12 Aralık 2010

Yeniden Yaşamaya Başlamak



İki buçuk yılı aşkın bir süredir üzerimde bir ölü toprağı vardı adeta. Geçen yıl, yeni yıl hazırlıkları yapmak zul geliyordu, adeta yüreğim sızlıyordu. Ama artık o ölü toprağını üzerimden atıp yeniden yaşamaya başladım. Güçlendim. Annem de mutlu, huzurlu, migren atakları azalmış kızının durumundan hoşnut. Müdürüm, dinginliğimin farkında. Cuma günü, bunu ifade etti.Bu sözler gelecek sene de tam gün sınıfını bana vermeyi düşündüğünün ön sızıntısı mıydı, bilmem artık! ;)))


(Mumluklarla yapılan etkinlik te müdürümden, öyle güzel ki paylaşmadan edemedim)

Kendimi, işime verdim. Gereksiz dertler, üzüntüler yok artık! Artık kimse beni üzemezmiş gibi geliyor.Her an ne yaratabilirim, ne yapabilirim diye düşünüyorum. Rüyamda bile yeni yollar, çözümler buluyorum. Anka kuşu gibi küllerimin arasından yeniden doğmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Yeni yılın getirdiği coşkuyla yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı sizlerle paylaşmayı sürdüreceğim. Beni izlemeye devam edin.
Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

4 Aralık 2010

Sımsıcacık Bir Yeni Yıl İçin


Merhaba dostlarım, annem yanımda, keyfim yerinde!
İleti kutuma gönderilen duvar kağıtlarını görünce dayanamayıp yeniden bir yeni yıl etkinliği düzenleme kararı aldım.
Ama bu etkinlik diğerlerinden farklı. Bu kez blog arkadaşlarımıza değil de sevdiklerimize, ruhumuzu şımartmak için kendimize aldığımız özel armağanları blogumuzda paylaşacağız.
Etkinliğe katıldığınızı bana gönderdiğiniz yorumlardan anlayacağım. Aynı başlığı kullanarak hediyelerinizi, mutlu an'larınızı bizlerle paylaşırsanız ne güzel olur! Yeni yıl gecenizi de paylaşabilirsiniz!

Yeniden buluşuncaya dek dostça kalın!

1 Aralık 2010

NAZENDEM


Gecelerimi Ateş Böceklerinin dansları süslerken,
Gündüzüm Kuşların şarkılarıyla bayram ederken,
Yüreğim Senin AŞK'ınla seyri seferdeyken.
Ne oldu nasıl olduda bir anda bıçak gibi kesiliverdi,
seni taşıyan damarlarım.
Sen içimdeyken Yüreğimin çırpınışları,
asi okyanusların deli dalgaları gibiydi.
Sen damarlarımdayken
Nabzım düğün alaylarındaki davullar gibi bileklerime vururdu.
Ahhh Nazendem
ne oldu da bir anda bıçak gibi kesiliverdi nabzımın atışları.
Ne olduda böylesine deli asi olan okyanusum bıraktı
kendini durgunluğun bağrına.
Sen varken içimde en mucizevi hazineye sahipti ruhum,
sen gittiğinden beri mirası kaldı ayrılığın gözyaşları gözlerimde.
Ahh Nazendem
Şimdilerde benim için Şarkılarda varsın,
geçmişe dönük anılarda,
bir de her sarılmak istediğimde beni acıtan boş kollarımda......

Şiiri bizlerle facebook'ta paylaşan Hüseyin Yıldız'a sonsuz teşekkürler!
Emeğine, yüreğine sağlık!

Not: Şiire orekide resmi eklememin nedeni, kadın ruhunun bir orkide gibi kırılgan, zarif, soylu oluşundandır.

Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın! Yarın annişim geliyor, yüreğim kıpır kıpır!
Mutlu kedi modundayım. ;))

29 Kasım 2010

Misi Hanım'ın Ev Halleri


Yaptığı muzurluğu fark ettirene dek sabırla bekler, gözler kocaman, soru sorarcasına.
Adeta "ne yaptığımı ne zaman göreceksin de güleceksin" der gibi.



