27 Mart 2017

Simru


Nereden çıktın yine karşıma?

Tamamlayamadığın hangi vicdansızlığın için döndün? Geçmişim olamamıştın, şimdi geleceğimde olmak için mi geldin? Artık benim için sen bir “fark etmez”sin. Fırtınada kaybolmuş bir yelkenli için rüzgârın nereden estiği önemli değildir. Geçti artık o günler… Mezarıma çiçekle gelmen, beni öldürmüş olman gerçeğini değiştirmiyor.

Sessiz çığlıkları vardır kırılan kalbimizin ve onları yalnızca Allah duyar. Senin duymadığın ve hiçbir zaman duyamayacaklarından bahsediyorum. Umarım beni anlıyorsundur. Keşke biraz düşünebilseydin. Düşünmediğin için şimdi kalbin acıyor biliyor musun? Beynin düşünemediği her şeyin cezasını kalp çeker. Düşünmek beyni acıtmaz ama düşünmemek kalbi yorar.

Şu hayatın bize en büyük darbesi beklediklerimizin hiçbir zaman gelmemesi, gelenlerin ise bizi hak etmemesidir. Bazı insanlar hiç başlamayan hayatlarının bitmesinden korkarlar… Neyi biriktirebilmişler ki kaybetsinler? Sen de onlardansın bana göre. Elinde avucunda hiçbir şey kalmamış ama hâlâ yitirmekten korkuyorsun. Kolların boşluğa alışmış ama benimle doldurmaya çalışıyorsun. Bitmişsin ama hiç başlamamış olduğunu anlayamamışsın. Söylenmiş sözleri duymamışsın, şimdi söylenmemişleri dinliyorsun. Göremediğin şey şuydu: Ben sana hayatımı verdim, sen onu başkasının çöpüne attın.

Bana gelince… İyiyim ben. Aşkta özgürlüğün tutsaklıkla başladığını ve aynı zamanda da hayatta aşktan daha önemli şeyler olduğunu öğrendim. Mesela insan olmak…
(Tanıtım Bülteninden)

19 Mart 2017

Bülbül


Bir Kadının Ruhunun Manzarası  Savaştaki Bir Dünya Kadar Hızlı Değişebilir.

II. Dünya Savaşı döneminde Fransa’da yaşayan iki kız kardeş, annelerini küçük yaşta yitirmiş ve babaları tarafından terk edilmiştir. Viann henüz çocukken âşık olduğu Antoine’la evlenip acı tatlı bir hayat kurmayı başarırken isyankâr Isabelle gittiği bütün okullardan ya atılmış ya da kaçmıştır. Savaş alevlenmeye başlayınca Viann’in kocası cepheye çağrılır. Yine okuldan atılan Isabelle’inse ablasının yanına gitmekten başka çaresi yoktur. Fakat iki kız kardeşin arası savaş yüzünden açılır. Isabelle direnişe katılmanın bir yolunu bularak sayısız hayat kurtaracak ve imkânsız bir aşka tutulacaktır. Yolunu gözlediği veya sonsuza dek veda ettiği sevdikleri için bahçesindeki kurumuş elma ağacına birer kurdele bağlayan Viann ise çok sevdiği kocasının yokluğunda, yabancı erkeklerin işgal ettiği bir şehirde zulme, açlığa ve korkuya göğüs gerecektir.

Bazı kadınlar doğuştan cesurdur; doğru olan için savaşmak, hayat kurtarmak ve gidişatı değiştirmek uğruna kendi canlarını tehlikeye atarlar. Isabelle bu kadınlardandı… Ama bazı kadınlar da sabır ve fedakârlıklarıyla direnir, sevdiklerini koruyup kollar ve hayatı onlar için yeniden inşa eder. İşte, Viann’in hikâyesi de tam olarak böyleydi…

“İki kadının Fransız Direnişi’ne verdiği destek, aşkları, kayıpları ve zaferleri… Bülbül’ü elimden bırakamadım.”
-Suzanne Droppert-

“Bülbül’ün edebiyat dünyasındaki etkisi bir fırtınadan farksız olacak.”
-Booklist-

“Gözlerinizde yaş kalmayana kadar sayfaları çevirmeye devam edeceksiniz.”
-Daily Mail-

