7 Eylül 2009

Hiç Yaşamamış Gibi Ölmek


Eflatun'a iki soru sormuşlar:
Birincisi;  "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan
davranışları nelerdir?
Eflatun tek tek sıralamış:
"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için  sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.
Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.
Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."

Sıra gelmiş ikinci soruya; 
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.
Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi
sevilmeye bırakmaktır.
 
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK
ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE
İHTİYAÇ DUYMAKTIR."

BÖYLE BİR SEVMEK


ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkğ belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.

ATTİLA İLHAN






28 Ağustos 2009

Beni Kör Kuyularda


- Click here for more blooper videos

Timur Selçuk'un enfes yorumuyla "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın!"

Siesta Zamanımız

Misi kızın siesta zamanı gelmiş bulunmakta, keyfimizi de iyi biliriz! ;)))

İnsanın, yanına uzanası geliyor. Ama mayışıp uyuyakalıyorum!

27 Ağustos 2009

Meyveli Yaz Pastası

Merhaba, her zamanki gibi yazı yayımlamaya niyetleniyorum ama bambaşka yerlere dalıyorum!
Şimdi yine o daldığım denizlerden çıktım, tarif yayımlayabilir kıvama geldim!
Yapımı çok çok kolay! Acil durum pastası da diyebiliriz buna, uğraşmak istemediğimizde ya da canımız tatlı birşeyler çektiğinde tarifin kolaylığına sığınabiliriz!
Aslında ben, geçen hafta pandispanya yaptım, yumurtası gayet güzel kabardı gelgelelim fırının ısısı düşük geldi, içi pişmedi. Çöpe gitti. Hazır kek aldım. Bu hafta da kakaolusunu yaptım. Yok, kendi pandispanyamı kendim yaptım, başarılı oldu. Ama pandispanyada gösterdiğim başarıyı süslemede çok fazla gösteremedim bu kez. İçime sinmedi, resmini çekmedim bile!



Tarife geçelim mi?

Meyveli Yaz Pastası

Malzemeler:

1 hazır kek tabanı (tercihinize göre sade ya da kakaolu, ben sade olanını aldım)

2 paket krem şanti (Dr. Oetker, çok hafif ve lezzetli)

1 su bard. süt (krem şanti için)

1 nescafe fincanı süt (Keki ıslatmak için)

Süslemek için dilediğinizi mevsim meyveleri

Yapılışı:

1- Kekin iki parçası da sütle ıslatılır.

2- 2 paket krem şanti 1 bard. süt ile çırpılarak hazırlanır.

3- Pastanın arasına krem şanti sürülür, yayılır, üzerine dilimlenmiş mevsim meyveleri konur. İkinci kat kekin alta gelen kısmı ıslatılmış olarak kremanın üzerine konur. Yeniden krem şanti sürülür, yayılır! Pastanın her tarafı krema ile kaplanır.

4- Pastanın üzerine yine mevsim meyveleri konur, servis edilinceye dek buzdolabında bekletilir.

Bu kadar kolay ve lezzetli yaz pastası, gönül rahatlığıyla misafirlerimize, dostlarımıza ikram edilir, çayımızın ya da kahvemizin eşlikçisi olarak afiyetle yenir!


Yeniden pandispanya denemesi yaptığımda, pandispanyanın yapımını da paylaşacağım, söz!
Yeniden çay ya da kahve eşlikçisi lezzetlerle buluşmak üzere dostça kalın!

18 Ağustos 2009

Kitap Keyfimiz


Merhaba dostlarım, on beş gündür aldığım kitapları paylaşmaya niyetleniyordum, olmadı.Nihayet paylaşımımız için buradayım! Size söz, bundan sonra daha keyifli paylaşımlarda bulunacağız!


"Ya ortasındasındır AŞK’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.."

Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte “sorunsuz” bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella’yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar… ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller…


Aşk ve cinsellik, gurur ve inat, gitmekle kalmak, iki sevgili arasında hiç bu kadar tartışılmamıştı.

Bir kadınla erkeğin birbirini anlaması, birbirini istemesi, birbiriyle anlaşması, birbirlerini çok seviyor olsalar bile neden bu kadar zor?" diye düşündü Hayal. Evet, Uğur'u seviyordu, onunla sevişmekten zevk alıyordu ama niye her sevişmelerinde sorun çıkıyordu? Birbirlerini bu kadar sever ve vazgeçemezken neden yatakta da, hayatta da an İtişilmiyorlardı? Uğur ve Hayal mi anlaşamıyordu, yoksa ta başından beri Adem'le Havva da mı anlaşamamıştı?

Yeniden keyifli paylaşımlarda bulunmak dileğiyle dostça kalın!

16 Ağustos 2009

Küllerinden Yeniden Doğmak


Her dibe vuruşun bir düze çıkışı vardır. Hepimiz, zaman zaman "tamam, ben bittim, öldüm" duygusu yaşayabiliriz. Ama yine hepimiz bir süre sonra tıpkı bir anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğabiliriz!