15 Kasım 2010

İyi Bayramlar


Hani Peygamber efendimiz de demiş ya "benim dinim bana, senin dinin sana" diye o misal ben dört ayaklı dostlarımızın kesilmesine kıyamayarak bağışta bulunmayı tercih edenlerdenim!Ama hem adağını yerine getirip hem de bağışta bulunanlara da helal demek gerek! Bu arada uzatacak bir yardım eline gereksinm duyan o kadar çok küçük yavru var ki! Bilip, görüp yok sayamazsınız, onlardan sorumlusunuzdur artık. Yok saymaya içiniz elvermez!

Hepimize bayram tadında günler geçirmek dileğiyle! Dostça kalın!

Doğum Günüm Kedim ve Kitaplarım


Misi ve benim için büyük tatil başladı. Cmuartesi sabahı yola çıktık, İstanbul'a, öz evimize geldik. Kızım ve ben, annemin evinde resetlendik, formatlandık, fabrika ayarlarımıza geri döndük. ;))) Yani dinleniyoruz, kendimize geliyoruz.
Anne evi, anne yemekleri, anneyle düzenlenen etkinlikler, Aytül ile buluşma gibisi var mı?
Misi, İpsala'da bütün gün yalnız olduğu için tatminsiz oluyor. Burada çok mutlu, keyifli. Doyuma ulaştı.


Bugün benim doğum günüm. Artık 40 yaşındayım, 60'tan 20 önce, 20'den 20 yaş sonra. Kendime doğum günü hediyesi olarak bir sürü kitap aldım.İkisini de yanımda getirdim.
Aynı zamanda bayram tatil kitapları bunlar! Diğerlerini de yeri geldikçe sizlerle paylaşacağım. Yeni kitaplar yine alınacak. Ölene dek okumaktan vazgeçmek yok. Okumaya, öğrenmeye, öğrendiklerini paylaşmaya adanmış bir ömür! Benim için de yaşamın anlamı bu! Sevdiklerimi, güzellikleri, öğrendiklerimi sevdiklerimle paylaşmak.


İki kitap ta sevdiklerimizle ilişkilerimizi yeniden düzenlemek amaçlı yazılmış. Sağlıklı, mutlu, doyumlu ilişkiler kurabilmek amaçlı. Bağımlılıktan bağlılığa geçişi sağlamaya yardımcı.
Her eve lazım kitaplardan!Kitaplıklarımızda baş köşeye konmalık. İlişkilerine önem verenlere, özenle büyütmeye çalışanlara hararetle önerilir!



Benden şimdilk bu kadar! Yeniden buluşuncaya kadar dostça kalın!

10 Kasım 2010

Seni Unutmayacağız


Atam, seni saygıyla anıyoruz! Seni asla unutmayacağız.

7 Kasım 2010

Anne Faktörü


Yeniden merhaba! Elimize bir fincan sıcak çayımızı ya da kahvemizi alalım, yazımıZı okumaya devam edelim. Bugün de şu anda okumakta olduğum bir kitabı paylaşacağım sizlerle.
"Anne Faktörü" annesiyle ilişkilerini yeniden düzenlemek isteyen tüm evlatlar için yazılmış bir kitap. Annemizi çok severiz, didişmeden de duramayız. Sanki biraz ne senle ne de sensiz durumu egemendir.
Bu kitabı okurken anne çeşitlemeleriyle karşılaşacağız,kendi iletişim biçimimizle yüzleşeceğiz. Daha sağlıklı, doyum verici, kaliteli ilişkiler kurabileceğiz. eve lazım bir kitap. "Sınırlar" kitabının yazarlarının çalışması bu. Okumaya başladığınız an dan itiibaren insanı sarıyor.

