21 Ekim 2014

Mevlana ve Şems'ten...


Hz. Mevlâna, akıl ve ruh sağlığı bozulan insan ve toplum için bulunmaz bir şifa kaynağıdır.

Aşka ulaşmak bir olmaktır.

Bir olmak, yok olmak ve yokluğun varlığının huzurunda Allah'ı bulmaktır.

Bütün dünyada tanınan, okunan hayranlık duyulan; onun, "Bırakın beni güneş gibi dünyayı aydınlatayım," sözüne karşılık 'Doğudan doğan ikinci güneş' diye anılan Mevlânâ'nın ve onun yoldaşı, yareni Şems-i Tebrizî'nin eserlerinden özenle seçilmiş hikâyeleri ve onları bize anlatan hikâyeleri bu kitapta bulabilirsiniz.
(Tanıtım Bülteninden)

20 Ekim 2014

Taptaze Kitaplarım


Merhaba dostlarım nasılsınız? Dilerim iyisinizdir. Ben de iyiyim. Geçen hafta Çarşamba günü annişime kavuştum. Cuma günü okuldan sonra İstanbul'a gittik. Hafta sonunu İstanbul'da geçirdim. Doktor kontrolüm vardı. Sevdiklerimi gördüm. Ve dün akşam Uzunköprü'ye döndüm.
Ben, bir ay sonrasının randevusunu almak için yanlış yerde beklerken doktorum benim adıma randevu aldı, soyadımı bile biliyor. Çok şaşırdım, minnetle doldu içim.  Birgül ablam sayesinde tanıdım doktorumu, devlet hastanesine gidiyordum önceleri. Sonra özele geçti. Aylardır soyadımı kullanmıyordum özelde, gerek kalmıyordu. Birgül ablayla paylaştım, dediği gibi çok çok değerli doktorumuz hastalarına önem veriyor.
Allah doktorumuzu başımızdan eksik etmesin.
Geçen hafta annişimle ısmarladığımız kitaplarıma ve ipad'ime kavuştum. Böylece kitaplarımın resmini çekip siz dostlarımla paylaşabiliyorum. Fotoğraf makinem yok mu? Var elbette. Ama ben tembelleştim birazcık. Fotoğrafları bilgisayara atmaya üşenir oldum. İpad'imden hemencecik facebook'a atıyorum. Fotoğrafları ileti olarak kendime gönderiyorum. İşte böyle şipşak halloluyor işler.
Şimdilik benden bu kadar dostlarım, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

15 Ekim 2014

Erken Rüya Zamanlar


Yarım kalan aşklar, tamamlanmamış cümleler gibidir. Bir hıçkırığa düğümlenmiş itiraflar, bastırılmak zorunda kalınan hevesler, gönderilmemiş, hatta kaleme dahi alınmamış, yürekten yüreğe yazılan mektuplar, saklanmış duygular, beklenmedik bir veda, zor anlar, zor yıllar…

Ayrılık…
Oysa, söylenecek ve yaşanacak ne çok şey vardı daha. Aradan geçen yıllar, onların aşklarını güçlendirmekten başka bir işe yaramamıştı. Birbirini kıyamete kadar sevmek için yaratılmış olan Eser ve Nehir için de, cümle tamamlanmamıştı henüz.

Sağ elimle kalbimin üzerine dokundum. Sanki gerçekten de var olan bir yaraya değiyordum. Yavaşça, usulca, aşkla… Ah, kalbim! Bedenimin en iflah olmaz, en söz dinlemez, en laf anlamaz yeriydi. Başkasına dilsizdi, kördü, sağırdı. Sadece Eser oturmuştu oraya ve bir dağ kadar yüksek, bir dağ kadar ağırdı. 

Sen hep oradaydın Nehir. Gittim sandığında bile ben seni bırakmadım. Yumdum avuçlarımı, sakladım sıcaklığını… Kader bu, biliyorum. Bu, elinde değil insanın. Sevdaların her biri birbirinden farklı. İçerikleri, derinlikleri, hissetme şiddetiyle doğru orantılı. Benimki bir depremdi, bir iç sarsıntısı. Bir vurgun, bir kalp yarılması. Seni gördüğüm gün başladı. Her yaşımda, her yılımda azalır sandım, umdum ama olmadı.
(Tanıtım Bülteninden)

Aşk Kanatları


Bazı aşklar derin izler bırakır. Çekip gitmek yetmez unutmaya.

Kerem, gözlerinin içindeki ışıltıya yakalandığı an tutulmuştu Bade'ye… Bade aşktı… Hayattı… Nefesti… Ateşe dokunmaktı… Ona bakmak bile, ateşe âşık bir pervane gibi yanmayı kabul etmek demekti.