Rivayet oIunur ki, kuşIarın hükümdarı oIan Simurg Anka, BiIgi Ağacının daIIarında yaşar ve her şeyi biIirmiş…
KuşIar Simurga inanır ve onun kendiIerini kurtaracağını düşünürmüş. KuşIar dünyasında her şey ters gittikçe onIar da Simurgu bekIer dururIarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkuIanır oImuşIar ve sonunda umudu kesmişIer.

Derken bir gün uzak bir üIkede bir kuş sürüsü Simurgun kanadından bir tüy buImuş. Simurgun var oIduğunu anIayan dünyadaki tüm kuşIar topIanmışIar ve hep birIikte Simurgun huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişIer.

Ancak Simurgun yuvası, etekIeri buIutIarın üzerinde oIan Kaf Dağının tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. KuşIar, hep birIikte göğe doğru uçmaya başIamışIar. YoruIanIar ve düşenIer oImuş.

Önce BüIbüI geri dönmüş, güIe oIan aşkını hatırIayıp;

papağan o güzeIim tüyIerini bahane etmiş(oysa tüyIeri yüzünden kafese kapatıIırmış);

KartaI; yüksekIerdeki kraIIığını bırakamamış;

baykuş yıkıntıIarını özIemiş,

baIıkçıI kuşu batakIığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıIarı gittikçe azaImış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra geIen AItıncı Vadi “şaşkınIık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoIuş”ta bütün kuşIar umutIarını yitirmiş… Kaf Dağına vardıkIarında geriye otuz kuş kaImış.

Simurgun yuvasını buIunca ögrenmişIer ki;

“SİMURG ANKA - Otuz Kuş” demekmiş.

OnIarın hepsi Simurgmuş. Her biri de Simurgmuş. Simurg Ankayı bekIemekten vazgeçerek, şaşkınIık ve yokoIuşu da yaşadıktan

sonra biIe uçmayı sürdürerek, kendi küIIerimiz üzerinden yeniden doğabiImek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg oImayı göze aImadıkça batakIığımızda, tünekIerimizde ve kafesIerimizde yaşamaktan kurtuIamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…


1 Ağustos 2009

Fare Yüreğiyle Yaşamak


Korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.
Ve der ki,
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardim edemem.'

Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor:

'İnsanların çoğu...
Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...


Durma üz kendini üzebildigin kadar, hatalarını düzeltecekse.

Düşünme hiç şu anını, düşüncesizlik garantiliyorsa yarını.

Ve kork ölümden ölesiye, korkun seni ölümsüzleştirecekse.

30 Temmuz 2009

Nazım Hikmet ve Dört Güvercin


Türk şiirinin en büyük ozanlarından Nazım Hikmet’in yeni bir şiiri bulunmuş. Eşi Piraye’nin arşivinden “Dört Güvercin” adlı şiirini sizlerle paylaşmak istedim! Yine üyesi olduğum gruptan gelen muhteşem bir şiir!

Güzel eşi Piraye


geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine..
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.


Nazım Hikmet Ran


Büyük ustanın her ortamda, her koşulda yılmadan çalıştığına dair bir resim!












Enfes Bir Lezzet -Sakızlı Trio

  • Özsüt
  • ün enfes lezzetteki Sakızlı Trio'sunu Ceylan'dan öğrendik. Öyle sevmişti ki kedişinin adını bile Sakız koymuştu.
    Damla sakızı aromasını pek sevmeyen ben bunu nasıl yiyorum, inanılır gibi değil! Bu muhteşem lezzeti mutlaka denemenizi öneririm! Yemezseniz eksiklik olur, o kadar iddialıyım!

    Sevgiyle kalın!

    29 Temmuz 2009

    Doktorluk Saygın Bir Meslektir Aslında


    Doktorlarımız, Hipokrat yemini etmiş, insanlığa hizmet etmek için ömrünü adamış, elleri öpülesi insanlarımızdır!
    Peki ya görevini kötüye kullananlara ne demeli? Hiçbir doktor insanlığa zarar verecek işler yapmamalı! Doktorların haklı saygınlığına leke düşürülmemeli, bir iki vicdansızın yaptığı sağlık alanında çalışan herkese mal edilmemeli!
    Kötü olanlar ayıklanmalı, şeffaflık, dürüstlük, temizlik anlayışı egemen olmalı!
    Bunu amaçlıyorsak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın demiyorsak eğer bkz.
  • Femme Noir
  • Sözcüklerin Bittiği Yer






    Grubumdan bana gelen nefes kesen güzellikteki Alaska manzaralarını siz dostlarımla paylaşmadan edemedim! Gerçekten de sözcüklerin bittiği yer değil mi?
