Benden şimdilik bu kadar! Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

27 Ekim 2010

Yağmurlu Kitaplı Bir Gün


Yağmurlu, sakin, kitap okunası bir gün. Çocuklarım çok az! Sınıf sakin! Planlarımı da hazırlayabildim, etkinliklerimi de yapabildim. Yazı da yazabiliyorum. Çocuklarıma, bilgisayarımdan film bile seyrettirdim.
Kazan dairesinde bir sorun çıktı. Su, lavabo kullanımı sorun yaratacağı için öğleden sonra çocuklar çağrılmadı.
Yarın da zaten yarım gün! Sonra hayırlısıyla Misiciğimi alacağım ve ver elini istanbul!
Şimdi çayımızı yudumlayalım. Ve kitabımızı da elimize alalım. Mümkünse battaniyemize sarınalım. Hele bir de kedimiz, köpeğimiz varsa değmeyin keyfimize!
Nevzat Tarhan' ın kitabını 15 gün kadar önce İstanbul'dan aldım.Farkına varmadan yaptığımız hataları keşfedip daha doyumlu bir hayat yaşamak mümkün.
Kişisel gelişim kitapları çok güzeldir. Vaat ettikleri de fazladır. Beklentiyi yüksk tutar. Siz, yükselttiğiniz çıtaya uygun davranamazsanız yıkımı da büyük olur!
Kendinizi gerçekçi değerlere göre yargılamış olmamış olursunuz.
İşte burada uzman doktorların yazdığı gerçekçi kitaplar imdada yetişir. Bize rehberlik eder.
En güzel yolculuk insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. Hepimize kendiyle barışık günler diliyorum. Dilerim bir gün bu dünyada herkes kendisiyle barışık olur. O zaman çatışmalar da çıkmaz. Ütopya güzeldi ama değil mi?
İpsala, bugün çok soğuk ve yağmurlu. Fırtınalı!
Benim çocuklarım yeniden film izlemek istiyorlar! Şimdilik hoşçakalın!

23 Ekim 2010

YALANCI BAHAR


Arkadaşım Burcu ve kardeşi Burak babalarını kaybettiler. Geçtiğimiz Çarşamba akşamı arkadaşımın babasını kaybettik.
Yazın bir ara çok zayıflamış, halsiz düşmüştü. Sonra toparlamıştı. Yürüyebiliyor, konuşabiliyordu. Zor da olsa yemek yiyebiliyordu. İyileşiyor zannettik, sevindik.
Geçici iyileşmeymiş. Kandırmaca iyileşme. Yalancı bahar çabucak sona erdi.
İki üç ay içersinde kanser, tüm vücuduna yayılmış, beyin dışında bütün organlar iflas etmiş.
Yoğun bakımdı, makineye bağlanmaktı,yoğun bakımdan çıkarılmaktı derken hızla son yolculuğa çıkma zamanı geldi. Yoğun bakımdan çıkarılışının ertesi akşamı Hulki Bey'i kaybettik.
Ne kadar acımasız, insanları kandıran bir iyileşme gösteren sonra eriten bir hastalıksın sen kanser! Sen,hastayı göz göre göre eritirken yakınındakiler çaresizlikle, üzüntüyle her gün ölüyorlar!
Yalancısın kanser!
Allah,rahmet eylesin. Burcu ve Burak'a da sabır versin!

