25 Mayıs 2008

DOĞA VE DOSTLARLA BAŞBAŞA!

Soldan sağa, Sevincim, Ceylanım, annişim!

Annem, Sevincim ve Ceylanımla birlikte ne kadar zamandır niyetlendiğimiz hafta sonu programımızı nihayet geçen hafta gerçekleştirebildik.
Cumartesi sabahtan annişimle, Sevincime gitmek üzere yola çıktık. Öğleye doğru Sevinci'min evine ulaştık, kahve, Sevincimin piknik için hazırladığı önce göz doyuran nefis mi nefis muffin (o kadar kocaman ki ancak yarısını yiyebilirsiniz) eşliğinde biraz keyif yapıp dinlendikten sonra hep birlikte Emirgan'a gittik.
Pembe Köşk'ün yakınındaki masalardan birinde oturduk,Sevincimin, piknik için hazırladığı enfes yiyeceklerimizi çıkardık. afiyetle yedik.

Sevincimin hazırladığı nefisss yemekler!


Bir ara Ceylan'ın ağabeyi Evren de arkadaşıyla birlikte aramıza katıldı! Soldan sağa Evren, Ceylan ve Nurullah!


İki kafadar!

Sevincimle, eski Türk Filmleri'nden çıkıp gelmiş gibiyiz!

Ceylanım, Sevincim ve bendeniz!

Yürüyüşe çıktık, bol bol sohbet ettik, Ceylanım, sincap resimlerini yaklaşarak büyük bir başarıyla çekti.

Biz kendimizi çok güzel eğlendirdik, Ceylanım, ipod'unu hoparlörü ile birlikte yanına almıştı, kulaklarımız da güzel bir ziyafet çekti. Ama çimlerin sık olmayışı canımızı sıkmadı değil doğrusu!
Daha sonra oradan ayrıldık, Emirgan Çınaraltı'nda rahatlatıcı bir esinti eşliğinde çaylarımızı yudumladık, evimize döndük.
Annemi,gece boyu öksürmekten, horlamaktan dolayı uyutmamışım, faranjitim yine nüksetti.Ama sabah, toparlamış olarak kalkınca Anadolu Hisarı tehlikeye girmekten kurtuldu.

Sevincimin,hazırladığı eşsiz kahvaltı ve kahve keyfinin ardından Evren'im, bizi Bebek'e indirdi, oradan vapura bindik.Kandilli'de indik.

Adı gibi zarif kardeşim benim!

Keşif amaçlı uzun süreli turun ardından Anadolu Hisarı'na gittik, Güverte Balıkçısı'nı keşfettik, balıklarımızı ısmarladık.

Salata enfesti! Kekikli, pulbiberli, zeytinyağı eşliğinde zeytin, balık lezzetliydi ama deniz börülcesini öyle fazla haşlamışlar ki pörsümüş! Tek kusurları bu! Hatta burada sabah kahvaltısı bile veriliyormuş, biz yemek yerken kahvaltı edenler vardı! Anadolu Hisarı İskelesi'nin hemen karşısında!Bir sürü merdiven var ama değer, manzarası müthiş, şiddetle öneririm, biz bundan sonra sık sık oraya gitmeye karar verdik.


Çaylarımızı da keyifle yudumladıktan sonra ayaklarımız geri gittiği halde vapurumuza bindik, tatlı sohbetimizi sürdürdük. Evimize döndük! Evimizde çayımızı demledik.
"Benim Annem Bir Melek" dizisini sohbet eşliğinde izledik!Hepimiz bayılıyoruz o diziye! Bütün oyuncular çok güzel oynuyor! Oya Başar bitirim! Çok gülüyoruz! Geçici bir süre de olsa insana her şeyi unutturuyorlar, insanın kafası dağılıyor! Pazartesi sendromunu yok eder!


Anadolu Hisarı kedisi



Bu kadar güzel geçen iki gün için başta Sevincime, anneme ve Ceylan'ıma çok çok minnettarım!
Dönüş zamanı geldi, annişle evimizin yolunu tuttuk, bir de baktık ki Cimiş bana küsmüş, zor barıştı. Sen misin iki koca gün kızını yalnız bırakan?

En kısa zamanda etkinlik yazısıyla buluşmak dileğiyle! İyi haftalar sizlere!































23 Mayıs 2008

SENİ UNUTMAYACAĞIZ!

Karadeniz'in, ülkemizin unutulmaz sesi,seni asla unutmayacağız!Sen, yüreğimizde yaşıyorsun!



İlgili aramalar: müzik - kazım koyuncu dido -  kazım -   koyuncu -  dido -  









İlgili aramalar: müzik - kazım koyuncu ben seni sevduğumu -  klip -  konser -  kazim -  koyuncu -  komik -  muzik -  2007




21 Mayıs 2008

BAŞARMIŞ OLMAK!



Sık ve çok gülmek
Zeki insanların saygısını, çocukların sevgi ve şefkatini kazanmak,
Dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak,
Yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek,
Güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki “en iyiyi bulabilmek,
Sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da
Daha iyi duruma getirilmiş bir sosyal durumda bu dünyayı
Olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek,
Bir tek yaşamın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat soluk almış olduğunu bilmek…
İşte “başarmış olmak” budur!
Ralph Waldo Emerson


Not:Henüz hediyeleri ellerine geçmemiş olan arkadaşlar var, sürprizi bozmamak için etkinlik yazısını biraz daha erteliyorum! Yazıyı yayımlamak ay sonunu bulacak gibi!

Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

15 Mayıs 2008

KİTAP OYUNU!

Sevgili arkadaşım, komşum, kitap dostu
  • Ezgi
  • cim beni çok güzel bir oyuna davet etmiş! "Kitap Oyunu", adını okumak kitap kurtları için yeterli bile değil mi? Ben de bu oyuna katılmadan edemedim!


    Okuduğum kitaplar, Elif Şafak'ın Siyah Süt ve Mümin Sekman'ın "Ya Bir Yol Bul Ya Bir Yol Aç Ya da Yoldan çekil" adlı kitapları.
    Elif Şafak, kitabında, çocuk sahibi olmanın zorluklarını, karanlık yönlerini anlatmış! Samimiyetle yaşadığı loğusalık desperesyonuna değinmiş!


    Mümin Sekman, kişisel gelişimimize katkıda bulunuyor, kaderimi elimize alabileceğimizi belirtiyor, engelleri kaldırmanın mümkün olabileceğini belirtiyor!
    İkisi de mutlaka okunması gereken kitaplar!

    Şu anda okumakta olduğum kitap ise Sevgili İlkay'ımın, büyük bir jest yaparak bana gönderdiği hediye kutusundan çıkan Murathan Mungan'ın "Kadından Kentler" adlı kitabı!
    Yalın, gösterişten uzak, samimi bir dille yazılmış, insanı okurken kesinlikle yormuyor!Dil ustalıkla kullanılmış! Çeşitli kenlerdeki kadın öyküleri yer alıyor kitapta! Yazar, Murathan Mungan olunca fazla söze gerek yok aslında! Okunmaması büyük eksiklik bence!

    "Küresel Isınma" kitabını, herkesin okuması gerekli! Çünkü önlem almak bireyden başlar, topluma oradan da evrene ulaşır!

    Büyük kurtarıcımızı, Ulu önder'imizi daha yakından tanımak, ülkenin,milletin yaşadığı sorunları daha iyi anlayabilmek için hepimiz tarihimizi öğrenmeliyiz!Bu vatanın ne zor koşullarda kurtarıldığını bir kez daha hatırlamalıyız, hatırlatmalıyız!

    Okumaya niyetlendiğim kitaplar aslında epeyce fazla, ben, oyun için bir kaç kitaba yer verdim! Zaman zaman kitap paylaşımlarımız olacak! O zaman yer vereceğim diğer kitaplara!

    Bu kitapları okudukça paylaşacağım sizlerle!
    Zaman zaman göz atmaktan hoşlandığım, son zamanlarda gözdem olan iki yemek kitabını sizlerle paylaşıyorum!


    İkisi de çok çok zevkli ve çok güzel bilgiler yer alıyor!
    Şiddetle okumanızı öneririm! Tarifler uyguladıkça paylaşacağım sizlerle!
    Ben de "Kitap Oyunu'muza Sevgili arkadaşlarım, dostlarım
  • İlkay
  • 'ımı,
  • Sevda
  • 'mı,
  • Yeşim
  • 'imi,
  • Hanife
  • 'mi
  • Fadime'mi

  • ve
  • Sebla'mı
  • davet ediyorum!
    Şimdi ayrılmak için izninizi istiyorum ve yeniden buluşmak üzere sevgiyle kalın diyorum!

    Yeniden Kitap-Kahve ve Çikolata Etkinliği ile ilgili!


    Merhaba Arkadaşlar, bugün, etkinlik ile ilgili yazı yazacak,etkinlikte kimin kime çıktığını, hediye aldığını duyuracaktım! Evdeki hesap çarşıya uymadı! Etkinliğe katılan çoğu dostun, arkadaşın hediyeleri ellerine ulaştı!Bazıları da hediyelerinin yollarını gözlüyor!
    Ben de sürprizi bozmamak için etkinlik yazısını erteleme kararı aldım!
    Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

    11 Mayıs 2008

    ANNELER GÜNÜ'NÜZ KUTLU OLSUN!


    Sevgili anneler, hepinizin "Anneler Günü" kutlu olsun!Annelerimiz yaşamımıza bir melek gibi dokunur, güzellikler getirirler! Yşamımızın her döneminde onların manevi desteklerine, kollarına, dizlerine gereksinim duyarız!
    Allah, canımız annelerimizi bizden esirgemesin!



    Sevgili Anneler, bu şiir hepinize!Yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın!

    Anne

    Anne diye ağlarım,her insan gibi,
    Canımı acıttığında yaşamın bütün halleri.
    Ben ağlarken yanar seninde yüreğin bilirim,
    Derdime derman olamadığın için üzülür,
    Ezilirsin kendi dünyanda ve benim içidir
    Dilerinden akıttığın sevgi dolu sözleri….

    Her rüzgar esişinde saçlarımı okşar sanki ellerin,
    Umut sözcükleri döker bana,sımsıcacık dillerin
    Sanki bir dünya saklamaktadır içerisinde gözlerin
    Seni hep bu halinle hayal eder,özlerim,
    Ben gurbette çaresizce yatarken,
    Yorganımı üstüme örtersin değil mi anne.

    Sen çok uzaklardasın belki şu anda anne,
    Zira hayalin yüreğimde yanımda içimde anne.
    Omzuna yaslamışım başımı,okşuyorsun saçlarımı,
    Gönül bağın var burada,sunuyorsun ilaçlarımı,
    Başucumdasın almışsın ellerinin içine avuçlarımı,
    Okşuyorsun beni sen,hayal olsan da anne…..

