaşamını ne kadar kolaylaştırıyor, zamandan tasarruf etmesini sağlıyor!
Ocağını, fayansını kirletmeden kızartma yapıp bir yandan da diğer işlerini halledebiliyorsun!Gerçekten de sen her şeyi düşünüyorsun!


12 Aralık 2010

Yeniden Yaşamaya Başlamak



İki buçuk yılı aşkın bir süredir üzerimde bir ölü toprağı vardı adeta. Geçen yıl, yeni yıl hazırlıkları yapmak zul geliyordu, adeta yüreğim sızlıyordu. Ama artık o ölü toprağını üzerimden atıp yeniden yaşamaya başladım. Güçlendim. Annem de mutlu, huzurlu, migren atakları azalmış kızının durumundan hoşnut. Müdürüm, dinginliğimin farkında. Cuma günü, bunu ifade etti.Bu sözler gelecek sene de tam gün sınıfını bana vermeyi düşündüğünün ön sızıntısı mıydı, bilmem artık! ;)))


(Mumluklarla yapılan etkinlik te müdürümden, öyle güzel ki paylaşmadan edemedim)

Kendimi, işime verdim. Gereksiz dertler, üzüntüler yok artık! Artık kimse beni üzemezmiş gibi geliyor.Her an ne yaratabilirim, ne yapabilirim diye düşünüyorum. Rüyamda bile yeni yollar, çözümler buluyorum. Anka kuşu gibi küllerimin arasından yeniden doğmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Yeni yılın getirdiği coşkuyla yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı sizlerle paylaşmayı sürdüreceğim. Beni izlemeye devam edin.
Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

4 Aralık 2010

Sımsıcacık Bir Yeni Yıl İçin


Merhaba dostlarım, annem yanımda, keyfim yerinde!
İleti kutuma gönderilen duvar kağıtlarını görünce dayanamayıp yeniden bir yeni yıl etkinliği düzenleme kararı aldım.
Ama bu etkinlik diğerlerinden farklı. Bu kez blog arkadaşlarımıza değil de sevdiklerimize, ruhumuzu şımartmak için kendimize aldığımız özel armağanları blogumuzda paylaşacağız.
Etkinliğe katıldığınızı bana gönderdiğiniz yorumlardan anlayacağım. Aynı başlığı kullanarak hediyelerinizi, mutlu an'larınızı bizlerle paylaşırsanız ne güzel olur! Yeni yıl gecenizi de paylaşabilirsiniz!

Yeniden buluşuncaya dek dostça kalın!

1 Aralık 2010

NAZENDEM


Gecelerimi Ateş Böceklerinin dansları süslerken,
Gündüzüm Kuşların şarkılarıyla bayram ederken,
Yüreğim Senin AŞK'ınla seyri seferdeyken.
Ne oldu nasıl olduda bir anda bıçak gibi kesiliverdi,
seni taşıyan damarlarım.
Sen içimdeyken Yüreğimin çırpınışları,
asi okyanusların deli dalgaları gibiydi.
Sen damarlarımdayken
Nabzım düğün alaylarındaki davullar gibi bileklerime vururdu.
Ahhh Nazendem
ne oldu da bir anda bıçak gibi kesiliverdi nabzımın atışları.
Ne olduda böylesine deli asi olan okyanusum bıraktı
kendini durgunluğun bağrına.
Sen varken içimde en mucizevi hazineye sahipti ruhum,
sen gittiğinden beri mirası kaldı ayrılığın gözyaşları gözlerimde.
Ahh Nazendem
Şimdilerde benim için Şarkılarda varsın,
geçmişe dönük anılarda,
bir de her sarılmak istediğimde beni acıtan boş kollarımda......

Şiiri bizlerle facebook'ta paylaşan Hüseyin Yıldız'a sonsuz teşekkürler!
Emeğine, yüreğine sağlık!

Not: Şiire orekide resmi eklememin nedeni, kadın ruhunun bir orkide gibi kırılgan, zarif, soylu oluşundandır.

Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın! Yarın annişim geliyor, yüreğim kıpır kıpır!
Mutlu kedi modundayım. ;))

29 Kasım 2010

Misi Hanım'ın Ev Halleri


Yaptığı muzurluğu fark ettirene dek sabırla bekler, gözler kocaman, soru sorarcasına.
Adeta "ne yaptığımı ne zaman göreceksin de güleceksin" der gibi.