“Kitabı aldım, okudum, çok sevdim ve önce karıma, sonra da kız kardeşime verdim. Fakat kitabın yanında bir kutu mendil hediye etmeyi unutmuşsunuz.”
-Tom Vail-

“Her satırına hayran oldum!”
-Barbara Kelly-

“Bülbül gerçekten nefes kesiciydi! Bu kitabı okuyun. Zor zamanlarda doğru olanı yaptıklarına inanan iki genç ve cesur kız kardeşin hikâyesi sizi sürekli şaşırtacak.”
-Dr. Miriam Klein Kassenoff-

“Kardeş sevgisi, dostluk ve kayıplar üzerine etkileyici bir roman. Okurken çok gözyaşı dökeceksiniz…”
-Look-

“Bülbül aile arasında bir kırgınlıkla başlıyor ve Nazilere direnmek için hayatlarını tehlikeye atan sıradan kadınların cesareti ve kahramanlığıyla savaşın korkunç atmosferinde müthiş bir sona doğru ilerliyor. Bir hikâyeden duygusal olarak bu kadar etkilenmeyeli uzun zaman olmuştu.”
-Marilyn MacIvor-

“Daha ilk sayfasından itibaren özümsenip sindirilmeyi, hissedilmeyi ve sevgiyle paylaşılmayı hak eden bir roman. İki kız kardeş arasındaki bağ son derece dürüst ve insanın içini sızlatıyor. Büyüleyici ve bir o kadar da hüzünlü…”
-Cherise Bailey-

“Bülbül’ü bitirdikten sonra gözyaşlarımın dinmesi birkaç saatimi aldı. Gerçekten kusursuzdu.”
-Jody Robinson-

“Gözlerim dolduğu için okuyamadığımdan kitabı en az üç kez elimden bırakmak zorunda kaldım ve bitirince de birazcık hıçkırıklara boğulmuş olabilirim. Tam anlamıyla olağanüstü bir hikâye!”
-Kristin Pidgeon-

Üstümüzde Gökyüzü Altımızda Deniz


Avustralya, 1946. Yüzlerce genç kadın uzun bir yolculuğa çıkmak üzere. Onları İngiltere’de yepyeni bir hayat bekliyor. Nişanlılarına ya da kocalarına kavuşmayı iple çeken bu kadınların tek ortak noktaları, savaş zamanında kalplerini Avustralya’da konuşlanmış İngiliz askerlerine kaptırmış olmaları.

On altı yaşındaki çiçeği burnunda gelin Jean, mütevazı bir çiftçinin kıvrak zekâlı kızı Maggie, varlıklı ailesiyle gösteriş yapan Avice ve sessiz, melankolik hemşire Francis… Altı haftalık okyanus serüveninin, hayatlarını sonsuza dek değiştireceğinden ne bu dört kadının ne de gemideki diğer gelinlerin haberi var. Yine de hepsinin gözleri önünde bir gerçek duruyor: Bazen önemli olan varılacak nokta değil yolculuğun kendisidir…

“Bu kızlar bir harika… Sonunu deliler gibi merak edip uykusuz kalacaksınız!”
-Morgenpost-

“Tıpkı okyanusun dalgaları gibi bu roman da bitmeyen bir tutkuyla yükselip alçalıyor.”
-The Times-

“Enerjisiyle herkesi kendine çeken Üstümüzde Gökyüzü Altımızda Deniz herkese yazdan kalma bir gün yaşatıyor.”
-Mirror-
 (Tanıtım Bülteninden)

2 Mart 2017

Ay Karanlık



Maviye,     Maviye çalar  gözlerin,     Yangın mavisine     Rüzgarda asi,     Körsem,     Senden gayrısına yoksam,            Bozuksam,     Can benim, düş benim,     Ellere nesi?     Hadi gel,     Ay karanlık...     İtten aç,     Yılandan çıplak,     Vurgun ve bela     Gelip durmuşsam kapına     Var mı ki doymazlığım?     İlle  de ille     Sevmelerim,     Sevmelerim gibisi?     Oturmuş yazıcılar     Fermanım yazar     N'olur gel,     Ay karanlık...     Dört yanım puşt zulası,     Dost yüzlü,     Dost gülücüklü     Cıgaramdan yanar.     Alnım öperler,     Suskun, hayın, çıyansı.     Dört yanım puşt zulası,     Dönerim dönerim çıkmaz.     En leylim  gecede ölesim tutmuş,     Etme gel,     Ay karanlık...                         
                                                                                                                      Ahmed ARİF