    Her zaman en güzel anne benim annem oldu,
    Hayallerimde de olsa.
    Sen hayallerde bile bir gerçeksin anne,
    Senin sevgin daima olmuştur yüreğimde,
    Resmin duvarımda, sevgin yüreğimde,ellerin ellerimde,
    Yeter ki sen sağlıklı bu bana yeter be anne…..

    Ne yaptığın börekler,pastalar kekler,
    Yetiştirdiğin bin bir türlü meyve, üzüm, çilekler,
    Yoktan var eyleyip giydirdiğin giysiler,
    Elinle pişirerek soframıza koyduğun taze çörekler,
    Önemli değil,bana sen gereksin anne,
    Senin için sağlıklı gelecekler…..
    Anne diye seslenip nefesini dinlediğim geceler,
    Hayallerimde değil,hep yanımda olmanı istediğim
    Ellerinle,dillerinle,nefesinle dolu gerçek seneler……….

    Selahattin Ölmez

    30 Nisan 2008

    "GÜNAYDIN! MERHABA! ÖZÜR DİLEME! GÜLÜMSEME !" KAMPANYASI - İLKAY VE YONCA TOKBAŞ



    Sevgili arkadaşım, biricik komşum,içindeki güzellikleri gördükçe hayran olduğum, sevgisi içimde giderek büyüyen
  • İlkay
  • ım,çok güzel, çok anlamlı, çok insancıl bir etkinlik başlatmış! Hürriyet Yazarlarından, Sevgili Yonca TOKBAŞ'ın bugünkü yazısını okumuş ve bu müthiş yazısından çok çok etkilenmiş! Ondan sonra da işte bu güzel etkinliği başlatmış!Ben de etkinliğe dahil olmak istedim.
    İlkayım, ben de sana katılıyorum! Gerçekten de insanlara selam vermek cesaret istiyor! Ama biz bu cesareti gösterip gülümseyip karşılaştıklarımızı selamlayacağız,günaydın ya da merhaba diyeceğiz! Onlar da bize ve başka insanlara gülümseyecekler! Dilerim hepimiz bu etkinliğin içerisinde yer alırız!
    Ben de bu resimleri sevgili arkadaşım İlkay'a ve aşağıdaki anlamlı, düşündürücü yazıyı yazan Yonca'ya ve etkinliğe katılacak dostlarıma armağan ediyorum! Dilerim hepiniz beğenirsiniz!İlkayım, ben ve annem papatyaları çok seviyoruz, tüm mütevaziliğiyle bize yaşama coşkusu veriyor! O da bize doğanın selamı, gülümseyişi sanki! Ruhumuzu aydınlatıyor,neşe veriyor! Öyle ki papatyasız bir ev selam almamış, umutsuz kalan bir insana benziyor bana göre!
    Sevgili Yonca, yazısında belirttiği üzere de yazısını kullanmamıza izin veriyor.:)))İŞTE SEVGİLİ YONCA'NIN YAZISI:Özür dilerimBen bir hata yaptım.
    Hani ağzımdan kaçtı derler ya…
    Farkında bile değildim üstelik.
    Bana; insanı öfkeyle dolduruşa getiren bir yazı yazdığımı düşündüğü için eleştirisini yollayarak güzelce kulağımı çeken bir okurum; “Lütfen yazılarınızda “balgam” gibi bir kelime kullanmayın” dediğinde farkına vardım.
    Ben de öfkeme yeniliyorum.
    Yanlış bu işte.
    Bunu fark ettiğimde başka bir şeyi daha fark ettim.
    Bizim için, sevinç ve takdir dile getirmek zor.
    Sövmek ve yermek çok kolay.
    Yüreklendirme yok.
    Özür dilemeyi bilmiyoruz.
    “Merhaba dersen borçlu çıkarsın!” şeklinde yaşıyoruz.
    Maç galibiyetleri dışında sevinçten sokaklara döküldüğümüz var mı? Onda da silahlar patlıyor zaten...
    Peki ya hiç olumlu eylem yapmışlığımız?
    Yani demek istediğim, bugüne kadar beğenmediğimiz bir şey olduğunda ya hep bağıra çağıra tepiştik ya da ışık söndürerek, siyah kurdele takarak kızgınlığımızı dile getirdik.
    Aydınlık Türkiye için kendimizi karanlığa mahkum ettik. Ha diyeceksiniz tasarruf ettik... O ayrı da...
    Ben başka bir şeyden bahsediyorum.
    Neden “Merhaba Deme Eylemi” yapmıyoruz?
    Kimseden korkmadan, inadına, herkese gülümseyerek “Merhaba!” desek mesela...
    Bunu bir eylemle başlatıp kendimize iyi bir alışkanlık edindirsek ya.
    Ya da ne bileyim...
    Öfkeye inat “Gülümseme Eylemi!” yapsak.
    Siyah kurdeleler yerine, GÖKKUŞAĞI renklerinde kurdeleler taksak arabalarımızın antenlerine.
    Radyolarımız insanlara “Günaydın!” deme çağrısında bulunsa...
    Nezaket adına “Bayanlara Kapı Açma Eylemi” başlatsak mesela.
    Küfür edenin ağzına pul biber sürmek yerine, “Al sana şeker! Ye de ağzın tatlansın eylemi” yapsak...
    İyi bir başlangıç olmaz mı?
    Radyolardan, büyük yazarlardan, blogculardan bu konuda destek istesem, alabilir miyim?
    Bu önerimi elden ele dolaştırsak, destek çıkar mı birileri sizce?
    Yoksa ben hayal aleminde uçmaya başladım da,
    Kanatlarım kırılıp düşecek miyim yere?
    Yonca
    “umutekeriyilikbiçer”

    Sevgiyle kalın!