15 Kasım 2010

İyi Bayramlar


Hani Peygamber efendimiz de demiş ya "benim dinim bana, senin dinin sana" diye o misal ben dört ayaklı dostlarımızın kesilmesine kıyamayarak bağışta bulunmayı tercih edenlerdenim!Ama hem adağını yerine getirip hem de bağışta bulunanlara da helal demek gerek! Bu arada uzatacak bir yardım eline gereksinm duyan o kadar çok küçük yavru var ki! Bilip, görüp yok sayamazsınız, onlardan sorumlusunuzdur artık. Yok saymaya içiniz elvermez!

Hepimize bayram tadında günler geçirmek dileğiyle! Dostça kalın!

Doğum Günüm Kedim ve Kitaplarım


Misi ve benim için büyük tatil başladı. Cmuartesi sabahı yola çıktık, İstanbul'a, öz evimize geldik. Kızım ve ben, annemin evinde resetlendik, formatlandık, fabrika ayarlarımıza geri döndük. ;))) Yani dinleniyoruz, kendimize geliyoruz.
Anne evi, anne yemekleri, anneyle düzenlenen etkinlikler, Aytül ile buluşma gibisi var mı?
Misi, İpsala'da bütün gün yalnız olduğu için tatminsiz oluyor. Burada çok mutlu, keyifli. Doyuma ulaştı.


Bugün benim doğum günüm. Artık 40 yaşındayım, 60'tan 20 önce, 20'den 20 yaş sonra. Kendime doğum günü hediyesi olarak bir sürü kitap aldım.İkisini de yanımda getirdim.
Aynı zamanda bayram tatil kitapları bunlar! Diğerlerini de yeri geldikçe sizlerle paylaşacağım. Yeni kitaplar yine alınacak. Ölene dek okumaktan vazgeçmek yok. Okumaya, öğrenmeye, öğrendiklerini paylaşmaya adanmış bir ömür! Benim için de yaşamın anlamı bu! Sevdiklerimi, güzellikleri, öğrendiklerimi sevdiklerimle paylaşmak.


İki kitap ta sevdiklerimizle ilişkilerimizi yeniden düzenlemek amaçlı yazılmış. Sağlıklı, mutlu, doyumlu ilişkiler kurabilmek amaçlı. Bağımlılıktan bağlılığa geçişi sağlamaya yardımcı.
Her eve lazım kitaplardan!Kitaplıklarımızda baş köşeye konmalık. İlişkilerine önem verenlere, özenle büyütmeye çalışanlara hararetle önerilir!



Benden şimdilk bu kadar! Yeniden buluşuncaya kadar dostça kalın!

10 Kasım 2010

Seni Unutmayacağız


Atam, seni saygıyla anıyoruz! Seni asla unutmayacağız.

7 Kasım 2010

Anne Faktörü


Yeniden merhaba! Elimize bir fincan sıcak çayımızı ya da kahvemizi alalım, yazımıZı okumaya devam edelim. Bugün de şu anda okumakta olduğum bir kitabı paylaşacağım sizlerle.
"Anne Faktörü" annesiyle ilişkilerini yeniden düzenlemek isteyen tüm evlatlar için yazılmış bir kitap. Annemizi çok severiz, didişmeden de duramayız. Sanki biraz ne senle ne de sensiz durumu egemendir.
Bu kitabı okurken anne çeşitlemeleriyle karşılaşacağız,kendi iletişim biçimimizle yüzleşeceğiz. Daha sağlıklı, doyum verici, kaliteli ilişkiler kurabileceğiz. eve lazım bir kitap. "Sınırlar" kitabının yazarlarının çalışması bu. Okumaya başladığınız an dan itiibaren insanı sarıyor.