Bade her hücresiyle âşıktı Kerem'e… Hiç kimse onun gibi ürpertemezdi yüreğini, titretemezdi benliğini. Ancak Kerem'in korkuları, Bade'nin güvensizliği, ayrılığı davet etmişti aşklarına Ama ayrılmak, aşktan vazgeçmek değildi. Aşk bitmiyor, tutku dinmiyor, yürek söz dinlemiyordu…

Bade'nin yenemediği gururu ve vazgeçemediği inadıyla savaşabilecek miydi Kerem? Bir savaş mıydı ki aşk? Mutlu olmak için, diğer yarısının peşinden koşmalı mıydı insan? Susmak yerine, haykırmalı mıydı aşkı?
(Tanıtım Bülteninden)

13 Ekim 2014

Akçaylı Olduk


Sevgili dostlarım merhaba! Nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Ben mi? Ben çok çok iyiyim. Annem de, ablamlar da çok iyiler. Neden mi? Annem, İstanbul'daki evimizi sattı. Akçay'dan ev aldı. O yüzden hepimiz pek bir sevinçliyiz. Gerçi biraz burukluk var ama İstanbul ile bağlarımız kopmadı çünkü ablalarım orada. Sevdiğim arkadaşlarım var. Ziyarete gideceğiz elbette. Benden mutlusu yok. Annem de çok mutlu ama çok yorgun. Ev aramaktan, gereken işlemleri yerine getirmekten dolayı çok yorgun düştü. Hande ablam da çok mutlu, ona komşu olduk. Allahım bir de atamam Edremit'e çıksın başka bir şey istemem artık bir süreliğine tabii! ;)) Torba yasadan bir son dakika golü yemezsem, başvurular Haziran sonu alınırsa atama isteyebilirim inşallah! Annem şu anda Akçay'da, en geç Çarşamba günü kavuşacağım hayırlısıyla! Annemi çok özledim.
Ay sonu dolayısıyla İstanbul'daki evin boşaltılmış olması gerekli. Bu hafta sonu İstanbul'dayım. Sonra bir süre daha anneme hasret kalacağım. Çünkü annem taşınmak için izin almamı istemiyor. Bir hafta sonu da Akçay'a gideceğim, bir işin ucundan tutacağım. Şimdilik bizde durum bu, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın dostlarım!

Koruyucu Meleğim


Garwood bir kez daha usta bir yazar olduğunu kanıtlıyor. Bu kitabı sakın es geçmeyin!"
Rendezvous.
Zümrüt, kara gövdesi dalgaları yararak ve yelkenleri rüzgârda süzülerek denizlerde ilerlemektedir. Gemide, malları yağmalanan zenginlerin hor gördüğü ve bahşedilen bağışlarla sıkıntıları dinen fakirlerin sevdiği korsan Pagan vardır.
Cainewood Markisi, kardeşinin ölümünün intikamını almak için korsanı bulmaya ant içmiştir. Fakat dalgalı kızıl saçları ve zümrüt yeşili gözleri olan büyüleyici Jade karşısında belirdiğinde onu peşindeki kötü adamlardan korumaya karar verir.
Genç kadın sinir bozucu derecede huysuz ve muhteşemdir. Hiçbir kadının yapamadığını yapıp kısa sürede onu etkisi altına alır ve onun becerikli dokunuşlarına vahşi bir istekle karşılık verirken birlikte aşklarının gücünü sınayacak bir ihanet ağına doğru çekilirler.
New York Times çok satanlar yazarı Julie Garwood tutku ve entrika dolu bu unutulmaz romanda okurlarını yine heyecanın zirvesine çıkarıyor...
(Tanıtım Bülteninden)

Ön Sipariş Tarihi: 14 Ekim 2014

Sen Benim Diğer Yarımsın


Dünyada birbiri için yaratılmış kaç insan vardır? 

Ruh ikizleri; yalnızca onlar bu büyüyü taşır. Toprağa düşen yıldırım kadar nadir gelirler dünyaya. Ama bir araya gelip âşık olduklarında... İşte o zaman, toprak ikiye bölünür. Gökyüzü deryaya, derya ateşe hücum eder. Kargaşa yağar evrenin her bir köşesine, sel olur...

Zarlar atılır, yıldızlar kesişir; ardından Poppy ve Noah düşürür toprağa o ilk kıvılcımı. Fakat o şey, iki büyülü ruhun karşısında durmaktadır, sanki görünmez bir duvar gibi. Felaket, kıyamet, ölüm; engelleyebilir mi kucaklaşmasını alacakaranlıkla gecenin?

"Gerçek aşkın karşısında kim durabilir?"

"Korkusuz, taze, ateş kadar sıcak bir roman: Sen Benim Diğer Yarımsın. Kesinlikle soluksuz okuyacaksınız."
-Amazon-

"Herkes hayatında bir defa da olsa ruhunun derinliklerinde gerçek aşkı tatmıştır. İşte bu kitap size o tadı tekrar hatırlatacak." 
-Usbourne Yayın Grubu-

"Evreni kaosa sürükleyen sıradan âşıkların, sıra dışı aşk hikâyesi. Bu roman kalbinizi ateşe verecek. Tıpkı benimkini verdiği gibi." 
-C. J. Skuse-

"Romeo ve Juliet'i bir kenarda tutun ve Poppy ve Noah'la tanışın."
-The Lancashire Evening Post-
(Tanıtım Bülteninden)

Anı Bahçesi


Yıllarca esaret altında kalmış tutkular ve anılarla dolu bir bahçe...