10 Ekim 2010

Yaşam Ölüm ve Karmaşa


Bu yıl, okulda çok karmaşa yaşandı. Ben, yarım gün çalışırken mesaim tam gün oldu.
Sabah sekiz, akşam beş.
Ayrıca özel yaşantımda çalkantılar yaşadım,yaşamaktayım da. Yalnızım, yapayalnız. İçimde kocaman bir boşluk var, kırgınım. Ama kırgınlık bana özgü değil, ben kırılamam. Kırılsam da her şeyin bir bedeli vardır. O bedel de kırgınlık ve de yalnızlıktır ki bu da bana müstahaktır. Yeter ki isteklerinle kızgınlık uyandırma. İsteklerine ulaşmak için çaba harcama. Hatalar bilinse de fayda etmez. Ama hiç bir hata tek taraflı değildir. Mutlaka iki tarafın da suçu vardır.Ama bir kişi günah keçisi ilan edilir. Cezalandırılır, manevi yönden yoksun bırakılır.
Hiç kimsenin yargı tanrılarına gereksinimi yok.Herkes sadece anlaşılmak ister.
Ben, buradan yalnızlığı sevene bol bol huzur diliyorum. Kimilerine yalnızlık bir ceza kimilerine de ödül gibi gelir. Kimi zaman hepimizin yalnız kalmaya gereksinimi vardır, o başka!
Bu arada çok sevdiğim arkadaşımın babası hasta. Kanser. Dün, hastaneye kaldırılmış, burnundan beslenmesi için hortum takmışlar. Yataktan kalkamıyor. Ve bugün bilincini yitirmiş.Arkadaşımla konuşmaya çalıştım,ne diyeceğimi bilemeyerek. Ne söylesen yanlıştır sanki. Batacaktır istemeden.
Son yolculuğu bilerek teselli etmeyi nasıl başarabilir ki insan, arkadaşının yüreği kan ağlarken. Allah, şimdiden sabır versin!
Uzunca bir süredir blogu boşlamışım,içimden yazı yazmak gelmiyor. Ben de hem yaşadıklarımı paylaşmak hem de yazma işini daha fazla ihmal etmek istemedim.
Benden şimdilik bu kadar!

18 Eylül 2010

ANNEMİN ENFES DOLMASI


Selammm, yine uzunca bir süredir tarif yayımlamıyorum değil mi? Yine şeytanın bacağını kırmaya karar verdim ve annişimin enfess görünümlü biber dolmasını yayımlamaya karar verdim.
Bu arada ben, İpsala'dayım. Bu yıl da beş yaş grubunu aldım. Hepsi birbirinden şeker öğrencilerim oldu. Karma bir sınıf, üç, dört yaş ta var yani. Alıştırma haftası geçti, asıl yoğunluk Pazartesi günü başlayacak. Hadi hayırlısı! Ben, zaman zaman minişlerle yaptıklarımızı burada paylaşacağım sizlerle.



Şimdi dolma tarifimize geçelim mi?

Malzemeler:

8-10 tane iri dolmalık biber

3 orta boy soğan

1 yemek kaşığı kuşüzümü

1 su bardağı pirinç

½ su bardağı zeytinyağı

2 su bardağı su

4-5 dal maydanoz

4-5 dal dereotu

4-5 dal nane

Yenibahar,Karabiber,Şeker,Tuz

Yapılışı:

Biberlerin sapları çıkarılır. Zeytinyağı kızdırılır. Üzerine ince kıyılmış soğanları ilave edilir, kahverengileşinceye kadar kavurmaya devam edilir.

Pirinç, 1,5 su bardağı su, kuşüzümü, şeker, tuz, karabiber ve yenibaharı ekleyip, suyunu çekene kadar pişirilir.

Maydanoz, dereotu ve naneyi ince kıyılır, iç malzemesine eklenir, iyice karıştırılır. Ilınan harç biberlere doldurulur. Domatesi iri iri doğrayarak biberlere kapak yapılır. Üzerine yarım su bardağı su eklenir, biberler pişene kadar pişirilir.



Not: Biz, malzemeyi iki kat arttırdık.



Anasına bak kızını al!

Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

9 Eylül 2010

Türkan Saylan

O, sağlık ve eğitim alanında lider oldu! Onun kadar idealist, sevecen, hümanist, görev aşkı olan insanlar maalesef çok değil bu yeryüzünde! Çoğu insan işini sevmez, kanıksar, ne kadar köfte o kadar ekmek zihniyetine sahip olarak iş görürken Türkan Saylan gibi insanların varlığı mucize gibi gelir bize! Onun mücadeleciliği, başardıkları bizlere ilham vermeli. Güç vermeli!
Bir Türk vatandaşı olarak onun giderken ardında bıraktığı değerlere sahip çıkmalıyız.
Bu bizim görevimiz!

Not: Bayram, kitap okumak için çok iyi bir fırsat sunuyor! Bizim gibi bu günleri az da olsa tatil olarak değerlendirebilenlere elbette!

