28 Temmuz 2009

Üzümlü Bademli Kek


Merhaba dostlarım,yeniden tarif yayımlayıp sizlerle paylaşmanın sevincini yaşıyorum!
Bu tarifi uygulamak nice zamandır aklımdaydı, dün eyleme dökebildim nihayet!
Çok özene bezene yaptım ancak kek kalıbı, derin ve yüksek olduğu için fırınımıza büyük geldi! Biraz zorlandım açıkçası ama yine de paylaşmadan edemedim!Affınıza sığınarak efendim! ;))


Tarifi de yazmaya üşendim, taradım ve buraya ekledim! ;)))


Not: Keki, krema yerine süt ile yaparsanız daha hafif olur! Gerçi ertesi gün yiyince sanki daha hafif gibi geldi bana!

Benim yaz tatilim devam ediyor, okulların açılacağı zamanı iple çekiyorum, tatili ne uzun süren bir ülkeyiz!İnanamıyorumm!
Fazla geliyor, sıkılıyorum! Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

25 Temmuz 2009

Anılar Gün Gelip Hesap Sorarlar



Aylar mevsimler yıllar geçecek
unuttuğunu sanacaksın
apansız bir gecede ter içinde uyanacaksın
yüreğin yanacak...

Kulaklarında sesim olacak bazen
gözlerinde silik resimler
seni benim gibi sevmedi hiçkimse
er geç anlayacaksın...

Anılar bir gün gelip hesap sorarlar
kapatacaksın kapayacaksın
beni neden değiştiğin sorulduğunda
merak ettim ne cevap bulacaksın...

24 Temmuz 2009

Çok Sevmişti


Herhangi bir geminin limandan ayrılmasına bile ağlar oldum
Sonra akşamların gelişi gündüzlerin vedası üzdü beni
Sayende yaşadığıma bile efkarlanıyorum
Artık gerisini sen düşün
Sebepsiz hüzünlerdir benim kirpiklerim
İster istemez öpüp kaçarlar beni
Hiçbir şey olamamış gibi
Nasıl bir selama mutlu oluyorsam
Sensizliğimde bir yağmur damlası bazen kahrediyor beni
Çok genç ölücem belki
Belki de yaşayanlar kendi nefeslerine bile inanamayacaklar öldüğümde
Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanıcam
Kimileri üzülecek kimilerinden fazla
Az yaşadı diyecekler arkamdan az yaşadı
Ama çok sevmişti...

Ceyhun Yılmaz

Dondurmalı İrmik Helvası


Merhaba, uzunca bir süredir niyetlendiğim halde depodaki tariflerimi bile yayımlayamıyorum! Şeytanın bacağını kırmış olmanın keyfiyle yazmaya, sizlerle paylaşmaya koyulabilirim!;))
Elim ayağım olan fotoğraf makinemi kullanmaya başlayabileceğim günleri iple çekiyorum!
Ama bu arada depoda da paylaşılmayı bekleyen bir sürü tarif olduğunu da eklemeliyim!
İrmik Helvası tarifi "Gönül Candaş'ın Mutfağı'ndan kitabından.


İrmik Helvası

Malzemeler:

125 gr margarin

1,5 su bard. orta kalınlıkta irmik

1 ya da 2 çorba kaşığı dolma fıstığı (yer fıstığım vardı, onu değerlendirdim)

1,5 su bard. şeker

1 su bard. süt ve 1 bard. su

Yapılışı:

1- Tencerede yağ eritilir. İrmik konur, hafif ateşte karıştırarak açık pembe renge dönüşünceye dek kavrulur.

2- Fıstık eklenir, birkaç kez çevrilip pembeleştirildikten sonra su ve süt konup karıştırılır.

3- Kapak kapatılıp hafif ateşte suyunu çekinceye dek pişirilir. Ateşten alınıp bir süre demlenmesi beklenir.

Sonra da yanına arzunuz isterse bir ya da iki top dondurma eklenir, afiyetle yenir!

Tarif paylaşmayı ne çok özlemişim ben, çok iyi geldi vallahi!Bunu bundan sonra daha sık yapmalı!;))

Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

23 Temmuz 2009

Ay Tutuldu


Bu gece ay tutuldu,
Kime tutuldu bilmiyorum,
Ben tutulmuştum ya,
İşte öyle tutuldu,
Ben gördüm,
Şahitim ay tutuldu,
Ben tutuldum,
Kimse görmedi,
Ay kime tutuldu bilmiyorum,
Ben sana tutuldum,
Sonra ay kurtuldu,
Ben kurtulamadım.
Metin Köse

22 Temmuz 2009

Kitap Paylaşımı Yeniden


Uzunca bir süredir kitap paylaşımına niyetleniyorum aslında! Olamadı, bugüne nasipmiş! Hayat her şeye rağmen güzel diyoruz ve yaşantımıza devam ediyoruz, değil mi ama? Tatile gidecek olanlar ya da evde dinlenmeyi tercih edenler için bilgilendirici,sürükleyici, enfes kitaplarım var!



