11 Eylül 2018

Sen Hiç ...



Biliyor musun bugün sende okunanların çoğu taa çocukluğundan itibaren sana yazılanlar, bugün sende görünenlerin çoğu küçüklüğünde ruhuna ekilenlerdir.


"Bir tomurcuk gibiydim, ne zaman başımı toprağın üstüne çıkarıp filizlendiysem, bir çiçek olarak açmak istediysem kopardılar. Yeniden açmayı denedim, tekrar kopardılar. Adım Gül ama ben hayatımda hiç gülmedim. Kendimi yaprakları dökülmüş, dalları kırılmış bir ağaç gibi hissediyorum."

Koskoca bir delikanlı ya da genç kızken sınıfta arkadaşlarının önünde rencide edildin mi? Birine tepki göstermek isteyip de ayıp olur diye tepkini içine gömdün mü? Hakkını yiyenlere isyanını sadece dişlerini sıkacak kadar gösterebildiğin anlarda neler hissetmiştin?

Aslında başarısızlık diye bir durum yoktur. Bizim başarısızlık sandığımız şey, öğretmenin dersi anlatma biçimi ile öğrencinin dersi öğrenme biçiminin uyuşmamasından kaynaklanan bir durumdur.

"Babama ve kocama olan öfkem gözümü kör etmiş, içimdeki kor ateşin dumanı basiretimi örtmüş. Yaşanmamışlıklara olan hıncım aklımı sis perdesi gibi kapatmış. Korkak, pısırık, tedirgin, endişeli biri olarak yaşamışım bugüne kadar."

Bugüne kadar beynin seni kontrol etti. Şimdi sen beyninin kontrolünü eline alsan ve hayat otobüsünün direksiyonuna geçsen bundan sonra hayatında nasıl değişiklikler olacağını düşünebiliyor musun?

(Tanıtım Bülteninden)


* Annemin ve Aytül ablamın önerisiyle şu anda bu kitabı okuyorum, gerçekten çok güzel, ben de siz dostlarıma şiddetle öneriyorum.
















31 Ağustos 2018

Yüzyılın Kitabı


Osmanlı’nın 1880’lerdeki, Cumhuriyet’in 1950’lerdeki “bağımlılığını” bilmeden, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” mücadelesi kavranamaz. 1876 ve 1924 anayasalarını bilmeden bugünkü Başkanlık Anayasası’nın Türkiye’yi nereye götüreceği kestirilemez. Osmanlı’da dinsel hukuku, Mecelle’yi ve 1917 Aile Kanunnamesi’ni bilmeden bugünkü “müftülük nikâhı”nın amacı bilinemez. I. Dünya Savaşı’nı, İzmir’in işgalini, Atatürk’ün Anadolu’ya geçişini, Amasya Genelgesi’ni, Sivas Kongresi’ni, TBMM’nin açılmasını, Sakarya Savaşı’nı, Büyük Taarruz’u, Anadolu’daki Yunan zulmünü, İzmir’in ve İstanbul’un kurtuluşunu bilmeden; Vahdettin’i, Damat Ferit’i, Rıfat Börekçi’yi, Abdurrahman Kâmil Efendi’yi tanımadan Milli Mücadele anlaşılamaz. Said-i Nursi’yi tanımadan FETÖ anlaşılamaz.  Misuri Zırhlısı’nı, Kore Savaşı’nı, NATO’ya üyeliği, 6. Filo’yu, Kanlı Pazar’ı bilmeden Türkiye’de “Amerikancılık” bilinemez. Lozan’ın önemini kavramak için sadece Lozan’ı bilmek yetmez, önce Sevr’i bilmek gerekir; o da yetmez, 1950’lerde ABD ile imzalanan ikili antlaşmaları bilmek gerekir. Atatürk’ün önemini kavramak için sadece Atatürk’ü tanımak yetmez, Atatürk’ten önceki ve sonraki asker-sivil liderleri; II. Abdülhamit’i, Enver Paşa’yı, Vahdettin’i, İsmet İnönü’yü, Adnan Menderes’i de az çok tanımak gerekir. Atatürk’ü tanımak için Anatürk’ü, Zübeyde Hanım’ı tanımak gerekir.
    İşte “Yüzyılın Kitabı ”nda bunlar ve daha fazlası var. 
    “Yüzyılın Kitabı ”, bugün yaşadığımız güncel olayların, 1860’lardan 1960’lara uzanan tarihsel arka planlarını anlatıyor, böylece tarihle bugüne ışık tutuyor.
    “Yüzyılın Kitabı ”nı okuyunca karşınıza “Yüzyılın Lideri ”, yani Atatürk çıkıyor. 

Genel Yayın Yönetmeni:    Ahmet BOZKURT
Yayıma Hazırlayan:            Hakan GÜNGÖR
Kapak Tasarım:    Ayhan ŞENSOY
Sayfa Tasarım:                   Eylem SEZER 

* Çok güzel bir kitap, ilk fırsatta mutlaka edinip okuyacağım. 

Anlat Anneanne



Anılar… Anılar…
Aile sırları.
Kızlarımın bile bilmediği,
okurlarımın merak ettiği,
hüzünlü anılar. Komik anılar.
Çocukluğumun, Cumhuriyet ruhunu
gururla taşıyan Ankara’sı.
Ailede evlenmeler, boşanmalar.
Genç kızlığımın dünya şehri, artık eski
Türk filmlerinde kalmış güzelim İstanbul.
Kolej yılları, arkadaşlar, muziplikler.
Benim evlilik masalım.
Yasemin kokulu sokaklarıyla Mersin.
Otuz yedi yılda yazılan otuz bir kitap.
Ve gerisi…

* Şu anda bu kitabı büyük bir keyifle okuyorum, siz dostlarıma da şiddetle öneririm.