Cornwall'da bulunan muhteşem manzaralı, el değmemiş Lamorna Koyu bir asır önce pek çok sanatçının uğrak noktasıydı. Bugün ise talihsiz bir aşkın ve annesinin ölümünün acısını atlatmak isteyen Mel Pentreath için huzurlu bir sığınak...

Büyüleyici olduğu kadar soğuk ve karanlık olan Merryn Hall'da bir kır evi kiralayan Mel, bir yandan çevresindeki yeni dünyayı kucaklarken bir yandan da ev sahibi Patrick Winterton'a bahçe işlerinde yardım etmeye koyulur. Patrick'in tavan arasında unutulmuş bazı resimler bulmasıyla birlikte kendilerinden çok şey bulacakları gizemli bir tutkunun sıra dışı hikâyesini keşfederler. Mel ve Patrick geçmişteki hayal kırıklıklarının üstesinden gelmeye çalışırken yeni bir aşkın kapısını da aralarlar. Ancak Mel'in bu büyülü dünyası çok geçmeden gerçekler ve tehditlerle sarsılır.

Anı Bahçesi, bir kuşaktan diğerine uzanan hatıralar ile mutlu olma yolunda benzer engellerle karşılaşan, farklı yüz yıllarda yaşamış iki kadının etkileyici öyküsünü anlatıyor. Büyülü bir dünyanın kapılarını aralamaya hazır olun.

"Yasak bir aşkın olağanüstü öyküsü. Muhteşem bir roman!"
-Yours Magazine-

"Rachel Hore yeteneğini konuşturmuş.
Tarihte yaşanmış gizemlerin ustalıkla işlendiği bu roman bir çırpıda okunuyor. Çok zekice." 
-Now Magazine-

"Arzuların saklandığı küçük Lamorna Koyu… Yasak aşkın ve iki büyülü masalın perde arkası…"
-Daily Mirror-
(Tanıtım Bülteninden)

9 Ekim 2014

Limon Kokusu


Julia, amcasının Malibu'da okyanus kenarında, muhteşem bir doğanın içerisinde uzanan malikânesine giderken aklında tek bir şey vardır: huzur bulmak.Yıllardır insanlardan kaçmaktadır. Tam beş yıldır… Kızını kaybettiği o korkunç kazadan beri zamanını sadece, nerede hata yaptığını düşünerek geçirmiş ve içine kapanmıştır. Malikâneye vardığında, limon bahçesini çekip çeviren Roberto dışında arazide kimsenin olmadığını görür. Amcası için çalışan Roberto'yu ilk gördüğü andan itibaren, sanki yıllardır tanıyormuş gibi hisseder. Onları böylesine benzer kılan şeyse, yaşadıkları acıdır. Roberto da tam beş yıl önce, Meksika sınırından kaçak yollarla geçmeye çalışırken çölde kızını kaybetmiştir ve yıllardır haber alamadığı kızının öldüğünü düşünmektedir.Julia bu hikâyeyi öğrendiğinde tek bir şey ister. Roberto'nun kayıp kızı Rosa'nın izini sürmek. Kendini bu işe adar ancak yapılan her şey gibi, iyiliklerin de bir bedeli vardır. Julia bu bedeli ödemeye hazır mıdır?
(Tanıtım Bülteninden)

Küçük Bir Aşk Hikayesi


Keri Daniels, ülkenin en popüler magazin dergilerinden birinde çalışan bir muhabirdir. Yıllardır hayalini kurduğu editörlük koltuğuna ulaşmak için, patronunın ondan istediği çok zor bir işi yapmak zorundadır: ünlü ve münzevi bir yazar olan Joseph Kowalski'yle bir röportaj.Keri için sorunlar tam olarak bu ismi duyduktan sonra başlar. Çünkü Joseph, lise yıllarında, kalbini paramparça ettiği gençlik aşkının ta kendisidir.Keri yıllar önce Joseph'i acımasızca terk ettiğini unutup,bu tanışıklığın röportajı yapmasını kolaylaştıracağını düşünürken, Joseph onunla aynı fikirde değildir.Onca zaman sonra ayağına gelen bu intikam fırsatını en iyi şekilde değerlendirecektir.
(Tanıtım Bülteninden)

Dileğim Sensin


Bazen şans bir dileği gerçeğe, umuduysa aşka dönüştürür...

İki yabancı, farklı dilekler, kesişen hayatlar...

Adrianna ve Wyatt farklı beklentilerle gittikleri dilek çeşmesinin başında tesadüfen karşılaşan iki yabancıdır. Ortak noktaları ise hayatın daha çok acı yüzüyle karşılaşmış olmalarıdır. İkisi de sevdiklerini kaybetmiş, yaşama küsmüş ve insanlara olan güvenini yitirmiştir. Ama belki de hayat en büyük tebessümünü onları bir araya getirerek göstermiştir. Kim bilir, belki o dilekler suyun dibindeki bozuk paralardan mutluluğa evrilecektir.