Yankı Yazgan'ın kitabı çıktığında sizlerle sevincimi paylaşmıştım hatırlarsanız!
Evet, aldım, okudum, çok keyif aldım! Gülümsetirken düşündüren, farkındalık geliştiren, bilgilendiren çok çok güzel bir kitap!Tam bir başucu kitabı!
Yaşadıklarını sorgulamayı seven herkese okumasını salık veririm!



Elif Şafak'ın "Aşk" kitabını almadan önce okumaya başladığım, insanı hızla saran enfes bir kitap! Yaşamın gerçeklerine, trajik yönlerine çok duyarlı bir yaklaşım ve etkileyici bir anlatım! Elif Şafak, farkını ortaya koymuş yine!
Bence herkesin alıp okuması gereken bir kitap! Önyargılardan arınmayı daha bir hoşgörüyle yaklaşılmasını sağlıyor!Sonuçta hepimiz her şeyi yaşayabiliriz! Ama çok şükür ki kitaptaki öyküyü yaşamama şansına sahibim!


Biz Ege sevdalıları, gizemli, gerçek ve sınır tanımayan aşkı sevenler
için enfes bir kitap!
İzmir, Ayvalık, Midilli, Atina, İstanbul, eskici dükkanlarının kokusu, aşkın ve sırrın çekim gücü...
Uzun yıllar boyunca yaşadıkları büyük bir giz olan iki kişinin öyküsü ve antika tutkunu Dimitri'nin merakı...

Yeniden görüşünceye dek sevgiyle, dostça kalın!

20 Temmuz 2009

Geçmişle yüzleşiyoruz


Merhaba arkadaşlar, Hakan Kırkoğlu'nun çok anlamlı bulduğum yazısını, affına sığınarak sizlerle paylaşmak istedim. Ben, dün okudum, beni çok etkiledi. Yaşamın gerçeklerine değiniyor!

Hayatımız hakkında farkındalık geliştirmek, dünden bugüne, hemen şimdi gerçekleşebilecek bir durum değildir. Çoğunlukla uykuda bir hayat yaşayabiliriz, hatta pek çoğumuz hayatı boyunca bu uykudan uyanmayabiliriz. Bu hayatın içinde, ruhumuzun alması beklenen bir takım dersler var mıdır ? Bazı konular, bazı sorunlar hayatımızda sürekli tekrar ederken, yıllar içinde, kimi gelişmelerin, ani olayların kişiliğimiz üzerinde krizler yaratarak, hayata yeniden bakmamıza neden olduğunu görebiliriz. Bu zorluk çıkaran olayları, sadece ego seviyesinde, kazanmak ya da kaybetmek şeklinde görmeye çalıştığımız sürece, süregelen uykumuzdan uyanamayız. Kuşkusuz, günlük hayatın yoğun koşturmacası ve endişelerimiz yüzünden kendimizle dürüst biçimde konuşmak yerine, yaşadığımız sorunları çoğunlukla başkalarına havale ederek, başkalarını suçlayarak ya da hayali bir senaryo kurarak yapabiliriz.

Bir örnek vermek gerekirse, kendi değerini bilemeyen, kendine değer vermek, saygı duymak konusunda yetersizliği olan ve bu duygusunu, dışarıya karşı açık bir öfke biçiminde ortaya koyan bir kişi, para kazanmayı aşağılık bir durum ya da bir bayağılık gibi değerlendirebilir. Kendine saygı duyamayan, değer vermeyen kişi, başkalarının kendi hoşuna gittiği konularda gösterdiği başarıyı kuşkusuz beğenmemek, aşağılamak yoluna gidecektir. Kuşkusuz bu erken yaşlarda, büyük olasılıkla anne ya da babadan, ya da kişisel gelişimi süresince etkilendiği bir büyüğün izlenimlerinden kaynaklanıyor olabilir. Ego seviyesinde, zayıflıklarımızı örtmek, dışsal bir neden bulmak ya da başkalarını düşman olarak görmek eğilimi çok belirgindir. Bu kişinin kişisel gelişiminde, hayatını kazanma, kendi değerini ortaya çıkarma, yeteneklerini değerlendirme yolundaki mücadelesinin ilişkilerine de yansıyacağı düşünülürse, kendine değer vermekte zorlanan kişi, başkalarını da kendinden aşağıda görmeye çalışacak, ego düzeyinde kendi kurduğu senaryoda hayali durumlar yaratarak, çarpıtmalara giderken, kendini de yüceltecek başka araçlar bulmaya çalışacaktır. Kuşkusuz bu kısır döngü, hayatın çok farklı döngülerinde kırılmaya açıktır.