    23 Nisan 2008

    ATATÜRK VE ÇOCUKLAR!



    "Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir."
    "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz."
    - Mustafa Kemal ATATÜRK


    ATATÜRK ÇOCUK OLMUŞ

    Çocuk Bayramı'nda
    Gelmiş katılmış aramıza,
    Atatürk çocuk olmuş bakın:
    Sallanıyor salıncakta!

    Gülüyor gözlerinin içi,
    Gülüyor,
    Gökler, denizler kadar mavi.
    Diyor ki: "Çocuklar, ben verdim size
    Bayramların en güzelini".

    "Dilerim, yurdumun çocukları,
    Tüm çocukları dünyanın
    Gülüp oynasınlar bugünkü gibi;
    Acıda, sevinçte kardeş olsunlar...
    Çınlasın yeryüzünde barış türküleri".

    Aziz SİVASLIOĞLU

    19 Nisan 2008

    KİTAP-KAHVE VE ÇİKOLATA KEYFİ ETKİNLİĞİ İLE İLGİLİ!


    Merhaba Arkadaşlar,çok uzun zamandır yazı yazmayarak sizleri merakta bıraktım değil mi?
    Özür dilerim, bu hafta Cuma gününü nasıl getirdiğimi bilemiyorum. Çok tatsız bir hafta geçirdim, tansiyonum çok düşüktü. Bugün de öyleydi ama evde dinleniyor olmanın etkisiyle kendimi daha iyi hissettim.
    Dün akşam dolayısıyla etkinliğe katılım sona erdi. En kısa zamanda sizlere çekiliş sonucunu bildireceğim.
    Sizler de Mayıs başından itibaren hediyelerinizi yollamaya başlayabilirsiniz!
    Anneler Günü'nden itibaren en geç 15 Mayıs günü hediyelerinizi bloglarınızda yayımlayabilirsiniz!
    Şimdilik hoşçakalın!

    Not: Arkadaşlar,sitelerinizin adlarını,
  • linklerim-mutlulukmutfaktagizlidir
  • de
    bulabilirsiniz! Yeni siteler eklenice sayfam bozulmaya başladı ben de en iyi fikrin bir link sayfası oluşturmak olduğunu düşündüm!

    Sevgiyle kalın!

    2 Nisan 2008

    KİTAP-KAHVE VE ÇİKOLATA KEYFİ

    Kopyasý KAHVE-KÝTAP VE ÇÝKOLATA KEYFÝ 104

    Eveet, işte yeniden kitap kahve keyfi etkinliğimiz başlıyor! Etkinliği kaçırıp ta üzülenler, yeniden bu keyfi yaşamak isteyenler olunca dayanadım! Bu etkinlikte yine en büyük yardımcım Sevda’m oldu! O, benim kurtarıcı meleğim, imdadıma yetişti! Yaptıkların için sana çok çok teşekkür ederim sevgili arkadaşım, sana minnetarım! Tuttuğun altın olsun can dostum benim! Geçen sefer ki kitap ve kahve keyfinin vazgeçilmez hafifliği etkinliğinden tek farkı bu keyfe ve etkinliğe çikolatanın ya da el yapımı kurabiyelerin de eşlik ediyor olması! İsteyen arkadaşlar geçen etkinlikte olduğu gibi kupa, fincan, french press gibi kahve ile ilgili detaylar hediye edebilirler! Gönlünüzden ne geçiyorsa, özenli ve mümkünse değiştirme kartlı hediyeler göndermeniz daha iyi olur! Sonuçta aynı kitaptan hediye edeceğiniz kişide olabilir! Ya da zevkine uymuyor olabilir! Kitap seçimine gelince ille de yemek, pasta kitapları olması gerekmiyor. Güncel, yeni çıkan, herkesin hoşuna gidebilecek seçimler de yapılabilir. Tek koşul değiştirme kartı ve özen! Yine katılımcılar arasında çekiliş yapılacak ve herkes kendisine çıkan kişiye hediye gönderecekl Kimin kime çıktığı sürpriz olacak! Hediyelerimiz elimize geçene dek kimin göndereceğini bilmeyeceğiz! Bu arada etkinliği duyurduğum arkadaşlardan bazıları adres bilgilerini bana gönderdiler. Bugün akşam da katılımcı adreslerini aldım, word dosyasına kaydettim. Hepinize geri dönemedim, en kısa zamanda geri döneceğim! Ama şimdilik burada da etkinliğe katıldığınız için teşekkür etmek istiyorum! Etkinliği daha önce duymamış olanlar ya da adres bilgilerini bana henüz yollamamış olanlar katılmak için kişisel bilgileriyle birlikte kitap-kahvekeyfi@hotmail.com adresine gönderebilirler! Ben de çekiliş sonuçlarını aynı ileti adresini kullanarak göndereceğim! Site, blog sahibi olmayan arkadaşlar da etkinliğe katılabilirler, onlar kendilerine gönderilen hediyelerin resimlerini blogumda yayımlama süresinden önce bu adrese göndermiş olmalı!