Maraton Başlıyor



Merhaba sevgili dostlarım nasılsınız,  dilerim çok iyisinizdir. Biz iyiyiz. Tatil sona eriyor, maraton başlıyor. Ama bir farkla, annemden ayrılmıyorum. Birlikte oturuyoruz. Annemden ayrılacak olsam çok üzülürdüm. Pazartesi günü seminerler başlıyor. Ben her zamanki gibi duygusal açıdan hazır değilim ama zaman uçup giderken benim hazır olup olmamama bakmıyor. Ne yazık ki. Bana da zaman yaklaştıkça kabullenmekten başka çare kalmıyor. Bana kalsa bir yıllık ücretsiz izin kullanmak istiyorum ama şu anda mümkün değil.
Bu evin yakınında bir market var ama Kipa, Migros gibi değil.  Ev merkezde değil. Kipa'ya 15-20 dk.
yürüme mesafesindeyiz. Hiç Bigadiç'i arayacağım aklıma gelmezdi ama arıyorum işte. Ben çarşının içindeydim. Marketler, bilgisayarcılar çok yakındı, ekmek fırını hemen karşımdaydı. O açıdan arıyorum yoksa pek te mutlu değildim. Ev sahiplerimi çok  seviyordum, o kadar. Tek arkadaşım kedimdi. Şimdi ise annem en büyük arkadaşım sonra da Misi var.
Bizde durum şimdilik böyle, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın  dostlarım.






21 Ağustos 2018

Süreya Kuaför Salonu


Onlarınki mahalle aşkıydı, bilmeyen yoktu. Cemal ve Süreyya’nın hikâyesi, bizim alt sokaktaki Arma Pastanesi’nde, tezgâhta son kalan acıbadem kurabiyesini paylaştıkları gün başladı. Önce Cemal, biz centilmen adamız evelallah havalarında Süreyya’ya ikram etti kurabiyeyi. Süreyya ise, utangaç bir bakışla gözlerini yere indirerek kurabiyeyi tezgâhtan aldı ve tam ortadan ikiye böldü. Biliyorum, çünkü ben de oradaydım. Hayır, pastanenin içinde değil, dışında, diğerleri kadrosunda. Hani hayatta bir kahramanlar vardır, bir de diğerleri ya, aynen o hesap.
Kocan Kadar Konuş’un yazarı Şebnem Burcuoğlu’ndan sımsıcak bir mahalle  hikâyesi!
İsmi bir zamanlar Tatavla olan, Kurtuluş semtine hoş geldiniz. Büyük mağazaların sıralandığı Rumeli Caddesi’yle, fanfirikli Nişantaşı kafelerinin hemen üstünde yer alan Kurtuluş’ta, bir liracı, çiğ köfteci, turşucu, yufkacı, yorgancı, overlokçu, son ütücü, kısaca ne ararsanız vardır. Ramazan’da pide, Noel’de kurabiye, Paskalya’da çörek pişer burada. Bu semtin sayısız hikâyesi içinde en kalplere dokunanı ise Cemal, Süreyya ve Feza’nınkidir.

Bayramınız Kutlu Olsun


9 Ağustos 2018

Evde Üç Kişi


Merhaba dostlarım nasılsınız? Dilerim çok  iyisinizdir.  Geçen hafta Pazartesi annemle evdeydik.  Ablamlar kuafördelerdi. Annem karnıyarık için patlıcanları kızartırken parmakları çok kötü yandı. Büyük bir kaza atlattık anlayacağınız. Hemen buz kompresi uyguladık. Ardından yanık kremi sürdük. Ablamlar da daha etkili ilaçlar aldılar. Ertesi gün annişimin parmakları su topladı. Şırıngayla patlatıldı, pansuman yapıldı. Sık sık pansuman yaptık, yeni deri çıkıyor, şimdi daha iyi.
 Geçtiğimiz Pazartesi ablamlar evlerine dönmek üzere yola çıktılar. Bir gün önceden panik atak durumları yaşadım. Gidiyor oldukları için çok üzüldüm. Ablam yaklaşık 45 gündür bizimleydi, İlayda da 20 gün kadar kaldı, alışmıştım. Hareketli günler geçirmiş, taşınıp yerleştikten sonra sık sık denize gitmiştik. Gır gır şamata da boldu. Gittiğimiz plajda Armağan Çağlayan da vardı. Sık sık onu da gördük. Kendisiyle konuşmadım, belki konuşmamı detone bulur diye korktum. :))
Hareketli günlerin ardından ablamlar gidince içimde kocaman bir boşluk oluştu. Annemle ve Misi ile başbaşa kaldık. Annem kendini çok güzel oyalar, kendine iş icat eder. Misi de huzura kavuştu, fazla hareket çocuğumu bozdu. Ama sonra Misi'm rahatladı. Ben de aynı akşam saatlerinde özüme döndüm. Annem fazla konuşmaz  ve ciddidir. Ben de ciddiyimdir ama bazen gırgır şamata hoşuma gider. Bir de ben de annem gibi kendimi oyalamaya çalışırım ama boşluk duygusundan kolay kolay
kurtulamam, özüme dönmek saatlerimi alır. Kitap okumayı çok sevdiğim halde öyle zamanlarda beni teselli etmez. En iyisi bloğuma yazı yazmak değil mi? Arabayla her yere gitmeye öyle çok alıştım ki şimdi annemle minibüse binerek, yürüyerek işlerimizi halletmeye çalışıyoruz. Durum şimdilik bu dostlarım, yeniden görüşünceye dek dostça kalın olur mu?

Dünya Kediler Günü


Başta kendi kedişim Misi olmak üzere tüm kedişlerin dünya kediler günü kutlu olsun!