Sevgiyle, dostça kalın!

8 Eylül 2010

Mutlu Bir Bayram Dileğiyle

Sevgili Dostlarım, tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıkla, mutlulukla, keyifle neşeyle nice bayramlar geçirmeniz dileğiyle!

2 Eylül 2010

Annemin Böğürtlen Reçeli


Uzunca bir süredir blogumu boşladığımın farkındayım. Tatildeydim de üstelik. Geçerli bir mazeretim de yok gibi.
Ben de anneciğimin enfes böğürtlen reçeli ile telafi yoluna gitmeye karar verdim.Kötü de etmedim sanırım! Ne dersiniz?
Annişim, benim canım ne reçeli istese yapar! Çok ta güzel olur! Eline, yüreğine sağlık annişim!



Malzeme:

1 kilo böğürtlen

750 gram toz şeker

2-3 damla limon suyu

Not: Biz, bu ölçüyü yarıya indirdik.

Yapılışı:
1-Böğürtlenler, bol suyla yıkanıp suyu süzülünceye kadar süzgeçte bekletilir.

2- Süzme işleminden sonra bir tencereye koyup üzerine şekeri ilave edilir. Bir gece bu şekilde bekletilir.

3- Ertesi gün kısık ateşte karıştırmadan pişirilir. Üzeri köpüklendikçe tahta kaşıkla köpükleri alınır.

4- Ateşten indirildikten sonra iki üç damla limon suyu eklenir. Ilınıncaya kadar bekletilip, ılık halde kavanozlara koyun.

Afiyet Olsun!


En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle! Kocaman sevgiler!

15 Ağustos 2010

Ateş Böceği Yolu

Son günlerde başımı bu kitaptan kaldıramıyorum. İnsanı öylesine sarıyor ki anlatamam.
Sıcacık bir dostluk öyküsü. Herkesin okuması gereken bir kitap! Hamiş neymiş şiddetle önerilirmiş!

13 Ağustos 2010

En Son Ne Zaman Kendinizle Konuştunuz


Kendi hayatlarımızın hırsızı olduk.

En son kendinizle ne zaman konuştunuz?

Sesiniz size neler soyledi?

Hatırlamıyor musunuz? yoksa siz kendinizle hiç konuşmaz mısınız?

Kalabalıklar arasında yaşadığınızı zannederken, başka hayatların aldatıcı görüntüleri sizin gözlerinizi boyar, o hayatların çıngıraklı sesleri kulaklarınızı sağır mı eder?

Bugünlerde herkes mutsuz. Çünkü kimse kendisiyle konuşmuyor.

Yaşamında hep başka insanların sesleri, sözleri, yüzleri var. Başka yaşamların özentisi var.Herkes kendi hayatının hırsızı olmuş. Ve herkes kendinden çalıyor.Kimse kendisiyle kalmak istemiyor.Ben yalnızlığımı çok seviyorum.

Kendimle konuşmaları seviyorum.Her sabah yeni bir yüzle uyanıyorum...

Sonra gün başlıyor. Ve ben de baslıyorum. Neye mi?İnsanları izlemeye.Yakın çevremde bulunanların hayatlarına katılmaya, o inanılmaz temponun içinde onları kaybetmemeye, onları bir yerlerden yakalamaya çalışıyorum.Sonra sıra kendime geliyor.

Küçük bir kahve molası verip, en sakin yere gidiyorum. Kendimle... Ve şöyle bir kendimi yokluyorum; neler yaptık, neler konuştuk, neler eksildi, neler fazla...

Ve o küçük an bile yetiyor “kendimle” bana...Eksiler artılardan fazla da olsa, kendimle konuşabildiğim, kendi sesimi duyabildiğim için mutlu oluyorum.Ama bazen selamsız ve sevgisiz yüzler görüyorum...
Hiç gülmüyorlar.O insanların gözleri görmüyor, o insanların kulakları duymuyor.

Benim bu deli deli atan yüreğim, beni çabuk mu eskitecek acaba?