Ancak hayat bizi olgunlaşmak, zayıflıklarımızı güçlendirmek yönünde iteler. Buna direnç gösterdikçe daha büyük baskılar ve kişiliğimizi dönüştüren derin olaylarla karşılaşmaya başlarız. İçinde yaşadığımız hayali dünyadan kurtulmak önce, kendi kendimizi görebilmekle başlar. Kendi kendimize sorduğumuz sorular, eninde sonunda, düşe kalka, bizi daha olgun, kendi içsel gerçekliğimizi daha doğru yansıtan bir seviyeye çıkaracaktır. Çoğu zaman ani olaylar, bazı kayıplar ya da sancılar gelişim sürecimizi tetikler. Daha önce bakıp göremediğimiz şeylerin arkasında bizi geçmişe, zayıflıklarımıza bağlayan zayıflıklar olduğunu farketmeye başlar, uykumuzdan uyanırız.

Şimdi içinde bulunduğumuz bu dönemde, Yengeç-Oğlak ekseninde gerçekleşmeye başlayacak olan Güneş tutulmaları, önümüzdeki bir buçuk yıllık süre içinde, kendimizi güvensiz hissettiğimiz, çocuksu bir hassasiyet gösterdiğimiz önyargılarımızdan, duygusal alışkanlıklardan sıyrılma imkanı sunacak. Belki bu dönemde, yaşayacağımız olaylarda kendi iç dünyamıza, hassasiyetlerimize saklanmak yerine, dürüst bir yüzleşmeye hazırlanmalıyız.

18 Temmuz 2009

Sokaktaki Dostlarımız İçin


Yazı için bkz.

  • Femme Noir
  • Göksel ve Mektubumu Buldun mu

    Bir Gün Ayrılıklar da Vedalar da Kaçınılmaz


    Bir gün, ayrılıklar da vedalar da kaçınılmaz! Sevip bağlansak ta, acı çeksek te boğazımız düğümlense de bu kaçınılmaz! Belki kısa sürede belki de biraz daha uzun sürede!Ama vedalar kaçınılmaz!Bu korkuyla yaşamak ta dayanılmaz!Olacakla öleceğe çare bulunmazmış. Korkunun ecele faydası yokmuş.


    Her şey boş, en içten duygularla vedaları mümkün olduğunca ertelemeye çalışıyorsun!
    Veda zamanının geleceğine inanmak bile istemiyorsun! Çaresizlik ve umutsuzluk duyumsarken bir sözle rahatlamak, huzur duymak ve kendini güvende hissetmek istiyorsun! Çünkü o, senin kendine yakın bulduğun ve bağlandığın, güven duyduğundur! Görmemeye katlanamadığındır! Sana uzak dursa da! Sevmek,biraz da duyduklarınla yetinememek, tatmin olamamak, kısa bir süre yatışmak, yeni kaygılara kapılmak demek galiba! Hep bir huzursuzluk ve kaygıyı cebinde taşımak demek!Yüreğini ağzında hissetmek demek!


    Ayrılık Sevdaya Dahil

    Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
    En görkemli saatinde yıldız alacasının
    Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
    Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
    Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
    Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
    Bir yerlere yıldırım düşüyorum
    Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
    Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
    Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
    Tedirgin gülümser
    Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
    Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
    Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
    Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
    Yansımalar tutmuş bütün sahili
    Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
    Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
    Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    Su tozları yagıyor üstümüze
    Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
    Karanlık çöktü denize
    Yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
    Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
    Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
    Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
    Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
    Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
    Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir
    sevgiliyle
    Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
    İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
    Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
    Tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    Hâlâ kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm
    Zehir zemberek AŞKIMIZ

    Attila İLHAN

    8 Temmuz 2009

    Bu Aşk Burada Biter


    Bu Aşk Burada Biter
    Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
    Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
    Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
    Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

    Bir hatıradır şimdi dalgın dalgın uyuyan şehir
    Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
    Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
    Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

    Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
    Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
    Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
    Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

    Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
    Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
    Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
    Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

    Ataol Behramoğlu

    5 Temmuz 2009

    Durup Durup Ardına Bakmak


    Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak;
    Öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak!
    Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır.
    Onlar, bir kere kaybetmekle kurtulamadıklarımızdır.
    Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
    Hep ama hep hatırlarız. Ne biçim kaybetmektir bu?
    Kim gölgesinden kaçabilir ki?
    Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
    Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu.
    Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır.
    Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
    Her şeyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
    Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer, hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
    Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya başlar.
    Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
    Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
    bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor
    Zaman, aşk......her şey!
    Ayrılıkları ayrıntılar acıtır. Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır.
    Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken, kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar.
    Çünkü kadınlık bekler. Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır.