"Barbara Freethy karmaşık karakterler yaratabilen ender yazarlardan biri."
-Library Journel-

"Geceye Fısıldanan Dilekler ve Bir Dilek Kadar Yakın'dan sonra Barbara Freethy, 
umudunu yitirmeyen ve dilekleri kadar samimi insanların hikâyelerini anlatmaya devam ediyor."
-Booklist-

"Eğlenceli, heyecanlı ve romantizm dolu; birbirinden farklı karakterleriyle ilham verici bir roman."
-Romantic Times-
(Tanıtım Bülteninden)

Aşkın Müziği


Vegas'ta geçireceği gecenin sabahını hiç de böyle planlamamıştı… Evelyn Thomas'ın yirmi birinci doğum gününü Las Vegas'ta kutlamak gibi büyük planları vardı. Ama kesinlikle akşamdan kalma bir halde banyo zemininde uyanmak, otel odasında son derece yakışıklı ve dövmeli yarı çıplak bir adamın varlığı ve parmağında King Kong'u korkutabilecek boyutta bir yüzük bu planlar arasında değildi. Bir de tüm bunların nasıl olduğunu bir hatırlayabilseydi…
(Tanıtım Bülteninden)

Kendi Gecesinde


"Dinle Kara; sana sahilimi, sahillerimi, hayaletlerimi anlatacağım. Bir Doğu şehrinin soğuk hastanesindeki gece nöbetlerini, dağ eteklerindeki pusulardan getirilen parçalanmış genç bedenleri, narin sevgilim Dilda'yı. Aşklarımı, aşksız kalmalarımı, bütün mahrem, muhteşem ya da sefil, yıkım ve umut dolu anlarımı ve zamanla nasıl kirlenip çürüyerek kötü birine dönüşmüş olduğumu."

Aşkı ve düşüşü seçmiş ve uzak kalınmış bir anne, sevgi-nefret ekseninde dokunaklı bir baba oğul ilişkisi. Çocukluğun, ilk gençliğin ve cinselliğin arka bahçeleri. Zoraki kaçakçı Hayali, Londra'daki sürgününde geçmişini sorgularken genç moda tasarımcısı Reyan'la tanışır. Bu iki yaralı ve zor insan rüzgârlı, gölgeli, ama incelikli bir aşka yelken açarlar. İnci Aral bu kez, tanımak istemediğimiz, yakınında, hatta belki içindeyken bile kolay kabul edemediğimiz dünyalara eğiliyor. Reddedilmiş ilişkilerin ve aşkın ayrımsız halinin kendi içinde ne kadar doğal ve derin olabileceğini gösteriyor. Önyargı, tutuculuk ve genel geçer ahlakın köşeye kıstırdığı insanların özel yaşam alanları ve gecelere sığınarak hayaletlere dönüşmelerini anlatıyor. 

Kendi Gecesinde, Doğudan Batıya tüm çelişkileriyle bir Türkiye resmi çizerken kirlenme ve ayrışmalar sürecinde, yaşamın anlamı, mutluluk arayışı ve aşk üzerine okuru derin düşüncelere götüren bir roman. Siyasi ve toplumsal olguları mizahla harmanlayan geleneksel gölge oyunumuz Karagöz-Hacivat ise hikâyenin mozaiği.
(Tanıtım Bülteninden)

* Ön Sipariş Tarihi: 03 Kasım 2014

Sevgili Hayat


Usta yazar Alice Munro, Sevgili Hayat'taki öykü kişilerine ve yaşadıkları ortama yine can soluğu üflüyor. Aşk, yalnızlık, suçluluk, utanç, kayıplar, şehvet, ölüm, mutsuzluk ve umut; bütün bu duyguları içeren insan yaşamının farklı kesitlerini aktaran öyküler, yazarın kaleminin ucundaki kişilere empatiyle yaklaşması sonucunda okurlara akıcı bir okuma deneyimi armağan ediyor. 
Çoğunluğu Kanada'nın taşra ortamında geçen ve yaşam yolunun sapaklarında büyük ölçüde rastlantıların rol oynadığı öyküler, gündelik yaşamı yalın bir dille canlandırırken, öykülerin sonu, okurun kendisine uygun gelen bir biçimde hayal edebileceği bir belirsizlikle noktalanıyor.
Alice Munro'nun kitabının sonunda "Final" başlığı taşıyan bir bölüm var. Bu bölümün girişinde, "Bu kitaptaki son dört parça pek hikâye sayılmaz. Bu anlatılar, bazen gerçeği tamamen aktarmasa da duyguları ve tamamen gerçek olayları yansıtan otobiyografik çalışmalar. Onların kendi yaşamım hakkında söyleyeceğim ilk ve son ve gerçeğe en yakın şeyler olduğuna inanıyorum," diyen yazar, kendi geçmişi ve ailesiyle birlikte yaşadığı günlere ait anılarını aktarıyor. Bu bölüm belki de kitaptaki bütün hikâyelerden çok daha duygu yüklü bir edebiyat örneği sunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)


7 Ekim 2014

Yaralı


Artık hatırlanmaya değecek kadar bile kalmadın. Seni unutmak hakkım! Unutkan biri değilimdir ama sen bende hatırlanacak hiçbir şey bırakmadın. Benim unutulmuşum olmak bile güzeldir, bil. Aşk mı? Aramızda kaldı; içimizde değil… Yanlış aşkta doğru aranmaz. Ama yine de oku istiyorum. Cümlelerimde gizlenmiş duygudan ne anladığını benim nasıl yazdığım değil, senin nasıl okuduğun belirler. 