Benden şimdilik bu kadar! Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

27 Ekim 2010

Yağmurlu Kitaplı Bir Gün


Yağmurlu, sakin, kitap okunası bir gün. Çocuklarım çok az! Sınıf sakin! Planlarımı da hazırlayabildim, etkinliklerimi de yapabildim. Yazı da yazabiliyorum. Çocuklarıma, bilgisayarımdan film bile seyrettirdim.
Kazan dairesinde bir sorun çıktı. Su, lavabo kullanımı sorun yaratacağı için öğleden sonra çocuklar çağrılmadı.
Yarın da zaten yarım gün! Sonra hayırlısıyla Misiciğimi alacağım ve ver elini istanbul!
Şimdi çayımızı yudumlayalım. Ve kitabımızı da elimize alalım. Mümkünse battaniyemize sarınalım. Hele bir de kedimiz, köpeğimiz varsa değmeyin keyfimize!
Nevzat Tarhan' ın kitabını 15 gün kadar önce İstanbul'dan aldım.Farkına varmadan yaptığımız hataları keşfedip daha doyumlu bir hayat yaşamak mümkün.
Kişisel gelişim kitapları çok güzeldir. Vaat ettikleri de fazladır. Beklentiyi yüksk tutar. Siz, yükselttiğiniz çıtaya uygun davranamazsanız yıkımı da büyük olur!
Kendinizi gerçekçi değerlere göre yargılamış olmamış olursunuz.
İşte burada uzman doktorların yazdığı gerçekçi kitaplar imdada yetişir. Bize rehberlik eder.
En güzel yolculuk insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. Hepimize kendiyle barışık günler diliyorum. Dilerim bir gün bu dünyada herkes kendisiyle barışık olur. O zaman çatışmalar da çıkmaz. Ütopya güzeldi ama değil mi?
İpsala, bugün çok soğuk ve yağmurlu. Fırtınalı!
Benim çocuklarım yeniden film izlemek istiyorlar! Şimdilik hoşçakalın!

23 Ekim 2010

YALANCI BAHAR


Arkadaşım Burcu ve kardeşi Burak babalarını kaybettiler. Geçtiğimiz Çarşamba akşamı arkadaşımın babasını kaybettik.
Yazın bir ara çok zayıflamış, halsiz düşmüştü. Sonra toparlamıştı. Yürüyebiliyor, konuşabiliyordu. Zor da olsa yemek yiyebiliyordu. İyileşiyor zannettik, sevindik.
Geçici iyileşmeymiş. Kandırmaca iyileşme. Yalancı bahar çabucak sona erdi.
İki üç ay içersinde kanser, tüm vücuduna yayılmış, beyin dışında bütün organlar iflas etmiş.
Yoğun bakımdı, makineye bağlanmaktı,yoğun bakımdan çıkarılmaktı derken hızla son yolculuğa çıkma zamanı geldi. Yoğun bakımdan çıkarılışının ertesi akşamı Hulki Bey'i kaybettik.
Ne kadar acımasız, insanları kandıran bir iyileşme gösteren sonra eriten bir hastalıksın sen kanser! Sen,hastayı göz göre göre eritirken yakınındakiler çaresizlikle, üzüntüyle her gün ölüyorlar!
Yalancısın kanser!
Allah,rahmet eylesin. Burcu ve Burak'a da sabır versin!

10 Ekim 2010

Yaşam Ölüm ve Karmaşa


Bu yıl, okulda çok karmaşa yaşandı. Ben, yarım gün çalışırken mesaim tam gün oldu.
Sabah sekiz, akşam beş.
Ayrıca özel yaşantımda çalkantılar yaşadım,yaşamaktayım da. Yalnızım, yapayalnız. İçimde kocaman bir boşluk var, kırgınım. Ama kırgınlık bana özgü değil, ben kırılamam. Kırılsam da her şeyin bir bedeli vardır. O bedel de kırgınlık ve de yalnızlıktır ki bu da bana müstahaktır. Yeter ki isteklerinle kızgınlık uyandırma. İsteklerine ulaşmak için çaba harcama. Hatalar bilinse de fayda etmez. Ama hiç bir hata tek taraflı değildir. Mutlaka iki tarafın da suçu vardır.Ama bir kişi günah keçisi ilan edilir. Cezalandırılır, manevi yönden yoksun bırakılır.
Hiç kimsenin yargı tanrılarına gereksinimi yok.Herkes sadece anlaşılmak ister.
Ben, buradan yalnızlığı sevene bol bol huzur diliyorum. Kimilerine yalnızlık bir ceza kimilerine de ödül gibi gelir. Kimi zaman hepimizin yalnız kalmaya gereksinimi vardır, o başka!
Bu arada çok sevdiğim arkadaşımın babası hasta. Kanser. Dün, hastaneye kaldırılmış, burnundan beslenmesi için hortum takmışlar. Yataktan kalkamıyor. Ve bugün bilincini yitirmiş.Arkadaşımla konuşmaya çalıştım,ne diyeceğimi bilemeyerek. Ne söylesen yanlıştır sanki. Batacaktır istemeden.
Son yolculuğu bilerek teselli etmeyi nasıl başarabilir ki insan, arkadaşının yüreği kan ağlarken. Allah, şimdiden sabır versin!
Uzunca bir süredir blogu boşlamışım,içimden yazı yazmak gelmiyor. Ben de hem yaşadıklarımı paylaşmak hem de yazma işini daha fazla ihmal etmek istemedim.
Benden şimdilik bu kadar!