3 Ağustos 2018

Büyülü Fırtına


Alaina Costanza’nın hayatı büyülü şimşeklerin çaktığı fırtınalı bir gecede tamamen değişir. Aşk romanları yazarı, bir çocuk annesi ve geçmişte çok zor bir hayat yaşamış Alaina, bahçesine düşen yıldırımla gözlerini bir yüzyıl öncesinde açar ve kendi kitabındaki kahramanlardan biri olan tehlikeli kanun kaçağı Killian tarafından kaçırılır. Çok geçmeden Killian ve Alaina’nın karşılaşmasının bir tesadüf olmadığı ortaya çıkar. Alaina, Killian adındaki katili yalnızca hayal gücünün bir ürünü olarak var etmemiştir; onların buluşması, kavrayamayacakları kadar büyük bir gizemin zaman ve mekânı aşan gücüyle mümkün olmuştur. 
Fakat her büyünün bir bedeli vardır… Aşkı, tutkuyu ve kaderi anlayacakları ölümcül bir yolculuğa çıkan Alaina ve Killian artık büyük fedakârlıklarda bulunmak ve zamanla savaş vermek zorundadır. 

 “Gerçek aşkın büyüsüne dair tutkulu bir hikâye.” 
-Romantic Times -

“Doğaüstü öğeleri ve aşkı bir araya getiren Hannah, okuyucularına bir kez daha başka bir dünyaya adım atma şansı sunuyor.” 
-Library Journal -

“Büyülü Fırtına kalbinizi sevgiyle titretmeyi başarıyor. Kitaplığınızda bu roman için güzel bir yer açın.” 
-Rendezvous -

(Tanıtım Bülteninden)

* Yazarı Kristin Hannah olursa bu kitap alınır ve büyük bir keyifle okunur. 

Ayvalıklı Olduk


Sevgili dostlarım merhaba, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Biz de çok iyiyiz. Dostlarım iki ayı aşkın süredir bloguma yazmıyormuşum. Çok şaşırdım. Sizlerle son görüşmelerimizde il içi atama başvurumdan söz etmiştim. Atamalar sonuçlandı, Ayvalık Altınova merkez çıktı. Hiç ummuyordum. Hatta bir B planı bile oluşturmuştum. İl içi atama çıkmazsa il dışına başvurup İzmir yazacaktım. Atamanın sonucu sürpriz oldu. Altınova merkez çıkması daha da büyük bir sürpriz oldu, sevinçten havalara uçtuk. Neyse okullar kapandı, seminer sona erdi, toparlanma, taşınma telaşı başladı. Annemin evi henüz satılmadı. Taşındık, dokuz yıldan sonra yeniden aynı evdeyiz. Artık Ayvalıklı olduk. Yaşasın hayat. Bu arada internet nakli için başvurduk. Naklin sonuçlanması, arızanın giderilmesi, ablamlarla plaja gidilmesi derken yazmaya ancak fırsat bulabildim. Bugün de Ayvalık aşırı rüzgarlı, denize gidemedik. Sevgili dostlarım benden şimdilik bu kadar, yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

30 Mayıs 2018

Nehir Kuşlarının Şarkısı



Büyük Buhran Amerikası’nda, Mississippi Nehri üzerindeki yüzer kulübelerinde yaşayan Foss ailesinin mutlu hayatı, bir anda darmadağın edilir. Yozlaşmış kamu görevlileri tarafından anne babalarından koparılan beş kardeş, kendilerini bir anda yürek dağlayan bir insanlık ayıbının ortasında bulurlar. Kardeşlerin en büyüğü olan Rill, bir yandan küçük kardeşlerini bir arada tutmaya çabalarken bir yandan da nehre ve ailesine, nehir kuşlarının şarkılarına, morsalkımların ve okaliptusların o büyülü dünyasına geri dönmenin yollarını aramakta, yeniden ailesine kavuşmanın hayalini kurmaktadır.
“Hayat filmlerden farksızdır. Her sahnenin kendine ait bir müziği vardır ve müzik o sahne için yaratılır, bizim anlayamayacağımız şekillerde ona dokunur. Biten bir günün ezgisini ne kadar seversek sevelim ya da gelecek günün melodisini ne kadar hayal edersek edelim, bugünün müziği ile dans etmeliyiz; yoksa adımlarımızı şaşırır, o âna uymayan bir şekilde etrafta sendeleyip dururuz.”
1930’ların Amerika’sında yaşanan gerçek bir skandaldan yola çıkılarak yazılmış Nehir Kuşlarının Şarkısı, tüm dünyada 1 milyondan fazla okurla buluşmuştur. O dönemlerde Eleanor Roosevelt’in evlat edinme yasası konusunda danışmanlık alacağı derecede ün yapmış Georgia Tann, gerçek bir hayırsever olarak lanse edilmektedir ve modern evlat edinme sürecinin âdeta kurucusu olarak gösterilir. Ancak bu işin görünen kısmıdır. Kapalı kapılar ardında yapılan yüksek ücretli anlaşmalar, yoksul ailelerin çocuklarının  kaçırılıp alıkonularak biyolojik ailelerinden koparılması gibi olaylar yıllarca gizli kalmıştır. Georgia Tann ve şebekesinin yaptıklarının bir kısmı kayıt dışıdır. Bu evlerde yaşayıp başka ailelere verilmiş çocuklar olduğu kadar, kötü şartlara dayanamayıp yaşamını kaybeden çocuklar da vardır. Bu roman, herkesin bilip kimsenin önüne geçemediği bir dramın hem kurbanlarını hem de kahramanlarını satırlara dökerek ölümsüzleştiriyor. Nehir Kuşlarının Şarkısı, son yılların en ‘gerçek’ romanlarından biri olmaya aday.
 
(Tanıtım Bülteninden) 

* Çok dokunaklı, ilk fırsatta edineceğim. 