"Kör müydü gözlerin, nasıl göremedin" diye sordular senden sonra. Kör değildim. Ve hayatımda en çok iki kere parlamıştı gözlerim. Birincisi seni ilk gördüğüm, ikincisi giderken ardından baktığım gün. İlkinde aşkın ışığından, ikincisinde gözyaşlarımdan… O iki anın arasındaysa hep kapalıydı gözlerim. Aşkına inandığımdan. 

Kör değildim, sadece güvenmiştim!

Not: Bugün seni düşünmeden yaşayabilmeyi başardığım ilk gün. Hadi topla seni benden. Kalbim seni uğurluyor. Al bu yara sende kalsın. Artık beni acıtmıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

* Daha önce de Kahraman Tazeoğlu'nun "Bukre" adlı kitabını okumuş ve çok beğenmiştim.

Uzunköprü'ye Dönüş


Merhaba dostlarım nasılsınız? Ben iyiyim. Annem, Misi ve ben dün akşamüstü Uzunköprü'ye döndük.
Arife günü sabahı Misi ve ben yola çıktık. Öğleyin evde olduk. Çaydan sonra ablam, annem, İloş ve ben Marmara Park'a gidip Rossman'den alışveriş ettik. Ben Rossman'de satılan şeftali kokulu yumuşatıcıya bayılıyorum. Yumuşatıcı ve mango- portakal kokulu sıvı el sabunu aldım. Oradan ablamlara geçtik. Yemeği orada yedik. Bayramın birinci günü annem, Güldal kuzum, İloş ve ben Aytülcüm'e gittik. Çok güzel zaman geçirdik. Sonra eve döndük. Bayramın ikinci günü Güldal kuzum geldi. Birlikte eşyaları toparladık. Bütün gün çalıştık. Çok yorulduk. Bir ara Fikriye geldi, biraz oturduk. Dün de buraya döndük. Bugün de dinlenceye çekildik. Alışveriş ettik. Annem yemek  yaptı. Çayımızı içtik. Şimdi ana-kız internetteyiz. D&R'dan kitap sipariş ettim. Gelecek kitaplarımı iple çekiyorum.
Sizler neler yaptınız? Bayramınız nasıl geçti? Dilerim iyi geçmiştir. Benden şimdilik bu kadar sevgili dostlarım.
Yeniden görüşünceye dek sevgiyle, dostça kalın!

27 Eylül 2014

Eğer Yaşarsam


Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona âşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
... bir saniyede her şey değişir...
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mia'nın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikâyesi…

"Fazlasıyla dokunaklı." 
Publisher Weekly

"Okuyucuyu aynı anda hem hüzünledirip hem de umutlandıracak, dokunaklı ve düşündürücü bir roman."
Romantic Times

"Yürek burkan, muhteşem bir hikâye." 
NPR's The Roundtable

"Acımasız ve güzel. Bu düşündürücü hikâye, kitabı bitirdikten sonra uzun süre aklınızdan çıkmayacak." School Library Journal

"Gençlerin yanı sıra yetişkinler de Forman'ın bu muhteşem romanına bayılacak." 
VOYA

"Hüzünlü, mükemmel yazılmış bir hikâye. Sizi kesinlikle ağlatacak." 
San Jose Mercury News

"Harika bir roman." 
Los Angeles Times

"Etkileyici bir roman... Forman, unutulmaz karakterler yaratıp kalbimize dokunan ve gözlerimizi dolduran sürükleyici kitaplar yazmakta usta."
Buffalo News

"Mükemmel yazılmış."
Entertainment Weekly

"Eğer Yaşarsam, aşk ve trajediyle dolu." 
Sacramento Bee
(Tanıtım Bülteninden)

Pembe Ve Yusuf


Ne benim sözüm geçer bu iklimde Ne de senin Böyle gelmiş böyle gider Son söz TÖRE'nin! 

Birbirlerine delicesine düşkün iki kardeşin,
Pembe ile Yusuf'un sızılı ve çarpıcı öyküsü.
Ezenler ve ezilenlerin amansız savaşımı.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın değişmez kaderi...

Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken, içlerinde en gariban gördüğü "pembe"ye vermişti önceliği. Soluğu kesildi "pembe"nin, beti benzi attı. Güzelim rengini yitiriverdi. Varlığını sürdürmekle yok olmak arasındaki ince çizgide asılı kaldı. Tıpkı yaşamın içindeki gerçek PEMBE'ler gibi...
(Tanıtım Bülteninden)

* Ön Sipariş Tarihi: 02 Ekim 2014

Manolya Kokulu Hikayeler



"Her şey beklemesini bilen kişiye kendiliğinden gelir."