18 Eylül 2010

ANNEMİN ENFES DOLMASI


Selammm, yine uzunca bir süredir tarif yayımlamıyorum değil mi? Yine şeytanın bacağını kırmaya karar verdim ve annişimin enfess görünümlü biber dolmasını yayımlamaya karar verdim.
Bu arada ben, İpsala'dayım. Bu yıl da beş yaş grubunu aldım. Hepsi birbirinden şeker öğrencilerim oldu. Karma bir sınıf, üç, dört yaş ta var yani. Alıştırma haftası geçti, asıl yoğunluk Pazartesi günü başlayacak. Hadi hayırlısı! Ben, zaman zaman minişlerle yaptıklarımızı burada paylaşacağım sizlerle.



Şimdi dolma tarifimize geçelim mi?

Malzemeler:

8-10 tane iri dolmalık biber

3 orta boy soğan

1 yemek kaşığı kuşüzümü

1 su bardağı pirinç

½ su bardağı zeytinyağı

2 su bardağı su

4-5 dal maydanoz

4-5 dal dereotu

4-5 dal nane

Yenibahar,Karabiber,Şeker,Tuz

Yapılışı:

Biberlerin sapları çıkarılır. Zeytinyağı kızdırılır. Üzerine ince kıyılmış soğanları ilave edilir, kahverengileşinceye kadar kavurmaya devam edilir.

Pirinç, 1,5 su bardağı su, kuşüzümü, şeker, tuz, karabiber ve yenibaharı ekleyip, suyunu çekene kadar pişirilir.

Maydanoz, dereotu ve naneyi ince kıyılır, iç malzemesine eklenir, iyice karıştırılır. Ilınan harç biberlere doldurulur. Domatesi iri iri doğrayarak biberlere kapak yapılır. Üzerine yarım su bardağı su eklenir, biberler pişene kadar pişirilir.



Not: Biz, malzemeyi iki kat arttırdık.



Anasına bak kızını al!

Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

9 Eylül 2010

Türkan Saylan

O, sağlık ve eğitim alanında lider oldu! Onun kadar idealist, sevecen, hümanist, görev aşkı olan insanlar maalesef çok değil bu yeryüzünde! Çoğu insan işini sevmez, kanıksar, ne kadar köfte o kadar ekmek zihniyetine sahip olarak iş görürken Türkan Saylan gibi insanların varlığı mucize gibi gelir bize! Onun mücadeleciliği, başardıkları bizlere ilham vermeli. Güç vermeli!
Bir Türk vatandaşı olarak onun giderken ardında bıraktığı değerlere sahip çıkmalıyız.
Bu bizim görevimiz!

Not: Bayram, kitap okumak için çok iyi bir fırsat sunuyor! Bizim gibi bu günleri az da olsa tatil olarak değerlendirebilenlere elbette!

Sevgiyle, dostça kalın!

8 Eylül 2010

Mutlu Bir Bayram Dileğiyle

Sevgili Dostlarım, tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıkla, mutlulukla, keyifle neşeyle nice bayramlar geçirmeniz dileğiyle!

2 Eylül 2010

Annemin Böğürtlen Reçeli


Uzunca bir süredir blogumu boşladığımın farkındayım. Tatildeydim de üstelik. Geçerli bir mazeretim de yok gibi.
Ben de anneciğimin enfes böğürtlen reçeli ile telafi yoluna gitmeye karar verdim.Kötü de etmedim sanırım! Ne dersiniz?
Annişim, benim canım ne reçeli istese yapar! Çok ta güzel olur! Eline, yüreğine sağlık annişim!



Malzeme:

1 kilo böğürtlen

750 gram toz şeker

2-3 damla limon suyu

Not: Biz, bu ölçüyü yarıya indirdik.

Yapılışı:
1-Böğürtlenler, bol suyla yıkanıp suyu süzülünceye kadar süzgeçte bekletilir.

2- Süzme işleminden sonra bir tencereye koyup üzerine şekeri ilave edilir. Bir gece bu şekilde bekletilir.

3- Ertesi gün kısık ateşte karıştırmadan pişirilir. Üzeri köpüklendikçe tahta kaşıkla köpükleri alınır.

4- Ateşten indirildikten sonra iki üç damla limon suyu eklenir. Ilınıncaya kadar bekletilip, ılık halde kavanozlara koyun.

Afiyet Olsun!


En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle! Kocaman sevgiler!