Hippi


1970 yılının Eylül ayında, dünyanın merkezi olma şerefi için yarışan iki mekân vardı: Londra’daki Piccadilly Circus ve Amsterdam’daki Dam Meydanı... 1970 yılının Eylül ayında uçak biletleri ateş pahası olduğundan uçakla seyahat ancak elit kesim için mümkündü. Gençlerden oluşan muazzam bir kitle içinse durum farklıydı. 1970 yılının Eylül ayında dünyaya kadınlar hükmediyordu… Genç hippi kadınlar demek belki daha doğru olur...
1970 yılının Eylül ayında herkesin paranormal güçleri vardı, olmayanlar da sahip olma yolundaydı…
1970 yılının Eylül ayında, yazarlık hayalleri kuran Paulo, özgürlük peşinde dünyayı dolaşırken Karla’yla karşılaşınca ikisinin de yaşamı kökten değişecekti; Peru’nun kayıp şehirleri, Brezilya’nın zindanları, Amsterdam’ın arka sokakları, İstanbul’un çarşıları bir bütünün parçaları haline gelecekti…
Paulo Coelho’nun kendi yaşamöyküsüne belki de en yakın eseri Hippi, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan barışçıl bir neslin arayış ve dönüşüm öyküsü.

(Tanıtım Bülteninden)

* Paulo Coelho'yu çok severim, ilk fırsatta bu kitabı edineceğim. 

28 Mayıs 2018

Bin Ömrüm Olsa


Tess Gregory başarılı bir bilim insanı olsa da kalbinin bir köşesinde hep aile kurmak ve çocuk sahibi olmak vardır. Ne yazık ki bu hayalini bir türlü gerçekleştirememiştir. Küçük yaşta geçirdiği hastalık yüzünden kulakları duymayan Tess özgür ruhlu, hayat dolu bir kadındır ama ölüm onun için beklenenden çok daha erken kapıyı çalar… Fakat bu güçlü kadın gözlerini hayata kapattığında ölümün bir son değil, yeni bir yaşamın başlangıcı olduğu ortaya çıkar; en azından Tess için böyle olur. 
On dokuzuncu yüzyılda yeniden hayata dönen Tess kendini yepyeni bir bedende, üç çocuk sahibi Amarylis Rafferty olarak bulur. Ve en önemlisi, artık duyabiliyordur. Yeni görünümü ve dünyası karşısında büyük bir sarsıntı geçiren Tess kısa bir süre sonra yürek burkacak kadar talihsiz bir olayın yeni ailesini ve özellikle de kocası Jack’i acı dolu bir hayata mahkûm ettiğini fark eder. Yine de Tess, ona verilen bu yepyeni yaşam şansını cennete dönüştürmenin bir yolunu bulmaya kararlıdır… 

 “Hannah bu hikâyeyi samimiyetle, şefkatle ve canlı detaylarla yaratmış. Karakterlerini, özellikle de karanlık geçmişine rağmen dimdik ayakta duran, inançlarına tutunan Tess karakterini sevmemek imkânsız.” 
-Publishers Weekly -

“Kristin Hannah’nın aşk romanları değerli mücevherlerden farksız.” 
-Romantic Times -

“Karakterlerinin ruh hallerini ve duyguları resmetmekte Hannah’nın üstüne yok.” 
-The Washington Post Book World -

(Tanıtım Bülteninden)

* Kristin Hannah'ın yeni kitabını iple çekiyordum, sipariş verdim, anneme gelecek. Annem okuyacak sonra da ben. 

21 Mayıs 2018

Güzel Bir Hafta Sonu


Merhaba dostlarım, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Biz çok iyiyiz. Geçtiğimiz Cuma Aytül ablam, eniştem, Güldal ablam ve ben annemde buluştuk. Cumartesi günü Ayvalık'a, Cunda'ya gittik. Evlere baktık, keyif yaptık. Çok çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Sonra dün öğleyin ablamlarla vedalaştık. Öğleden sonra da annemle vedalaştık, evime döndüm.
Annem evini satıp Ayvalık'tan ev almak istiyor. Ben de hayırlısıyla yarın il içi atamaya başvurup Ayvalık'a gitmek istiyorum. Annemle çok yakın, altlı üstlü oturmak istiyoruz. Annem Misi'yi çok seviyor ama kediyle aynı evde oturmak istemiyor.  Yarını iple çekiyorum. Benden şimdilik bu kadar. Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

19 Nisan 2018

23 Nisan Hazırlıkları


Merhaba sevgili dostlarım, nasılsınız? Ben iyiyim. Mart ayının başından beri çocukları 23 Nisan için çalıştırıyorum. Her gün defalarca prova. Çocuklar yoruluyor. Ben mükemmeliyetçi bir öğretmenim.
İlk oynayacakları oyun "dik dur kardeşim". Şarkının sözleri zaten ne yapmaları gerektiğini söylüyor.
İkinci oyun da "küçük kız" rondu. Kızlar onu henüz yapmayı başaramıyorlar. Bugüne dek törenlerde çocuklar ufak hatırlatmalarla kendileri oynarlardı. Ama bu kez prova yaptırır gibi olacak. Son beş yılda üçüncü kez bu oyunu oynatıyorum. Bu yılki kızlar niye bu oyunu beceremiyorlar anlamıyorum. Hepsi de zeki üstelik. Provalarda sinirleniyorum. Yarın son prova. Pazartesi günü 23 Nisan. İnşallah üstesinden geliriz. Yarın öğleden sonra anneme gidiyorum. Moral depolayıp dönerim. Neredeyse bir aydır blogdan kopmuşum, sizleri özledim. Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

Sanma ki Yalnızsın


Sana kelimelerden kaleler yaptım. Hendekli, balkonlu, eflatun bayraklı, girişi saklı kocaman kaleler. Bir odasında bıraktım yüreğimi. Merasimsiz, habersiz, tantanasız ve beklentisiz usulca düşürüverdim elimden, olur da bulursan belki sevinirsin diye, öylesine.
Sana harflerden sarmaşıklar ördüm; geceleri gözlerini kapadığında, uyku ile uyanıklık arası o tekinsiz aralıkta durduğunda, cinlerin meşveret alanında yapayalnız kaldığında koklarsın belki, hatırlarsın diye.
Sana alfabeden kaftan diktim; azametle giyesin ve hiç üşümeyesin diye, kalın kadifeden, sırma ipliklerle. İşledim üzerine isminin baş harflerini, sessiz ve derinden, kimse bilmeden, sadece Yaradan’ın duyduğu bir yemin gibi.
Sana noktalardan güller, virgüllerden bülbüller, ünlemlerden yaylalar, noktalı virgüllerden dağlar ve ovalar yaptım. Her bir imla işaretini özenle ekledim isminin büyüsüne. Çünkü sevmek, yeni bir dil inşa etmek demek. İki kişilik bir dil. Çünkü aşkın olduğu yerde muhakkak kelam vardır, sessizlik değil. 