 Umudunu yitirme, Şu hayatta bir şeyin bitişi her zaman başka bir şeyin başlamasına sebep olmuştur. Okurken içinizi huzurla dolduracak, yüreğinizi ısıtacak, iyilik, sevgi, dostluk ve mutluluğu dile getiren birbirinden güzel 42 adet hikâyeden derlenen bu kitapla hayata keyifli bir mola verip kargaşadan sıkıntılardan uzaklaşacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)

Menekşe Kokulu Hikayeler ve Papatya Kokulu Hikayeler'den sonra bir de Manolya Kokulu Hikayeler kitabı çıkmış. Onun da çok güzel olduğundan eminim!

Lavanta Kokulu Aşk Hikayeleri


Dipsiz bir deniz, uçsuz bucaksız bir gökyüzü, yoksa imkânsızı istemek mi aşk? Varlığını tamamlayan, yoksa eksikliği ilk kez duyumsanan bir olgu mu? Hani öncesi olmayan ve sonrası onsuz mümkün olmayan mı? Gönüllerde tecelli eden arsız bir duygu, belki de çocuksu kaprislerle hiç kaybetmek istenmeyen... Kaybetme ihtimali ve ulaştığında yitirme duygusu. Zaten bu değil mi gönüllerde filizlenen bu delice duyguyu kıymetli kılan...
(Tanıtım Bülteninden)

26 Eylül 2014

İstanbul'uma Kavuşurken


Merhaba dostlarım, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Ben de çok iyiyim. Çok çok mutluyum. Neden mi?
Birincisi haftaya Cuma sabahı aşkım kedişimle İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Yani güzelim memleketim İstanbul'uma kavuşmama sayılı günler kaldı. İkincisi ne? Annem,  yıllardır almak istediğim  mutfak şefini almış. Artık sahip olduğuma bir türlü inanamıyorum doğrusu. Esse çok iyi bir indirim yapmış, mutfak şefini üç gün için 650 TL'ye indirmiş. Güldal ablam  da kendisine mutfak şefi almış. Ben en çok kırmızıyı beğenmiştim, Güldal ablam da kırmızı almış. Şimdi ikimize de güle güle kullanmak düşüyor. Sizler de almayı düşünürseniz sanırım yarın indirim sona eriyor. Şimdilik benden bu kadar, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

23 Eylül 2014

Arşivden Pratik Patlıcan Yemeği


Dostlarım, Pazar günü arşivden bir tarif uyguladım.  Fırın poşetine konularak fırında pişirilen enfes ve çok pratik bir patlıcan yemeğinin tarifini vermek istiyorum.

Malzeme:


4-5 patlıcan

4-5 tane orta boy domates

6-7 tane sivribiber

6-7 diş sarımsak

Yeteri kadar tuz

1/2 çay bardağı sızma yağ

Yapılışı:

Patlıcanlar alacalı doğranır, tuzlu suya konur. Bir saat bekletildikten sonra sıkılarak derin bir kaba konur. Doğranan diğer malzemelerle birlikte tuz ve yağ ilave edilerek güzelce harmanlanır. Fırın poşetine doldurulur. Üstü bir bıçakla delinir ve fırına atılır. 200 C'de 45-50 dk. pişirilir.
Afiyetle yenir!
Yeni paylaşımlarda bulunmak üzere dostça kalın!

Arşivden Elmalı Pay



Yeniden merhaba dostlarım. Sizlere bugün ikinci arşiv tarifi veriyorum. Hamuru çok pratik, çok çok başarılı.
Hemen tarife geçiyorum.

  Pay Hamuru:

1 su bardağından biraz fazla un

150 gr margarin

1/2 su bardağı toz şeker

Üzerini süslemek için:

pudra şekeri

4 elma (soyulup çok ta ince olmayacak biçimde dilimlenir)

ya da 10-12 adet erik (ortadan ikiye bölünüp iç kısımları hamura gelecek biçimde yerleştirilir)

* Ben, hamura bir de vanilya ekledim, çok güzel koku verdi, öneririm!

En kısa zamanda görüşmek dileğiyle! Dostça kalın!

Arşivden Ispanaklı Muffin



Sevgili dostlarım, merhaba! Nasılsınız, dilerim iyisinizdir. Ben de iyiyim. Uzunca bir süredir mutfağa girip te değişik bir tarif uygulamıyorum. Mutfağa giriyorum elbette ama burada yayımlanacak tarifler uygulamıyorum doğrusu. Çok uzunca bir süredir tarif yayımlamayınca arşive dadanıyorum. İşte size arşivden pratik ve lezzetli bir tarif.
Malzemeler
2 yumurta
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı süt
4 çay bardağı un
Kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tuz
200 gr doğranmış ıspanak
Yapılışı: 
2 yumurtayı mikserle beyazlaşıp köpürene kadar çırpın. İçine yağı, sütü, unu, kabartma tozunu, tuzu ekleyip biraz daha karıştırın. Ispanağı ekleyip hamuru muffin kalıpların yarısına gelecek kadar boşaltarak 180 C fırında pişirin. Sıcak olarak servis edebilirsiniz.
Afiyet olsun!
Yeniden görüşünceye sevgiyle, dostça kalın!