    Murathan Mungan

    28 Haziran 2009

    Acı Çekmeyi Sürdürmek te Sürdürmemek te Bizim Seçimimiz Aslında


    Bir insan, nereye kadar acı çekebilir? Kendini nereye kadar üzebilir? Kendine nereye kadar eziyet edebilir?



    Geleceğini etkileyecek yolculuğa kendisini vermekte zorlandığını anladığı zaman...
    Kendisiyle fazlaca mücadele etmenin ne kadar yorucu olduğunu anladığı zaman...
    Gücünü yitirdiği zaman...
    Yorulur, isyan eder ve değişim, dönüşüm orada başlar!


    Kendisine bu kadar acı çektirmeye hakkı olmadığını o noktada anlar!
    Ne kendisinin ne de başkalarının vazgeçilmez olmadığını anlar!
    Aslolanın kendisi olduğunu anlar.
    Ve hepimizin bu dünyaya bir kez geldiğini, bir kez yaşama hakkı olduğunu anlar!
    Herkesin kendi yaşamını yaşamaya gücü yettiğini anlar!
    Kim olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun herkesin ancak kendi yaşamını yaşayabildiğini, buna gücünün yettiğini anlar!
    Ve hepimiz kendi yaşantımızın kraliçesi ve de kralıyız! Ya da baş aktörü ve artistiyiz!
    Öncelikle biz ve yakınlarımız önemliyiz!

    “Acı çekecek yerlerimi yok etmeden acıyla baş etmeyi öğrendim”.

    (Murathan Mungan, Yalnız Bir Opera, 1986-87)

    Hiç bir acı sonsuza dek sürmez. Yeter ki acıya kendimizi sürgün etmeyelim! Misyonumuzun acı çekmek olmadığını anlayalım! Değişim, dönüşüm, yaralarımızın tamiri ve de iyileşmek orada başlar! Yani çektiğimiz acılara dur deyince başlar!

    Dolu dolu yaşamaya çalışmak, yaşamımızı kaliteli hale getirmeyi bilmek gerek!
    Kendimizle yetinebilmeyi, mutlu olmayı bilebilmek gerek! Bu yaşamı daha fazla ertelememek gerek! Sabırlı olabilmeyi de bilmek gerek! Çünkü zaman her şeyin ilacıdır! Biz, başa çıkamayacağımız sorunları, zorlukları düşünüp kafa patlatsak ta nafile! Bu sabırsızlıkla ancak kendimizi yıpratıyoruz, üzüyoruz! Her şey zamanla çözülüyor! Ve sağduyu ile! Duygusal bir anda alınan kararlar fevri ve yıkıcı olabiliyor!
    Hayat devam ediyor! Herkes yaşamını sürüyor! Hayat bir yolculuktur her an tadına varmamız gereken!

    Bu yazıyı Ataol Behramoğlu'nun şiiriyle noktalamak gerek!

    Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana


    Ataol BEHRAMOĞLU

    25 Haziran 2009

    Kazım Koyuncu'yu Anıyoruz


    Kazım Koyuncu'yu ölümünün 4. yılında anıyoruz! Zamansız bir ayrılık oldu!
    Gencecik yaşta kaybettik onu! Ama büyük sanatçılar yüreklerimizde yaşar hep! Tesellimiz de budur!




    24 Haziran 2009

    Ahmet Arif ve Ay Karanlık


    Ay Karanlık

    Maviye
    Maviye çalar gözlerin,
    Yangın mavisine
    Rüzgarda asi,
    Körsem,
    Senden gayrısına yoksam,
    Bozuksam,
    Can benim, düş benim,
    Ellere nesi?
    Hadi gel,
    Ay karanlık...

    İtten aç,
    Yılandan çıplak,
    Vurgun ve bela
    Gelip durmuşsam kapına
    Var mı ki doymazlığım?
    İlle de ille
    Sevmelerim,
    Sevmelerim gibisi?
    Oturmuş yazıcılar
    Fermanım yazar
    N'olur gel,
    Ay karanlık...

    Dört yanım puşt zulası,
    Dost yüzlü,
    Dost gülücüklü
    Cıgaramdan yanar.
    Alnım öperler,
    Suskun, hayın, çıyansı.
    Dört yanım puşt zulası,
    Dönerim dönerim çıkmaz.
    En leylim gecede ölesim tutmuş,
    Etme gel,
    Ay karanlık...

    Ahmed ARİF