* Elif Şafak'ın kitabı çıkmışsa ilk fırsatta alınıp okunur. 

24 Mart 2018

Yoğun Çikolatalı Kek



Merhaba Sevgili dostlarım nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Misi ile ben de çok iyiyiz. Bugün mutfağa girdim, haşlama ve yoğun çikolatalı kek yaptım. Sizlerle paylaşmak istedim. Tarifi veriyorum. 

Malzeme
• 4yumurta (oda sıcaklığında)
• 2çay bardağı tozşeker
• 2çay bardağı süt
• 2çay bardağı sıvıyağ
• 2 paket kabartma tozu
• 1vanilya
• 1paket bitter çikolatalı çikolata sosu (toz olarak ilave ediyoruz)
• 2yemek kaşığı kakao
• 3 su bardağı un

• Yumurta ve şeker iyice kabarana kadar çırpılır. (Iki misli bir kabarma olacak şekilde )
• Süt ve sıvıyağ ilave olur bir iki dak daha çırpılır.
• Çikolata sosu toz olarak aktarılır.
• Başka bir kapta elediğimiz un, kabartma tozu, vanilya ve kakao karışımı ilave olur tekrar az bir çırpma işlemi yapılır.
• Malzemenin karışması yeterlidir çok fazla karıştırma işlemine tabi tutmuyoruz.
• Büyük dikdörtgen borcamımızın sadece taban kısmını yağlıyoruz.
• Kek harcımızı boşaltıp her tarafına eşit yayıyoruz ve önceden ısıtılmış 180 derece ayarlı fırında pişiriyoruz.

Üst ıslatma sosu:
• 2su bardağı süt
• 1çay bardağı tozşeker
• 2kaşık nutella veya benzeri (torku,Ülker )
• 1kaşık kakao

Tüm malzemeyi iyice karıştırıp ocağa alıyoruz karıştıra karıştıra kaynama noktasına kadar pişirilir( kaynatılmaz) Karıştıra karıştıra soğutuyoruz.
Kekimiz fırından çıkınca 3-4 dak ilk sıcaklığının gitmesi beklenir. Süre sonunda eşit dilimlere kesilir ve hazırladığımız sosu üzerine yavaş yavaş her tarafına gelecek şekilde yayıyoruz ve sıcak fırında biraz bekletiyoruz.(bu şekilde sosu her tarafına çeksin)

Iyice soğuyan ıslak ıslak kekimizi servis yapabiliriz.
Arzu ederseniz elinizin altında çikolata sos varsa üzerine gezdirebilirsiniz yada bol hindistancevizi serpebilirsiniz.

Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın dostlarım!

10 Mart 2018

Demian


On yaşındaki Latince öğrencisi Emil Sinclair, güvenceli aile ortamının dışında sert ve acımasız bir dünya olduğunu erken fark eder. Kendini bulma yolundaki delikanlı, din ve ahlak gibi artık inanamadığı kalıparla birlikte baba evinden de kopar. Küçük yalanlar ve hırsızlıklarla beslenen yaşamında, sağlam çocuk dünyasının çöktüğünü görür. Onu bu acılardan kurtaracak olan kişi, okula yeni gelen bir başka öğrenci: Max Demian'dır. Demian, Sinclair'in yaşamını yönlendiren, etkileyen başkisi olur. Tanıştığı ve tanıdığı insanlar, Sinclair'in kendini ve benliğini bulma yolunda birer kilometre taşıdır. Hermann Hesse'nin öteki romanlarından ayrılan bir yanı var Demian'ın: Bir gençlik ve öğrencilik romanı olan Demian, yazarın o dönemdeki korkularını ve sorunlarını tümüyle yansıtıyor. Hesse'nin meslek sorunlarının yanına kişisel sorunları da katılıyor: Babasının ölümü, en küçük oğlu Martin'in tehlikeli bir hastalığa yakalanması ve karısının, onu hastanelerde tedavi görmeye zorlayan ve gitgide ciddileşen ruhsal bozukluğu. Hesse'nin acılarla yoğrulan bu dönemi hayatında büyük değişimlere yol açtı. Ruhsal çöküntüsüyle, ancak doktor yardımıyla baş edebildi. Bu sorunlu dönemin meyvesi ise Demian oldu. Birkaç ay içinde bitirdiği romanını Emil Sinclair adı altında yayınevine yolladı, ancak İsviçreli bu genç, ama hasta yazarı desteklediğini söyledi. Gerçek kimliğini kitabın daha sonraki baskılarında açıkladı.

* Demian'ı ben 25 yıl önce okumuştum, çok etkilenmiştim. Ne zamandır edinmeyi düşünüyordum. Bugün bu kitabı kırtasiyeden aldım. Bulunca çok mutlu oldum.

6 Mart 2018

Cevizli-Muzlu Kek


Merhaba dostlarım, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Biz iyiyiz. Haftasonu annemdeydim. Her zamanki gibi moral depolayarak evime döndüm, kızıma kavuştum. Keki çok daha önce yapmıştım.
Tarifini yayımlamak şimdi mümkün oldu. Tarife geçiyorum.