22 Eylül 2014

Aşka Uyanmak


Edythe Amsel ilk atandığı yerden oldukça memnundu: Nebraskanın Ceviz Tepesindeki tek derslikli bir okul. Edythe, özgürlükçü, kararlı ve inançlı bir eğitimle bu küçük yerdeki öğrencilere dünyayı göstermeye hazırdı. Peki, Ceviz Tepesi, Edythe gibi bir öğretmene hazır mıydı?Ebeveynlerinin zamansız ölümünden beri yeğenlerine göz kulak olan Joel Townsend, kasaba meclisinin bir bayan öğretmenle anlaştığını duyunca oldukça heyecanlanmıştı. Çocuklar bir kadının eğitiminden faydalanabilir diye düşünüyordu. Edythe geldiği ilk hafta içinde, kullandığı tanınmamış eğitim yöntemleriyle bütün kasabayı öfkelendirmeyi başarmıştı. Joel ise onun oldukça güzel bir kadın olduğunu ve çocuklar için iyi bir anne olabileceğini düşünmekten kendini alamıyordu.
(Tanıtım Bülteninden)

Gecenin Ardından Gün Doğar


Ölümün ardından yaşam doğar

En karanlık zamanlarında etrafına bak

Çünkü hiçbir zaman yalnız değilsin Seviliyorsun

Kıyısında acının ve mutluluğun taşlarını biriktiren bir nehirdir hayat…

Hayata dair umut ışığını yitiren genç bir kadın…

Ve onu bir an olsun yalnız bırakmayan vefakâr dostları…

Emma için gelecek belirsizliklerle doludur. Trajik bir vedanın, yeni başlangıçlar için ona yol gösteren bir rehbere dönüşebileceği aklının ucundan bile geçmezken, hayat onu şaşırtmaya devam etmektedir. Tabii en yakınındaki insanları da.

Mutluluğun elinden kayıp gittiğine ve onu bir daha bulamayacağına inanan Emma'nın yeniden gülümseyebilmesinin acı tatlı hikâyesinde kendinizden çok şey bulacaksınız.

"Aşk, dostluk, ölüm ve yaşam gibi hayata dair pek çok konuyu merkezine almayı başarabilmiş, samimi ve duygu yüklü bir roman."
-Publishers Weekly-

"Ölüm kadar gerçek, hayat kadar yaşanası bir hikâye."
-Booklist-

"Bu roman sizi bazen ağlatacak bazen de öylesine güldürecek ki ağlamayı unutacaksınız. Okurken hüzünlü kahkahalar atarsanız şaşırmayın."
-Amazon-

"Keder ve mutluluk gibi birbirine zıt iki duygu kusursuz bir mizahi anlatımla bir araya getirilmiş. Anna Mcpartlin'in üslubu için ne desek az."
-Romantic Times-
(Tanıtım Bülteninden)

İstanbulcunun Sandığı



İstanbulcunun sandığı açılıyor!

İstanbulcunun Sandığı… Şehri kuşatan bir dolu söz, yazı, alışkanlık, eşya, hatıra… Ve bütün bunların hikâyesi... 

İSTANBULCUNUN SANDIĞI BİR ŞEHRİN RUHUNUN MİNYATÜR HÂLİ. 

İstanbulcu olmak için İstanbulun kadîm sakini olmak şart değil, şehrin havasını bir kez solumak, hatta bir filmden, bir romandan, bir şiirden ona bakmak dahi o ruha bulaşmak için kâfi. İskender Pala, İstanbulcunun Sandığında gizli duyguları harmanlıyor; bazen içleniyor, bazen neşeleniyor; kimi zaman sitemini açığa vurup kimi zaman hülyalanıyor. 

…Eğer şehri eğlencesiz bir film gibi uzaktan izliyorsa bir serçe, solgun günbatımlarının siluetine ağlamaktan yorulursa yolda ve dönemeden yuvaya düşüp ölürse yavrularına hasret; o zaman, işte o zaman sarsılır duvarları şehrin ve tekrar kurulmak üzere başlar yıkılmaya.

…Zaman ki hem dost, hem düşman; hem mazlum, hem zalim. İstanbul ki hem vatan hem gurbet; hem bilge, hem âlim. Zaman, aktıkça kuduran nehir bazen ve bazen İstanbul, durdukça köpüren zehir... Nefrete dost ve tuzak sevdaya zaman; hayırda şer ve şerde hayır gizleyen İstanbulum aman... 

İstanbulcunun Sandığında İskender Pala zarif kalemiyle şehrin kalbine dokunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

İflah olmaz bir İstanbullu olarak kitap çok ilgimi çekti doğrusu. Alınmalık bir kitap!

Öksüzler Treni


Bazen içinizdeki çocuk geçmişinizde hapsolur ve siz o çocuğu kurtarmak için tüm umutlara sımsıkı sarılırsınız…

Binlerce çocuk düşünün, ya ailesini hiç tanımamış ya da ailesini kaybetmiş. Kimsesiz çocukları düşünün, gülen gözleriyle size bakan. Tek istedikleri sıcak bir yuvayken, tek umutları ise onları bilinmeyen geleceklerine taşıyan Öksüzler Treni'dir.