Acaba o “selamsız” ve “sevgisiz” yüzlerden daha mı çabuk yaşlanacağım ben.Hayır yaşlanmayacağım...
Çünkü ben kendimle hep konuşacağım.

Siz hayatınızın hırsızlıklarını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız hayatınızdaki kalabalıklardan sıyrılıp kendinizle konuşun.

Sevin ve sevdiklerinize değer verin. Yaşamı onlarla paylayın. Çünkü rüyalar her zaman insana gerçeği hatırlatmıyor...

Geç kalmışlıkların pişmanlığı yaşamınızda hiç olmasın...

29 Temmuz 2010

Can Yücel'den Yaşamak


Yaşamak, işsiz güçsüz aylakça yaşamak

Yaşamak, piyangodan para çıkar umuduyla yaşamak

Hayata karşı vurdumduymaz olarak yaşamak

İnadına inadına yaşamak
...........

Yaşamak, ayın sonunu nasıl getireceğiz düşünerek yaşamak

Yaşamak, bu ayı da kurtardık öbür aya işi sıkı tutmalıyız diyerekten yaşamak

Elde avuçta bir şey kalmadan yaşamak

İnadına inadına yaşamak
.........

Yaşamak, olan parayı suya, elektriğe, kiraya… Vererek yaşamak

Yaşamak, gıdım gıdım para harcayarak yaşamak

Yokluk içinde yaşamak

İnadına inadına yaşamak
..........

Yaşamak, zorluklar içinde yaşamak

Yaşamak,”aman yanına yaklaşma pahalıdır”demeden yaşamak

Hayatı düşünmeden, hovardasızca yaşamak

İnadına inadına yaşamak
.............

Yaşamak, çalmadan çırpmadan

Kimseye ihtiyaç duymadan yaşamak

Yaşamak; onurunla, şerefinle yaşamak

İnadına inadına yaşamak
.............

Yaşamak, hayata sıkı sıkıya tutunmak

Asla umudunu yitirmemek

Belki zor ama

İnadına yaşayacağım denmeli her şeye rağmen

Can Yücel

17 Temmuz 2010

Tuzlu kahve nasıl bir şey?


Kıza bir partide rastlamıştı. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.”
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir ad*** evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri. Ev duyusu olan biri. Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi.

O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu. Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii.
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.”
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu.

Gözleri nemlendi kadının.
"Çok tatlı!" dedi.

9 Temmuz 2010

KARPUZ KABUĞU REÇELİ


Merhaba dostlarım, nihayet iple çektiğim yaz tatiline çıkmış durumdayım. Bir haftadır dinlenme modundayım.
Bu arada anneme çok sevdiğim karpuz kabuğu reçeli yapması için ricada bulundum. Beni kırmadı ve dün büyük bir sabırla yaptı.
Karpuz kabuğu reçelinde de kireç kullanılırmış ama biz kullanmadık.
Tariften farklı olarak annem 5-6 tane karanfil koymuş.



Karpuz Kabuğu Reçeli Tarifi:


1 Büyük kalın kabuklu karpuz
1 Kg. toz şeker
1 Limon suyu
1 Paket vanilya
Kireç suyu

YAPILIŞI:

1 Karpuz kabuklarının dıs yesil kısmı ve içinde kalan kırmızıları bıçakla alınız.
2 Beyaz kısmını küçük parçalara ayırınız.
3 Kireç suyunda 1 saat bekletiniz.
4 Bol suda 8-10 kere yıkayınız.
5 Bir bardak su ile şekeri kaynatınız.
6 İyice süzülmüş karpuz kabuklarını ilâve ederek koyulaşana kadar kaynatınız.
7 Ateşten almadan 5 dakika evvel limon suyunu ve indirirken de vanilyayı ilâve ediniz.
8 Soğuduğu zaman kavanozlara boşaltınız.

Kireç suyu elde edilisi;
Büyük bir tencerede 1 kg. sönmemis kireci su ile iyice ezip bekletiniz. Kireç dibe çöküp su durulunca bu suyu döküp
yeniden su koyunuz ve bu islemi 3-4 kere tekrarlayınız. En son suyu alıp kireci atınız. Bu suyu kullanınız.