3 yumurta
1 su bard.. süt
1 su bard. sıvıyağ
3 su bard. un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
150 gr ceviz içi
3 adet muz
1pa2ket kakao (25 gr)
1/2 paket damla çikolata
1 su bard. toz şeker

Yapılışı: Yumurtalar mikserle çırpılır, vanilya eklenir. Süt, sıvıyağ  eklenir, çırpılır. Toz şeker eklenir, çırpılır. Muz ezilerek eklenir, damla çikolata, kakao, dövülmüş ceviz eklenir, karıştırılır. Un ve kabartma tozu eklenir. Çırpılır. Kek kalıbı yağlanır, harç dökülür. 180 C'de 45 dk pişirilir. Afiyetle yenir.
Bu arada kabartma tozu koymayı unutmuşum, birkaç gün sonra fark ettim. Ben de kendi kendime sütü, yumurtayı  oda sıcaklığına getirdim de kek harcına kattım, neden kekim daha çok kabarmadı diye düşünüyordum.
Sevgili dostlarım yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!






21 Şubat 2018

Bonibonlu Kurabiye


Merhaba sevgili dostlarım, nasılsınız? Misi ve ben çok iyiyiz. Annem de çok iyi. Sömestr tatilinde anneme gidince siz dostlarımla yeni tarifler paylaşırım diye düşünmüştüm. Ama yanıldım. Annem baileys yaptı, ölçüyle yaptı. Ama içimi sert olunca değişiklikler yaptı. Kendi tarifini kaybettiği için böyle oldu. Lezzetli oldu ama sizlerle paylaşabileceğim bir tarif ortada yok ne yazık ki. Tatilin 1. haftasının sonunda ablamla yeğenim geldi. Annemle ablam bumbar dolması yaptılar. Ablam alman pastası yaptı. pizza yaptı. Ama ne yazık ki tariflerini veremedim çünkü yeme konusunda sabırsızlık gösterdik. Umutlarımı yaz tatiline saklıyorum. Bu arada boş durmuyorum, busuu'ya premium üye oldum, İngilizce çalışıyorum. Daha sonra Almanca da çalışacağım. Annem Almanca çalışıyor, Aytül ablam Portekizce çalışıyor. Güldal ablam da üye oldu, inşallah o da çalışmaya başlayacak, İtalyanca öğrenmek istiyor. Yani biz aile boyu busuu üyesi olduk, çalışıyoruz. Aytül ablam Portekiz'e gidecek oldukları için yoğun ders çalışıyordu. Annem de sıkı çalışıyor. Ben daha az çalışıyorum.
Not tutuyorum. Notları gözden geçirip tekrar yapıyorum, bilgisayarda ders çalışıyorum. Kendimi sıkmıyorum ama boş ta durmuyorum. Örgü de örüyorum, kitap ta okuyorum. Bizde durum bu. Sizler neler yapıyorsunuz? Dostlarım sizlerle bu buluşmamızda daha önce paylaşmış olduğum  bonibonlu kurabiyenin tarifine yer veriyorum. Enfess olmuştu. Bu arada ben diyete başladım. Geçen sefer diyete başladığım kilodan çok daha fazlasını alınca aman daha fazla  kilo almayayım dedim. Ve okulların yeniden açılmasıyla eş zamanlı olarak diyete başladım. İnşallah yazın geçen yaz giyemediğim giysilerimin içine girebilirim. Tarife geçiyorum.

Malzemeler
125 gr tereyağ
2 yumurta

1 su bardağı toz şeker (ben 2 parmak daha az koyuyorum çikolatada şekerli diye)

160 gr sütlü çıkolata yani 2 paket

1 tutam tuz

1 tatlı kaşığı karbonat

4 yemek kaşığı kakao 3 de olabilir isteğe bağlı

1 paket vanilya 

aldığı kadar un

5 paket bonibon 

Yapılışı:  Yumurta ve tozşeker iyice mikserle çırpılır. İçine benmari usulü eritilmiş tereyağ ve çikolata karışımı eklenir ve çırpılır. Tuz karbonat kakao aldığı kadar un ilave edilerek tahta kaşıkla karıştırarak kek kıvamından sert bir hamur yapılır. Dondurma kaşığı ile tepsiye mümkün olduğunca 5 cm aralarla konur üzerlerine bonibonlar konur önceden ısıtılmış 165 derece fırında 15 dk pişirilir 15 dk fazla tutmayın, bonibonlar erir. Bana 3 kutu bonibon yeterli geldi.
 Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

6 Şubat 2018

On İki Gün



Satış elemanı olarak çalıştığı mağazada mutsuz olan ve sosyal medya ile ilgili bir işin hayalini kurarak blog yazmaya başlayan, neşeli, sevecen Julia...
Julia’nın kapı komşusu olan, asık yüzlü, huysuz ama çok yakışıklı Cain.
İkilinin yolu her sabah asansörde kesişirken, hangisinin duyguları galip gelecek?
Julia, kendisini sinir bozucu bulduğunu söyleyen bu adamı “iyilik planı” ile alt edebilecek mi?
Ve en önemlisi Cain, aralarında gelişen ilişkinin ardındaki sırrı öğrendiğinde her şey aynı kalacak mı?

Favori yazarımın kitabı çıkacak, ben de almadan durabileceğim. En kısa zamanda D&R'a gidilir ve bu kitaba sahip olunur.




16 Ocak 2018

Sömestr'a İki Kala


Merhaba sevgili dostlarım nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Annem, ben ve Misi iyiyiz.
Cumartesi günü ilk defa temizlik yapmadım, akşam üstü annem geldi. Sevinçten havalara uçtum.
Pazar günü evimde büyük temizlik vardı. Ümmühan abla geldi, evimi temizledi sağolsun.
Dün annemle hesap kitap işlerimiz vardı. Sonra dışarı çıktık, yemek yedik. Eve döndük, Siyah Beyaz Aşk'ı seyrettik. Bu sabah annişimle kahvaltı ettik, vedalaştık. Ben işe gittim, annem yola çıktı, yuvaya döndü. Sık sık telefonlaştık. Cuma gününü iple çekiyorum, Allah izin verirse Misi ile yuvaya gideceğiz.
Pazar günü ben Misi'yi tuttum, annem tırnaklarını kesti. Misi tırnağı kesilirken Gremlin'lere döndü yine, annemin parmağını kanattı cadı kızım. Tırnaklarının kesilmesinden hiç hoşlanmıyor, deli bir enerjiye sahip oluyor.
Pazar günü kar yağacaktı, yalan oldu. Şimdi de Cuma günü kar yağacağı söyleniyor, hayırlısı olsun.
Tatilim başladıktan bir hafta sonra büyük ablam ile küçük yeğenim gelecekler. Bir hafta belki daha da fazla kalacaklar. Ben kös kös evime döneceğim çünkü gözüm arkada kalacak. İnşallah annem Ayvalık'a taşınır, benim de tayinim çıkar da annemle çok yakın oluruz. Böylece gözüm daha az arkada kalır. En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle sevgiyle  kalın dostlarım!