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

23 Şubat 2017

Bay Mucize


Debbie Macomber’dan masal tadında bir roman daha…

Kılavuz melek Harry, yirmi dört yaşındaki Addie’ye yardımcı olma göreviyle dünyaya gönderildiğinde, buranın ne kadar karışık bir yer olduğundan ve duygularla mücadele etmenin zorluğundan habersizdi...

Addie ise yaşadığı hayal kırıklıklarının ardından ailesinin evine dönmek zorunda kaldığında, çocukluk aşkı Erich ile yeniden karşılaşacağını bilmiyordu. Geçmişinde onun kalbinde yaralar açan Erich’in değişimi karşısında kayıtsızlığını koruyabilecek miydi?

16 Şubat 2017

Çatal


Merhaba sevgili dostlarım nasılsınız? Bugün annem geldi, benden mutlusu yok. Birlikte pazara çıktık. Yemek hazırladık. Şimdi de film seyrediyoruz. Çatal tarifini sömestr tatilinde denedim, başarılı oldu. Şimdi tarifi veriyorum.

  • 125 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • 1 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı sirke
  • 1 tatlı kaşığı mahlep
  • 1 paket kabartma tozu
  • 2,5 su bardağına yakın un
  • Üzeri İçin:
  • Yumurta sarısı
  • Çörek otu

  • Derin bir kaba 125 gr tereyağı koyun. Üzerine 1 çay bardağı sıvıyağ, 2 yemek kaşığı yoğurt, 1 yemek kaşığı toz şeker, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı sirke ve 1 tatlı kaşığı mahlep ekleyin. Eliniz ile güzelce karıştırın. Daha sonra azar azar 2,5 su bardağına yakın un koyup, ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurun.Pastane usulü çatal kurabiyeler piştikten sonra fırından çıkartıp, soğumaya bırakın. Daha sonra servis edebilirsiniz.
    Afiyet olsun!

    Yeniden görüşünceye dek dostça, sevgiyle kalın!

    7 Şubat 2017

    Gelin Çantası


    Yeniden merhaba dostlarım. Bu tarif ev sahibimin gelini Bilge abladan. Çok pratik ve lezzetli bir tarif. Bilge abla bir tabak gelin çantası verdi bize. Tadı çok güzeldi. Annem tarifini aldı, sömestr tatilinde komşuları gelecekti. Yaptı. Yalnız annem bu tarife tatlı lor da ekledi. Çok hafif oldu. Mutlaka denemelisiniz. Tarifi veriyorum.
    Hamuru için:
    1 yumurta
    1 kahve fincanı sıvıyağ
    1 paket vanilya
    1 çay kaşığı kabartma tozu
    1 su bard. süt
    1 su bard. un
    2 çorba kaşığı kakao

    Yağ sürdüğümüz tavaya birer kaşık hamur koyuyoruz, bir tarafını iyice pişiriyoruz. Pancake gibi.

    Kreması için:
    1 çay bard. süt
    1 paket krem şanti
    3 çorba kaşığı tatlı lor
    Biraz süt
    2,5 çorba kaşığı kırılmış fındık

    Krema karışımı hazırlanır ve pancake boyutundaki hamurların arasına konur. Afiyetle yenir.
    Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!










    Müjdeli Haber


    Merhaba dostlarım, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Ben de iyiyim. Pazar günü A101'e gittim, bir ne göreyim Dr Oetker ekmek karışımı çıkarmış. Kendine yakışanı yapmış. Çok mutlu oldum. A101'de o gün üç çeşidi vardı. Ben üçünden de birer kutu aldım. Dün de unutup ekmek aldım. En kısa zamanda ekmek karışımlarından birini deneyeceğim. Dr Oetker'in web sitesine girdiğimde dört çeşit ekmek karışımı çıkardığını gördüm. Bende olmayan çeşidi çok tahıllı karışım. Kısa bir süre sonra birçok markette ekmek karışımlarını göreceğimizden eminim. Benden şimdilik bu kadar dostlarım, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