Eveeet, bu günlük bu kadar, yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

28 Haziran 2010

İstanbul'a Dönüş


Çarşamba günü seminerlerimiz sona eriyor ve iki ay süreyle tatilimiz başlıyor! İki ay süreyle İstanbul'da olacağım! Evimize, arkadaşlarıma kavuşacağım! İstanbul'umun kokusunu içime çekeceğim!Yola çıkacağım zamanı iple çekiyorum!
Aylar önce ayrıldığım yuvama dönebilecek olmak bana şu anda mucize gibi geliyor!Kısa süreli kaçamaklar dışında!

1 Haziran 2010

Sen Neye Hazırsan


"Sen, neye hazırsan o da senin için hazırdır."

Marc Victor Hansen

29 Mayıs 2010

MUTLULUK UZERINE


Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha
olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyü yünce daha
mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla
uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.

Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.

Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne
zaman?... Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu
kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.

Öyleyse;

Okulu bitirene kadar,
100 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar, Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar.....

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ 'AN' DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR. "PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OY SA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR."

Unutmayın "YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"

Murathan MUNGAN

22 Mayıs 2010

Yeniden Sarımsaklı Köftelerimiz


Annemin bende kaldığı zaman yaptığı köftelerden, paylaştığımız keyiften kareler! Bunun yanında bir de tarif hatırlama ayrıcalığı! ;)))
Fotoğraflar,fotoğraf makinemin şarjı bitmiş olduğu için cep telefonuyla çekildi.En iyi olanlar seçildi!



Sarımsaklı Köfte

Malzemeler:


500 gr çiğ köftelik esmer köy bulguru,

2 küçük çay bardağı irmik,

½ çay bardağı un,

1 çay bardağı sıvıyağ,

1 demet maydanoz,

1 çorba kaşığı salça,

4-5 diş sarımsak,

1 tatlı kaşığı tuz,

1 tatlı kaşığı pulbiber,

1 çay kaşığı karabiber,
Yapılışı:

1- Bulgur sıcak suyla yıkanır (esmer köy bulguru olduğu için sıcak suda bekletmeye gerek yok, yalnızca ılık su ile yıkanır).

2- Bulgura tuz, karabiber, irmik ve un eklenir.

3- Eller sık sık ıslatılarak minik minik köfteler yapılır (ekşili köfte boyutlarında).

4- Köfteler kaynayan suyun içine atılır. Köfteler yüzeye çıktığı an haşlanmış demektir, delikli kepçe ile servis tabağına alınır.

5- Diğer taraftan başka bir kapta, rendelenen sarımsak sıvıyağ ile hafifçe karıştırılır, üzerine salça ilave edilir. 1 tutam tuz, ve 1 tatlı kaşığı pulbiber
konulur, karıştırılır.

6- Hazırlanan sos köftelerin üzerine dökülür, karıştırılarak yedirilir.

7- Son olarak ince ince kıyılmış maydanozlar köftelerin üzerine serpiştirilir.
Servis edilir.

Afiyetle Yenir!

Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

Bir Şey Var Sende


Bir şey var sende
Gönlünde sancıyan Zelîha'nın
Kınanan aşkına özgü bir şey
Diyemediğim adını sırrına eremediğim
Bir top menekşe bir demet çiçek mi?
Aşk mı desem eski bir dert ki inceden
Can ipimi ilmek ilmek tüketen…

Bir şey var sende
Vardıkça, göğün kaybolan derinliğinde
Yalnızlığın sihirli elmas gözlerinde
Tut ki rüyaları
Yarı kalmış sevdaların peşinde
Uzatmak uzatmak gibi bir şey

Hangi yağmur döndü
Düşmeden acıkmış karnına toprağın
Hangi has bahçe
Sakladı şakıyan bülbülleri seherden
Bir şey ki Kevser’den
Yarı sıcak nisanlar gibi sevecen
Kır çiçekleri gibi masum
Zambaklar gibi nazlı bir şey

Bir şey var sende
Açılmamış bir gonca gibi
Kendine sakladığın bir şey

İbrahim Çam

16 Mayıs 2010

OLMASI ICIN DUA ETTIGINIZ ŞEYİ OLUN


Insanlarin daha merhametli olmasi icin dua ediyorsaniz, daha merhametli olun..