* Yazımın üst kısmına kış fotoğrafı koymak istedim, bu resmi görünce çok sevdim, içim sımsıcak
oldu ve kullandım, siz nasıl buldunuz?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk


“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

-İLBER ORTAYLI-

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor.
Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...
 * İlber Ortaylı Atatürk ile ilgili bir kitap yazacak, Atatürkçü Burçak almayacak. Sömestr'da alınacak ve okunacak.

Mimoza Caddesi


Muhtemelen eşimin beni terk ettiğinden haberiniz var. Tam ikinci baharı yaşıyorum derken Rachel, ergenliğin zirvesindeki kızım Jolene’le başa çıkamayacağına, bunun karnındaki bebeğimize iyi gelmeyeceğine karar verdi. Suçlunun ben olduğunun elbette farkındayım ama işlerin bu aşamaya geleceğini nereden bilebilirdim?
Şu an çözmem gereken en önemli sorun şu: Eşimi nasıl geri getirebilirim? Giderken ne bir adres ne bir telefon bıraktı. Bir diğer soru da kızım Jolene’le nasıl başa çıkacağım. Tabii bu sırada küçük kasabamızda tek sorun yaşayan ben değilim. Bilirsiniz Cedar Cove’da sular durulmaz. Sevgili Charlotte unutkanlıktan mustarip, Linc deseniz kayınpederinin gazabından kurtulamıyor. Ama ne olursa olsun benim aklım sadece Rachel’da. Nerede olduğunu biliyorsanız, beni de haberdar eder misiniz? Lütfen.

* Almak için favorim yazar Debbie Macomber'in Cedar Cove kitabını sabırsızlıkla bekliyordum, nihayet çıktı. Sevinçten havalara uçtum. Sömestr'da alacağım ve okuyacağım.

29 Aralık 2017

Mutlu Yıllar


Sevgili dostlarım yeni yıla girerken tüm sevdiklerinizle nice mutlu, sağlıklı, umut dolu yıllar geçirmeniz dileğiyle. Yeni yılda her şey gönlünüzce olsun!

Yeni Yıla İki Kala


Merhaba dostlarım nasılsınız? Biz iyiyiz. Evet, son paylaşımımın üstünden bir ay geçmiş. Bu benim için çok uzun bir zaman. Kitabım bittikten sonra ne okuyacağıma karar verememiştim. Bob'un öyküsünün yılbaşı teması için uygun bir  seçenek olabileceğini düşündüm. Ve okumaya başladım.
Sabahları okula erken varıyorum, o sessizlikte 15-20 dk. kadar kitap okumak beni o kadar mutlu ediyor ki anlatamam. Kısacası kitap sabah-akşam elimde. Kısa sürede biter eminim. Bob'un diğer kitapları da elimde var. Araya başka kitap ta sıkıştırırım. Ama sonuçta 3'lü seriyi bitiririm.
Yarın sabah anneme gidiyorum,  yılbaşı annemsiz geçmez. Bende durum bu, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

24 Kasım 2017

Başöğretmen


Atatürk'ü özlemle ve saygıyla anıyoruz! Atatürk'ün nezdinde tüm arkadaşlarımın Öğretmenler Günü'nü kutluyorum.

22 Kasım 2017

Enfess Lazanya


Merhaba dostlarım nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Hafta sonu annemdeydim, doğum günümü kutladık. Anneme rica ettim, lazanya ve tiramisu yaptı. Tiramisunun fotoğrafını çekip tarifini sormak aklıma gelmedi, başka bahara kaldı artık. Ben bugün enfess lazanyanın tarifini paylaşacağım sizlerle.
Malzemeleri yazıyorum.
12 yaprak lazanya (haşlanmadan yapılıyor)
İç malzeme
300 gr kıyma
1 yemek kaşığı salça
1 büyük havuç
2 orta boy kuru soğan
1 diş sarımsak
1 kahve fincanı ince kıyılmış kereviz sapı etli kısımlarından,  karabiber, tuz ve biraz da pul biber
Beşamel sos için
3 çorba kaşığı un
4 bardak süt
50 gr tereyağ ya da becel margarin,  tuz, karabiber
1 su bard. rendelenmiş taze kaşar
Yapılışı: Borcamın en altına beşamel sos, ilk kat lazanyanın üstüne beşamel sos, kıyma harcı, ikinci kat aynı şekilde yapılır. Üçüncü kat lazanyanın üstüne beşamel sos ve taze kaşar rendesi eklenir.
Fırında üstü kızarana dek pişirilir. Afiyetle yenir.
Sevgili dostlarım yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!







15 Kasım 2017

Doğum Günüm



Merhaba dostlarım, benim bugün doğum günüm, 46 yaşımı bitirdim. Gün boyunca sevdiklerim beni aradılar, mesajlar yolladılar. Herkese çok teşekkür ediyorum. Ve yeni yaşımda sağlık, mutluluk, başarı, neşe peşimi bırakmasın diye dua ediyorum. Şu an'da tek bir dileğim var, il içi atama zamanı gelsin ve ben tercih yapayım, arzu ettiğim okullardan en hayırlı olana atanayım. Huzurlu, mutlu olayım. Şu an'da da mutlu ve huzurluyum ama çok ta değil. Her gün bir  veli okulda kalıyor, çocuklarla ilgileniyor. Umarım bu durum sene sonuna dek devam eder. Okula bir yardımcı bayan alamıyoruz çünkü sigortasını ödeyemiyoruz. Veliler de okulda kalma konusunda biraz isteksizler.
Keşke okul ya bütünüyle kapansaydı ya da hiç kapanmasaydı. Üzülen ben oluyorum. İnşallah her şey yolunda gider. İnşallah bundan sonra da böyle tatsız olaylar yaşamam Allahım!