    Etkinliğe katılım 18 Nisan akşamı dolayısıyla sona eriyor, çekiliş yapılıyor, sonuçları size bildiriliyor! Sizler de en geç 10 Mayıs'ta hediyelerinizin size çıkmış olan kişilerin eline ulaştığından emin oluyorsunuz! Hediyelerinizi Mayıs başında göndermeye başlamanızda yarar var! Amacımız Anneler Günü'nü de anımsamış ve kutlamış olmak! Hediyelerimizi bloglarımızda, sitelerimizde 10 Mayıs'tan itibaren yayımlamaya başlayabiliriz! Yani hediyelerin sahiplerini bulmuş olması gereken tarihten itibaren! Hediyelerimizi yayımlamak için son gün 15 Mayıs!

    Hepimiz için anımsadığımızda gülümseyeceğimiz, keyif alacağımız bir etkinlik olmasını diliyorum!Güzel günler hepimizin olsun! Yeniden görüşünceye dek sevgiyle, sağlıkla, dostça kalın!






    30 Mart 2008

    HAYDİ KIZLAR DİYETE!

    Zayıflamak isteyen hanımlar için

    Sevgili komşum, arkadaşım
  • Yaren
  • 'in, sevgili Ayşe, Dilek ve Aynur ile elele verip hazırladıkları etkinlik için mutfağa girildi, sağlıklı, hafif, düşük kalorili yiyecekler hazırlandı. Ki zaten biz de diyetteyiz! Çok güzel bir zamanlama oldu! Diyetimizde desteklendiğimizi duyumsadık.
    Annem, Ispanaklı Salata'yı ve pazarda dolaşırken tezgahta görünce sevinçten çıldırıp aldığımız Deniz Börülcesi Salatasını yaptı. Annişle bugün, börülceleri ayıkladık. Bundan sonra her hafta bir demet deniz börülcesi alma kararı verdim.
    Ben de Elma Tatlısı hazırladım. Yapımı o kadar kolay ki!
    Ben, başta Yaren'im olmak üzere etkinliği düzenleyen diğer arkadaşlara da böyle güzel, destekleyici, keyif verici bir etkinlik düzenledikleri için teşekkür ediyorum! Ve deee tariflere geçiyorumm!

    Ispanak Salatası

    Malzemeler:

    500 gr ıspanak,

    1 orta boy havuç,

    1 limonun suyu

    Sızma yağ

    Tuz

    Yapılışı:

    Ispanaklar, ayıklanır, yıkanır, doğranır. Küp küp kesilmiş havuçla birlikte tencereye konur, hiç su koymadan biraz tuz ilavesiyle haşlanır. Soğumaya bırakılır. Ilınınca limon suyu, sızma yağ eklenir (ik çorba kaşığı kadar).
    İstenirse limon yerine sarımsaklı yoğurt ile de servis yapılabilir. O zaman da sızma yağ yoğurdun üzerine gezdirilir.
    Afiyetle Yenir!

    Sıra en sevdiğim tarife geldi, nefis bir tadı var! Şiddetle öneririm!

    Deniz Börülcesi Salatası

    Malzemeler:

    2 demet deniz börülcesi

    sızma yağ

    sarımsak

    1 limonun suyu

    Not: Deniz börülcesi haşlanırken de servis edilirken de tuz kullanılmaz çünkü kendiliğinden tuzludur.

    Yapılışı:

    Deniz börülcesi yıkanır, bir tencereye alınır. Üzerini geçmeyecek kadar su konur, haşlanır.
    Sudan alınır, soğumaya bırakılır. İki parmağınızın ucuyla tutup diğer elimizin parmağıyla deniz börülcesini tutup çekersek saplarından ayırıp ayıklamış oluruz.
    Ayıklanmış börülceleri kapalı bir kapta servis yapana dek buzdolabında muhafaza edebiliriz.
    Servis yapılacağı zaman dört-beş diş rendelenmiş sarımsak, bir limonun suyu ve iki çorba kaşığı sızma yağı eklenip karıştırılır.
    Ya da arzu eden sarımsaklı yoğurt ta kullanabilir.
    Afiyetle yenir!

    Gelelim en hafif, en masum, en düşük kalorili tatlımıza! Taylan Kümeli en çok meyveli tatlıları sonra da sütlü tatlıları öneriyor!
    Ama gerçekten de elma kendiliğinden tatlı olduğu için şeker eklemek gerekmiyor.

    Elma Tatlısı:

    Malzemeler:

    2 tane orta boy elma,

    1/2 çay bardağı su

    Biraz tarçın

    İsteğe göre biraz kuru üzüm

    Yapılışı:

    Elmalar soyulur, ikiye bölünür, çekirdekleri çıkarılır.
    Orta boy bir tencerede yarım çay bardağı su ile birlikte kısık ateşte 10- 15 dk. bir tarafı 10-15 dk. da diğer tarafı yumuşayacak şekilde pişirilir. Bir taraf yumuşayınca çevirip diğer tarafı pişiriyoruz. Elmaları biraz soğuyunca tencereden servis tabağına doğru güzel bir yolculuğa çıkartıyoruz! Soğumaya bırakıyoruz. Servis yaparken tarçın serpebiliriz, kuru üzüm koyabiliriz. Dilerseniz süzme yoğurt, krema ya da bir top vanilyalı dondurma ile servis edebilirsiniz!
    Biz, Taylan Kümeli'nin biz okuyucularına zaman zaman izin verdiği vanilyalı dondurmayı kullanmayı tercih ettik. Bir bardak süte eş kalori, minerallere sahipmiş. Yani şimdi bir dek karamelli ya da antep fıstıklı dondurmalara göre vanilyalı ve meyveli dondurmalar daha düşük kaloriye sahipler. Dolayısıyla daha hafifler!