    28 Temmuz 2009

    Fark Etmeli İnsan



    Farkında Olmalı İnsan...
    Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
    Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
    Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
    Fark Etmeli.
    Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
    Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
    Fark Etmeli.
    Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
    Fark Etmeli.
    Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
    Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
    İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
    Fark Etmeli.
    Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
    Baskın Yeteneğini
    Fark Etmeli Sonra.
    Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
    Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
    Fark Etmeli İnsan
    Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
    Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
    Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
    Fark Etmeli.
    Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
    Fark Etmeli.
    Ve Ona Göre Yaşamalı.
    Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
    Fark Etmeli.
    Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
    Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
    Fark Etmeli.
    Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
    Fark Etmeli.
    Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
    Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
    Fark Etmeli.
    Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
    Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
    Fark Etmeli.
    FARK ETMELİ.
    Ömür Dediğin Üç Gündür,
    Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
    O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

    Can Yücel

    Üzümlü Bademli Kek


    Merhaba dostlarım,yeniden tarif yayımlayıp sizlerle paylaşmanın sevincini yaşıyorum!
    Bu tarifi uygulamak nice zamandır aklımdaydı, dün eyleme dökebildim nihayet!
    Çok özene bezene yaptım ancak kek kalıbı, derin ve yüksek olduğu için fırınımıza büyük geldi! Biraz zorlandım açıkçası ama yine de paylaşmadan edemedim!Affınıza sığınarak efendim! ;))


    Tarifi de yazmaya üşendim, taradım ve buraya ekledim! ;)))


    Not: Keki, krema yerine süt ile yaparsanız daha hafif olur! Gerçi ertesi gün yiyince sanki daha hafif gibi geldi bana!

    Benim yaz tatilim devam ediyor, okulların açılacağı zamanı iple çekiyorum, tatili ne uzun süren bir ülkeyiz!İnanamıyorumm!
    Fazla geliyor, sıkılıyorum! Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

    25 Temmuz 2009

    Anılar Gün Gelip Hesap Sorarlar



    Aylar mevsimler yıllar geçecek
    unuttuğunu sanacaksın
    apansız bir gecede ter içinde uyanacaksın
    yüreğin yanacak...

    Kulaklarında sesim olacak bazen
    gözlerinde silik resimler
    seni benim gibi sevmedi hiçkimse
    er geç anlayacaksın...

    Anılar bir gün gelip hesap sorarlar
    kapatacaksın kapayacaksın
    beni neden değiştiğin sorulduğunda
    merak ettim ne cevap bulacaksın...

    24 Temmuz 2009

    Çok Sevmişti


    Herhangi bir geminin limandan ayrılmasına bile ağlar oldum
    Sonra akşamların gelişi gündüzlerin vedası üzdü beni
    Sayende yaşadığıma bile efkarlanıyorum
    Artık gerisini sen düşün
    Sebepsiz hüzünlerdir benim kirpiklerim
    İster istemez öpüp kaçarlar beni
    Hiçbir şey olamamış gibi
    Nasıl bir selama mutlu oluyorsam
    Sensizliğimde bir yağmur damlası bazen kahrediyor beni
    Çok genç ölücem belki
    Belki de yaşayanlar kendi nefeslerine bile inanamayacaklar öldüğümde
    Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanıcam
    Kimileri üzülecek kimilerinden fazla
    Az yaşadı diyecekler arkamdan az yaşadı
    Ama çok sevmişti...

    Ceyhun Yılmaz

    Dondurmalı İrmik Helvası


    Merhaba, uzunca bir süredir niyetlendiğim halde depodaki tariflerimi bile yayımlayamıyorum! Şeytanın bacağını kırmış olmanın keyfiyle yazmaya, sizlerle paylaşmaya koyulabilirim!;))
    Elim ayağım olan fotoğraf makinemi kullanmaya başlayabileceğim günleri iple çekiyorum!
    Ama bu arada depoda da paylaşılmayı bekleyen bir sürü tarif olduğunu da eklemeliyim!
    İrmik Helvası tarifi "Gönül Candaş'ın Mutfağı'ndan kitabından.


    İrmik Helvası

    Malzemeler:

    125 gr margarin

    1,5 su bard. orta kalınlıkta irmik

    1 ya da 2 çorba kaşığı dolma fıstığı (yer fıstığım vardı, onu değerlendirdim)

    1,5 su bard. şeker

    1 su bard. süt ve 1 bard. su

    Yapılışı:

    1- Tencerede yağ eritilir. İrmik konur, hafif ateşte karıştırarak açık pembe renge dönüşünceye dek kavrulur.

    2- Fıstık eklenir, birkaç kez çevrilip pembeleştirildikten sonra su ve süt konup karıştırılır.

    3- Kapak kapatılıp hafif ateşte suyunu çekinceye dek pişirilir. Ateşten alınıp bir süre demlenmesi beklenir.

    Sonra da yanına arzunuz isterse bir ya da iki top dondurma eklenir, afiyetle yenir!

    Tarif paylaşmayı ne çok özlemişim ben, çok iyi geldi vallahi!Bunu bundan sonra daha sık yapmalı!;))

    Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

    23 Temmuz 2009

    Ay Tutuldu


    Bu gece ay tutuldu,
    Kime tutuldu bilmiyorum,
    Ben tutulmuştum ya,
    İşte öyle tutuldu,
    Ben gördüm,
    Şahitim ay tutuldu,
    Ben tutuldum,
    Kimse görmedi,
    Ay kime tutuldu bilmiyorum,
    Ben sana tutuldum,
    Sonra ay kurtuldu,
    Ben kurtulamadım.
    Metin Köse