9 Kasım 2017

Atam


Atam seni özlemle anıyoruz!

8 Kasım 2017

Bir Psikiyatristin Anıları


Seksen beş yaşın acemisiyim. Sona doğru yaklaştıkça adım adım başa dönen bir daire çizerek ilerliyorum.
Rusya göçmeni Yahudilerin ilk nesil çocuklarından olan yazar ve psikiyatrist Irvin D. Yalom, Washington, DC’nin düşük sınıfın çoğunlukta olduğu bir bölgesinde büyüdü. İçinde bulunduğu şartlardan kurtulmak istediği için aklına doktor olmayı koydu ve bunu inanılmaz bir yükseliş izledi. Başkalarının hayatlarını araştırmak üzerine bir kariyer inşa eden Yalom, kalemini ve terapötik bakış açısını bu kez kendisi için kullanıyor.
Yalom’un hikâyesi bir rüyayla başlıyor: Kendisi on iki yaşında ve yüzü sivilce izleriyle dolu bir kızın evinin önünden bisikletiyle geçiyor. Her sabah olduğu gibi kızla arkadaş olabilmek umuduyla kıza, “Selam Kızamıklı!” diye bağırıyor. Ama rüyasında kızın babası, Yalom’u her gün tekrarladığı bu sözlerin onu incittiğine dair uyarıyor. Yalom’a göre bu, empatinin doğuşu; bu dersi hiç unutmamış.
Sevgiye ve pişmanlığa dair anekdotlarla iç içe geçmiş olan Bir Psikiyatristin Anıları’nı okurken, kitapları pek çok insan için yol gösterici bilge bir psikiyatrist ve düşünürün yaşam yolculuğuna şahitlik ediyoruz. Ama bu yalnızca bir insanın hayat hikâyesi değil, Yalom’un yaşamına ve gelişimine dair düşünceleri, bizi kendi köklerimiz ve hayatımızın anlamı üzerine düşünmeye de davet ediyor.
“Etkileyici, güçlü ve hem konusu hem de Yalom’un yaşadığı zamanlar açısından düşündürücü. İnanılmaz bir kitap.”
-Abraham Verghese, Gözyaşı Kapısı’nın yazarı -

“Yalom’un içe bakışlarının ve anlamlı sözlerinin hayranı olanlar, onun geçmişinin en özel detaylarını, tutkularını ve verimli bir yaşamın kapılarını açan anahtarları bu kitapta bulacak.”
-Kirkus Reviews -

“İnsan ruhu konusunda dünyanın en önemli ve en başarılı uzmanlarından birinin samimi, içgörülerle dolu hatıratı.”
-Daniel Menaker -

 “Irvin D. Yalom’un yıllardır büyük bir hayranı olarak Bir Psikiyatristin Anıları’na bayıldım. Bu ondan beklediğimiz kitaptı; kendi benliğine derin bir yolculuk… Onun samimi ve canlı hikâyesi aslında okuyucuların kendi hayatlarını sorgulamalarına da yardımcı olacak. Bize cesur ve yerinde bir öz analizin nasıl bir şey olduğunu gösteriyor. Tekrar tekrar okunması gereken bir kitap.”
-Jay Parini -

(Tanıtım Bülteninden)

* En kısa zamanda bu kitap alınır.

25 Ekim 2017

Kördüğüm


“Hayatım, beni cehenneme savuran bir rüzgârla altüst olmuştu, böyle olmasında ne suçum ne de katkım vardı. Etrafımda neler dönüyor, bilmiyordum.
Fakat tuhaf bir şekilde içinde bocaladığım çaresizlik duygusu giderek mücadele ruhuyla yer değiştiriyordu…”

Esrarengiz bir kaza sonucu bellek kaybı yaşayan, bu nedenle  “Gizem” adıyla anılan genç kadının tek bir isteği vardır: 
kendi gerçeğine ulaşmak…

Bir süre hastanede kaldıktan sonra özel bir kliniğe yatırılan Gizem, bu kapalı ortamda, hayal bile edemeyeceği travmalar yaşamış genç bir kadınla ve onunla özel olarak ilgilenen doktor Orhan’la ilişki kurar. Zamanla kendinde unutuşun o sımsıkı kilitli kapısını aralayacak gücü bulan Gizem, hatırladıklarıyla kumpaslar, entrikalar ve rastlantılarla örülü, Türkiye’de yaşanan bu karmaşık günleri de içine alan esaslı bir kasırgaya kapılmış gitmekte olduğunu görecektir.

Kördüğüm, hayatının hassas bir evresinde, günümüzün acımasız çarkları arasına sıkışmış genç bir kadının yaşadıklarını çarpıcı bir “geri dönüş” hikayesiyle anlatıyor. Ayşe Kulin çok sevilen Kanadı Kırık Kuşlar’da olduğu gibi, ülkesinin çalkantıları ile sarsılan ama tutkularına da sorumluluklarına da sahip çıkan genç bir kadının ayakta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor.

(Tanıtım bülteninden)

Ayşe Kulin'in "Kanadı Kırık Kuşlar" adlı kitabını çok severek okumuştum. Bu kitabı da alıp okumak için sabırsızlanıyorum.

19 Ekim 2017

Yaşlılık...


Yaşlılık, geçmişe dalıp gitme çağıdır derler.
                                             
(Oktay Akbal)

Ben çocukken de, gençken de yaşlıymışım demek ki!