    Yine de diyet zamanı dışında arada bir canımızın çok çektiği çeşitlerden yemeliyiz bence! Nefsimiz körelsin, değil mi ama?
    En kısa zamanda görüşmek üzere sevgiyle kalın!





















    26 Mart 2008

    LİNZER KURABİYELERİMİZ VE KİTAPLARIMIZ!

    Selam, buluşmamız yine biraz gecikti, biliyorum! Bazen, yoğunluk, sevdiğin konularda bile isteksizlik yaşıyor insan! Bir de malum bizim tatlı ev cadısı küsmesin, darılmasın diye kendimi alıkoydum bilgisayar başında oturup yazı yazmaktan! Yaranabildim mi elbette hayır! Sonuçta kuması bilgisayarın karşısına kuruldun mu küsüyor, uyuyor!

    Neyse biz yeniden buluştuk ya! Şimdi Linzer Kurabiye tarifini verelim. Sonra da güzel kitaplarımıza göz atalım!
    Bu tarif nereden bulduğumu anımsamıyorum! Teatime (Sevgili Mine'den) aldığım tariften farklı!


    Linzer Kurabiye

    100 gr margarin

    1 yumurta

    150 gr toz şeker (dilerseniz şeker miktarını daha da azaltabilirsiniz)

    bir çimdik tuz

    1/2 limon kabuğu rendesi

    1/2 kahve kaşığı tarçın

    1/2 çay kaşığı karanfil tozu

    200 gr iri parçalanmış fındık ya da badem

    200 gr un+ kulak memesi yumuşaklığına gelecek miktarda un

    100 gr kadar böğürtlen ya da ahududu, portakal reçeli

    Hazırlanışı:

    1- Oda ısısında ılınmış margarin, yumurta ve şeker mikserle çırpılır.

    2- Elenmiş un, fındık, tarçın ve karanfil tozu ayrı bir kapta karıştırılır, yavaş yavaş margarinli karışıma eklenir. Biraz mikserle çırptıktan sonra elle yoğrulur.

    3- Kurabiye yapabilmek için hamuru kulak memesi kıvamına getirecek kadar elenmiş un ekliyoruz.
    Ben, bazen sabırsızlanıp tüm malzemeleri aynı anda ekliyorum, unu da göz kararı koyuyorum. Hamurun kıvamını kontrol ediyorum!

    4- Hamurumuzu dilediğimiz kaıplarla şekillendiriyoruz, fırına atıyoruz. Orta sıcaklıktaki ısıda 35-40 dk. kadar pişiriyoruz. Fırınımız huyuna suyuna, ayarına göre hareket ediyoruz, kurabiyelerimizi konrol ediyoruz! Üzerleri kızarmadan fırından alıyoruz. Ilınmasını bekliyoruz.

    5- Ilınan kurabiyelerimizi üst üste koyuyoruz, üstteki kurabiyenin ortasına ahududu, frambuaz ya da portakal reçellerinden dilediğimizi koyuyoruz. Erik ya da kuşburnu marmeladı da bu kurabiyeye gider. Kurabiyelerimizin üzerlerine pudra şekeri serpiyoruz!
    Çay, bitki çayı ama en iyisi kahve eşliğinde afiyetle yiyoruz!
    Şunu da belirtmek isterim ki artık biz Linzer Turta ve dşğer kurabiyeleri sevmiyoruz bir tek Linzer kurabiye ile İçli kurabiyeyi severek yiyoruz! Un kurabiyesi benim için bir süredir tarihe karışmış durumda! Uzunca bir süre de böyle devam edecek gibi görünüyor! Biz bunları çok sevdik!

    Elimize bir fincan çayımız ya da kahvemizi alıp kitaplarımıza göz atalım mı?


    Sevgili komşumuz, dostumuz Tijen'in (http://mutfaktazen.blogspot.com) kitapları hakkında güvenilirliği, derin araştırmalar üzerine yazıldığı, sağlıklı tariflerin, önerilerin yer aldığı biricik kaynaklar olduğu dışında bir yorum yapmaya gerek yok sanırım! Diyette olduğum bu zamanlarda ve sağlıklı beslenmeye çalıştığımız her zaman başvurulacak mükemmel kaynak kitaplar! Bizlerle sohbet eder gibi sıcacık yazmış! Ellerine sağlık Tijenciğim!

    Sevgili Tijen, bildiğim kadarıyla iki kitabın da çevirisini yapmış! Çok ta güzel olmuş! Yine son derece bilgilendirici kaynaklara imza atmış! "Bana Ne Yediğini Söyle" sağlık ağırlıklı bir kitap! Çok çok güzel öneriler yer alıyor!

    "Erkeklerin iyileşmesi Yeryüzünü de iyileştirecektir" kitabı da çok çok güzel, elime aldığımda bırakamıyorum! Bir tek kadın-erkek, sevgili, karı-koca ilişkisi olarak düşünmeyin kurduğumuz tüm ilişkiler için öneriler var kitapta! En son bağımlılık bölümünü bitirdim.
    Bugün, burada sizlerle paylaştığım tüm kitaplarla alıp okumanızı şiddetle öneriyorum!
    İlk fırsatta diğer kitapları paylaşmak üzere şimdilik sevgiyle kalın!































































    17 Mart 2008

    BEDELİ ÇANAKKALE'DE ÖDENECEKTİR!