Insanlarin daha hosgorulu olmasi icin dua ediyorsaniz, daha hosgorulu olun..

Insanlarin daha durust olmasi icin dua ediyorsaniz, daha durust olun..

Insanlarin daha comert olmasi icin dua ediyorsaniz, daha comert olun..

Insanlarin hayvanlara, cocuklara, evsizlere, yagmur ormanlarina, tedavisi imkansiz hastaliklara yakalanmis olanlara yeniden yardim eli uzatmaya baslamalari icin dua ediyorsaniz, yeniden yardim eli uzatmaya baslayin..

Bu dunyanin daha saglikli olmasi icin dua ediyorsaniz, daha saglikli olun..

Bu dunyanin daha bariscil olmasi icin dua ediyorsaniz, daha bariscil olun...

Olmasi icin dua ettiginiz seyi olun..

Edgar Cayce

Keyfini Bilen Kedi


Allah, kedileri acaba keyif yapmayı öğrenebilmemiz için mi yarattı? Bilemiyorum ama bu kara kıza hayranım ben. Özellikle uyurken ve yeni uyandığında ne kadar masum, tatlı oluyor!

Köstebek Pasta


Merhaba, yine uzunca bir süredir tarif yayımlamıyorum değil mi? Beni gidi beni!
Geçtiğimiz günlerde yaptığım bir pastayı paylaşmak istiyorum sizlerle!



Tarif buradan:
  • demetinmutfaktarifleri


  • Not: Ben, Dr. Oetker'in tarifindeki gibi muz kullandım. Fındık eklemedim.

    Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

    9 Mayıs 2010

    Anne


    Anne
    Sevgin bir başkadır içimde anne
    Her yerde anar yanarım anne
    Sevgiyi sende buldum anne
    Özlem,şefkat,merhamet sendedir anne

    İçimde bir başkadır senin yerin anne
    Kederde ve sevinçte yarensin anne
    Hayat bir başka tatlıdır seninle anne
    Kanat geren,aman diyen sensin anne

    Kelimeler seni anlatmaya yetmiyor anne
    Sevgin ancak hissedilerek anlaşılır anne
    Senin kadar bizde yansak denizi ateş alır anne
    Aman diyen,yavrum diyen sensin anne

    Sen ancak bizim için yaşarsın anne
    Karşılık beklemez,her şeyi verirsin anne
    Keşke insan kıymet bilse anne
    Umut veren,his veren sensin anne

    Ali Koç

    Anneler Günü'nüz kutlu olsun!

    Not:Benim annem yanımda. Bu yüzden pek bi mutluyum!Doğum gününde ayrı kalmanın hüznünü yaşamıştım. Acısı çıkıyor!

    Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

    23 Nisan 2010

    DÜNYA ÇOCUKLARI


    Yine dünya çocukları elele! Sağlıklı çocuklarımızla nice mutlu, keyifli, neşeli 23 Nisan'lara!


    21 Nisan 2010

    Mutlu Yıllar Anneciğim


    Canım anneciğim, ilk kez bir doğum gününde senden ayrı düşmüş durumdayım! Uzaktan doğum günü kutlaması bana çok tuhaf geliyor! İki gün sonra yanında olacağım neyse ki!
    Anneciğim, aynı evdeyken burada doğum gününü kutlamak bana garip geliyordu doğrusu!
    Madem ki şimdi uzak düştük! O halde doğum gününü burada kutlamak normal!
    Nice mutlu yıllara, yaşlara anneciğim! Sağlıkla, keyifle, neşeyle, bollukla!
    Doğum günün kutlu olsun! İyi ki doğdun, iyi ki varsın!İyi ki benim annemsin!Kendi adıma çok şanslı bir evlat olduğumu belirtmeliyim!