1929 yılı Amerika'sında Vivian Daly de o trende yolculuk eden çocuklardan sadece biridir. Küçük yaşta hayatın zorluklarıyla karşılaşan Vivian, bir şekilde kaderine yön vermek zorundadır. Bunu gerçekleştirme gücünü de ona nereden geldiğini hatırlatan aile yadigârı kolyesinde bulacaktır…

On yedi yaşındaki Molly Ayer, son şansını da tüketmek üzere olduğunun farkındadır. Ona bakmakla yükümlü olan aileyle arası iyice açılan Molly'nin tek şansı, kamu hizmeti adına doksan bir yaşındaki yaşlı bir kadının çatı katını temizlemeye bağlıdır. Molly bu işi gönülsüzce yapacak olsa da aslında o yaşlı kadınla ne kadar çok ortak yönleri olduğunu yaşayarak öğrenecek ve geçmişte hapsolan ruhlarını özgür bırakma yollarını onunla birlikte keşfedecektir.

Öksüzler Treni ikinci şansları, beklenmedik dostlukları ve bizi kim olduğumuzu keşfetmekten alıkoyan sırları barındıran muhteşem bir roman.

"Sürükleyici… Bir eve ait olma hissini arayan iki kadının yürek burkan hikâyesi."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)

20 Eylül 2014

İstanbul'a Veda


Merhaba dostlarım, nasılsınız? Ben çok iyiyim.  Geçen gece İstanbul'a geldim, dün doktor kontrolüm vardı.
Sevdiklerimi gördüm. Bir ay sonrası için yine doktordan randevu aldım. Şu anda İstanbul'daki son dakikalarım. Bir ay sonra gelmek üzere güzel memleketime İstanbul'uma veda ediyorum. Burayı çok özlüyorum. Neyse karamsarlığa kendimi kaptırmasam iyi olur. Dostlarım yeniden görüşünceye dek sevgiyle, sağlıkla kalın!

Yaz Rüzgarı


Kalbini nerede bıraktıysan evin orasıdır… Ünlü talk show sunucusu Nora Bridgein hayatı, basın ve magazin dünyasını alt üst eden bir skandalla cehenneme döner. Kariyerindeki ani çöküşle birlikte meraklı gözlerden kaçan Nora yıllar önce ailesini terk ettiği Summer Adasındaki evine dönmek zorunda kalır. Noranın, bir komedyen olarak Hollywoodda tutunmaya çalışan küçük kızı Ruby ise annesini yıllardır affetmemiştir ve yaşanan skandalın ardından Noranın gizemli hayat hikâyesini yazması için ünlü bir dergiden servet değerinde bir teklif alır. Fakat bu yazıyı yazmak o kadar kolay bir iş değildir. Annesine yardımcı olma bahanesiyle adadaki eski evlerine gelen ve burada hem acı dolu hem de keyifli hatıraların gün yüzüne çıktığı dopdolu bir hafta geçiren Rubynin intikam ve öfke dolu hisleri yavaş yavaş durulmaya başlar. Çünkü bir anne ve kızı birbirine kenetleyen bağlar, ne kadar büyük bir felaketle yıpranmış olursa olsun asla kopmayacak kadar güçlüdür…

Geçmişle yüzleşmeden asla mutlu olunamayacağını herkese kanıtlayan Yaz Rüzgârı, Kristin Hannahnın insan ruhunu ne kadar iyi tanıdığını özetliyor…

"Karakterlerin iç dünyasına Kristin Hannah kadar nüfuz edebilen başka bir yazar bulabilmek çok zor." 
-Washington Post Book World-

"Yenilenmek ve tekrar sevebilmek mümkün. Yaz Rüzgârı tüm dünyadaki anne ve kızların kalbini çalacak."
-Tulsa World-

"Kalbin en derin sırlarını elinde tutan Kristin Hannah aşkın ve affetmenin gücünü anlatıyor."
-Tami Hoag-
(Tanıtım Bülteninden)

17 Eylül 2014

Yaralı


Artık hatırlanmaya değecek kadar bile kalmadın. Seni unutmak hakkım! Unutkan biri değilimdir ama sen bende hatırlanacak hiçbir şey bırakmadın. Benim unutulmuşum olmak bile güzeldir, bil. Aşk mı? Aramızda kaldı; içimizde değil… Yanlış aşkta doğru aranmaz. Ama yine de oku istiyorum. Cümlelerimde gizlenmiş duygudan ne anladığını benim nasıl yazdığım değil, senin nasıl okuduğun belirler. 

"Kör müydü gözlerin, nasıl göremedin" diye sordular senden sonra. Kör değildim. Ve hayatımda en çok iki kere parlamıştı gözlerim. Birincisi seni ilk gördüğüm, ikincisi giderken ardından baktığım gün. İlkinde aşkın ışığından, ikincisinde gözyaşlarımdan… O iki anın arasındaysa hep kapalıydı gözlerim. Aşkına inandığımdan. 

Kör değildim, sadece güvenmiştim!

Not: Bugün seni düşünmeden yaşayabilmeyi başardığım ilk gün. Hadi topla seni benden. Kalbim seni uğurluyor. Al bu yara sende kalsın. Artık beni acıtmıyor.
(Tanıtım Bülteninden)