    Galatasaray Lisesi'nde okurken Çanakkale Cephesi'ne subay olarak gönderilen Mehmet Muzaffer Bey, karargahın, lastik ile diğer bir takım ihtiyacını teminine memur edilmiş. Karaköy'deki bir Yahudi'de istediklerini buldu.Fiyatlar fahiş! Mecburen anlaşmaya varıldı . Gereken parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye'ye gitti. Kaymakam "Ne alınacak?" dedi. Muzaffer'in "Otomobil ve kamyon lastiği..." cevabını duyunca bir an durdu ve "Bana bak oğlum! Ben, askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun " dedi. Gerken parayı alamayan Muzaffer, selam verip dışarı çıktı.
    Bu lastikleri mutlaka almak için çara düşündü. Çareyi bulmuştu. Yahudi tüccarın yanına giderek "Ödeme işlemleri akşamüstü bitecek. Yarın öğleden önce vapur kalkıyor, yetiştirmem gerek. Onun için sabah ezanında geleceğim, malları mutlaka hazır edin. Ama altın para vermiyorlar, kağıt para verecekler" dedi. Yahudi " peki" dedi.
    Ertesi sabah, Muzaffer, malzemeyi arabaya yükledi ve Yahudi'ye bir yüzlük kaime (para) verdi.
    Malzeme araba ile Sirkeci'den gemiye aktarıldı ve gemi Çanakkale'ye doğru yola çıktı.
    Üç gün sonra Yahudi tüccar, elindeki yüzlüğü bozdurmak üzere Osmanlı Bankası'na gitti.
    Bozmadılar. Çünkü elindeki para sahteydi. Muzaffer, bütün gece, temin ettiği özel kağıda çini mürekkebi ve boya ile parayı gerçeğinden ayırt edilemeyecek derecede taklit etmişti. O devrin paralarının üzerindeki yazılar arasında bir de şu ibare bulunuyordu. "Bedeli Dersaadet'te altın olarak ödenecektir. "
    Muzaffer, yaptığı taklit paradaki bu ibareyi şöyle yazmıştı: "Bedeli Çanakkale'de altın olarak ödenecektir."Onun burada altın dediği, Çanakkale'de Mehmetçiğin akıttığı, altından değerli kanıydı.
    Yahudi tüccar, bunu sorun haline getirmedi. Ama haber bütün İstanbul'da yayıldı. Şehzade halim Efendi, lalasını gönderip Yahudi tüccardan, taklit yüzlük parayı bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli mücevher çekmecesine yerleştirip İstanbul Polis Mektebi'ndeki emniyet müzesine hediye etti.

    (Bir takvimin arka sayfasında okudum, beğendim, sizlerle paylaşmak istedim)

    Gelin, Çanakkale Zaferi'nin ne koşullarda kazanıldığını bir kez daha hatırlayalım! 43.NCÜ ALAY 1NCİ P.TB. 1NCİ BÖLÜK'ün 1917 yılı yemek listesine bir göz atalım!


    GÜN ------- SABAH ------- ÖĞLEN -- AKŞAM - ----------------EKMEK
    15 Haziran - üzüm hoşafı --- yok ------ yağlı buğday çorbası --- tam
    26 Haziran - yok----------- yok ------ üzüm hoşafı --------------tam
    18 Temmuz- üzüm hoşafı ---- yok ------ yok ------------------yarım
    8 ağustos - Yarım ekmek --- yok ------ şekersiz üzüm hoşafı--yok


    Not: 21 temmuz 1917'den itibaren başlayarak ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir çünkü un ve ekmek kalmamıştır....

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

    - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

    Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"

    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
    Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada!

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,

    Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz...
    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

    Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

    Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
    Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.

    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;

    Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi;
    "O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme" dedi.

    Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

    Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.

    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyetler eder istiab.

    "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan;

    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i,

    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

    Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.




    15 Mart 2008

    Güzellikleri Paylaşmak!



    Nilüfer

    sizi kim bıraktı gözlerimin içine
    ağlamaktan yorgun
    rüzgârdan kaçak
    durgun sularda nilüferken ben
    yalnızlığına mahkum!

    -hani buradaydınız az önce
    sözcükleri bir bir dizen-

    içlendim, ezildim, büyüdüm, ağladım
    duydum…
    sesimi duyurdum mu?

    sizdiniz
    hani göz kapaklarım düştükçe aralayan
    elimi tutup bırakmayan
    dizlerimin takati yokken
    dik dur diyen annemin sözü çizildi zihnime!
    ekledim… geceleri sabahlara
    köz olmayi bekleyen şehirlerden
    kaçtım! ...
    denize boyandım az önce
    çığlık çığlık martı oldum
    duymadınız…


    neredeydiniz
    soğuk kış gecelerinde
    sabrımı çengelleyip göğsünüze bekledim
    gözümde biriken hayatlar
    usul usul düştü toprağa
    her defasında uyuttum özlemlerimi
    unutmadım hiçbir ismi
    dönmediniz…


    Banu Kalyoncu
    2007/01/20


    .Arkadaşlar, merhaba! Karabatak gibi ortadan kayboldum değil mi? Neyse ki döndüm! Nerelerde miydim? İsteksizlik, can sıkıntısı, bilgisayar tahammülsüzlüğündeydim! Zaman zaman hepimizini yaptığı gibi ruhumu karartma çalışmaları içerisindeydim! Sona erdirdim.
    Veee Burçak aldığı kiloları verebilmek için diyete girdi. Hem de geçen hafta ortası. Yaptığım bir pastayı sizlerle paylaşacaktım, krema ile hamuru birbirine yakıştırmadım, kendi uyarlamamdı. Aldığım hazır pasta kreması her ne kadar içine margarin katmasam da ağır geldi. Onca malzeme ziyan oldu, çöpe gitti. Ama porsiyonluk pastadan büyük bir sabırla iki tane aldım, sonunu getiremedim. Bir daha ki sefere daha iyisini yaparım dedim kendi kendime!
    Sonra da amaaaaaaan dedim ve pasta başta olmak üzere tüm hamur işlerinden vazgeçtim. Uzunca bir süre! Sapıtmıştım ama hemen her akşam bir kurabiye, kek, pasta! Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz? Ekmeği de azalttm. Abartılı mı yiyordum hayır ama şimdiye göre evet! Pilates ve yogaya da başlıyorum! Kim tutar beni?
    Bundan sonra böyle vallahi! Hiç acıma yok! İstediğim kiloya indikten sonra yalnızca hafta sonları tatlı, kurabiye yapıp kalanını paylaşacağım! Üst kat komşum, sevgli arkadaşım Dilekçim'i de uyardım bize hiç bir şey getirmemesi konusunda! Okuldaki kokulara dayanamam sanıyordum, ne pizzalar, kekler, poğaçalar, börekler, pilavlar pişti de yemedim! Yemem! Önemli olan karar vermek, değil mi ama? Nasılsa evde sebze ağırlıklı besleniyoruz!
    Eveeeet, bende haberler böyle!
    Bu arada iki kurabiye tarifi de üst üste gelmesin istedim. Bir daha ki yazımda diğer kurabiyemin tarifini ve deee yemek kitaplarımı paylaşacağım sizlerle!
    Söz veriyorum! Sizlerle paylaşacağım çooook kitabım var, Burçak, kitap almaya doyamadı da bu aralar! Sizleri de bıktırmadan usulca usulca paylaşacağım!
    İyi tatiller, sevgiyle kalın sevgili dostlarım! Sizi çok özlemişim ben!






    .

    18 Şubat 2008

    MARMELATLI KURABİYELERİM!

    Merhaba arkadaşlar, dün sizlerle kar manzaramızı ve kitaplarımı kahve ve kurabiye keyfi eşliğinde paylaşmıştım. Kurabiyelerin tarifini de en kısa zamanda vereceğimi belirtmiştim.
    Tarif, Lezzet dergisi'nin verdiği ilk Güzel Şeyler Kitabı'ndan. Bütün tarifler ve resimleri ayrı güzel gerçekten de!


    Marmelatlı Kurabiye (8 kişilik)

    Malzemeler:

    250 gr tereyağı (Ben Becel Margarin kullandım, kalbe dost, sağlıklı, hafif)

    1/2 çay bardağı ayçiçek yağı

    4 su bardağı un

    1 su bardağı pudra şekeri

    2 çorba kaşığı rendelenmiş hindistancevizi

    4-5 çorba kaşığı marmelat (ben biraz Tamek'in Kış Reçeli'nden biraz da Böğürtlen Reçeli'nden kullandım).

    Yapılışı:

    Eğer ben tereyağdan şaşmam diyorsanız o zaman çok kısık ateşte eritip ılındırın. Ayçiçek yağı, un, pudra şekeri ve rendelenmiş hindistancevizini ekleyip yoğurun. Hamurdan yumurta iriliğinde parçalar koparıp elinizde yuvarlayın. Ben ceviz büyüklüğünde hamur alıp daha küçük kurabiyeler elde ettim.
    Tchibo'dan aldığım güzel kurabiye kalıplarını değerlendirdim. Hafifçe bastırıp yassılaştırdıktan sonra ortalarını parmağınızın ucuyla çukurlaştırın. Önceden ısıtılmış 170 dereceye ayarlı fırında üzerileri beyaz kalacak şekilde pişirin. Kurabiyeleri fırından alıp çukur kısımlarına marmelat doldurun.
    Arzu ederseniz üzerine pudra şekeri de serpiştirebilirsiniz!
    Servis yapın ve de afiyetle yiyin!

    Burçiş, bugün de boş kalmadı, kendini mutfağa attı, aynı kalıpları kullanarak kendi uyarlaması, bizler tarafından daha çok beğenilen kurabiyesini ve aynı kitapçıktan kendisinde de olmasına rağmen Yeşim'de görüp beğendiği poğaçayı yaptı!
    Annesiyle çayda afiyetle yedi. Resimlerini de sizlerle paylaşmak için çekti tabii ki de!
    Yeni bir kahve-kurabiye ve kitap keyfinde buluşmak üzere sizlerden izin istiyorum en kısa zamanda buluşma sözü veriyorum! Bu kez kahve ve kurabiye aynı karede yer alacak! Bu kısa zaman Perşembe ya da Cuma günü olabilir gibi geliyor bana!
    Sırada sizlerle paylaşmak üzere bekleyen yemek kitaplarım var! Ben, kitapları, tarifleri kendine saklayan insanlardan hiç haz etmem! Aman aynı kitap filan kişide olmasın da niyetlendiğim tarifi uygulamasın. Ne kadar çirkin şeyler bunlar, öyle değil mi? Oysa ki herkesin tarife kattığı farklı özellikler vardır. En azından sunumu farklıdır! Neyseki çoğumuz paylaşımı seviyoruz!
    Bu arada sizlerle paylaşılacak tarifler de o kadar birikti ki! Zaman buldukça paylaşacağım! Yeni yapılan eskiyi biraz daha erteliyor!
    Yeniden buluşuncaya dek hoşçakalın!