    5 Şubat 2017

    Tatil Bitti


    Merhaba sevgili dostlarım, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Misi ile ben de iyiyiz. Günler büyük bir hızla gelip geçti. Tatil bitti. Annemden ayrılmak çok zor geldi. Dün gitme zamanı gelince Misi'yi kutusuna koyduk. Kıyametler koptu. Tamam biliyorum kutuya girmeyi sevmiyor. Yolculuk yapmayı sevmiyor ama annemden dönerken o bağırışları benim yüreğimi parçalıyor. Zaten eve dönmek zor geliyor bir de Misi'nin protestosu  beni benden alıyor. Çok üzülüyorum.
    Neyse annemle vedalaştık. Yola koyulduk. Eve geldik. Misi'yi kutudan çıkardım, mutlulukla mır mır dolaştı. Evimi özlediğimi fark ettim. Yemek yedikten sonra ev sahiplerimi ziyarete gittim, onları çok özlemişim.
    Bugün de temizlik yaptım, dışarıya çıkıp alışveriş ettim. Gelip banyomu yaptım. Gazete keyfi yaptım.
    Üç günlük plan hazırladım. Biraz Misi ile oynadım. Telefonda sık sık annişimle konuştum.
    Bende durum bu. Yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

    15 Ocak 2017

    Tatile Beş Kala


    Sevgili dostlarım merhaba, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Biz iyiyiz. Annem Pazartesi günü bize gelmişti. Salı ve Çarşamba kar tatili oldu. Hafta sonu da derken doya doya sohbet ettik, dışarı çıktık. Misafirliğe gittik, faturaları ödedik. Temizlik yaptık, tatil yaptık. Çok güzel zaman geçirdik.
    Annemi bugün öğleden sonra yolcu ettim. İçimde bir burukluk oluştu. Misi de ilgi istedi, kırmak istemedim, oyun oynadık. Şimdi sömestr tatilini iple çekiyorum çünkü Allah izin verirse annemle daha çok zaman geçireceğiz. Ama o zaman da iyice alışacağım için dönmek zor gelecek. Misi'ye gelince kutusuna girmeyi, yolculuk yapmayı hiç sevmediği için anneme giderken de eve dönerken de mızıldanacak. Yavrum öyle sakin ki yolculuk ederken hiç gıkı çıkmıyor. Allah ömrünü sağlığını versin bebişime. Allah anneme de sağlığını, ömrünü versin elbette.
    Misi'nin yukarıdaki fotoğrafını çok sevdim, siz dostlarımla paylaşmak istedim.
    Sevgili dostlarım yeni yılınızı buradan kutlayacağımdan çok emindim ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Onu da anlatayım. 30 Aralık'ta okullar tatil oldu. Ben de sabahtan yola çıkıp annişime gittim.
    Annişim simit, tatlı lor almıştı, çayımızı içtik. Bol bol sohbet ettik. Annemle anlaşmış, şarap almıştık.
    Yeni yılımızı ikimiz geçirecektik. Gündüz sinemaya gitmeye, akşam da yemekte spagetti yapmaya karar vermiştik. Tatlı olarak ta annem kabak tatlısı yapacaktı. Yaptı da. Annem kereviz salatası ile zeytinyağlı bakla da yapmış, bana sürpriz oldu. Her neyse ertesi gün annemle hazırlanıp çıkacağız.
    Öğle yemeğini dışarda yiyip sinemaya gideceğiz. Güldal ablam aradı. Dakikalarca konuştuk. Ablam bu havada ne sineması diye konuşuyor. Bir anlam veremedik. Çünkü Akçay'da kar yoktu. Ablam görüntülü konuşma yapmak istedi, biz konuşurken kapı çaldı. Bir de açtım ki Fikriye. "Fikriye sen misin, evet sensin" demişim. Ben şok şok şok! Meğerse Fikriye ablama haber vermiş, adresi almış ve gelmiş. Ablam da durumu bildiği için bizi oyalamaya çalışıyormuş. Fikriye mi kim? Fikriye çok eski dost, annemin manevi kızı. Fikriye ile 1996 yılında tanıştık. Yani 20 yıldan fazla bir süredir tanışıyoruz. Annemin eski iş arkadaşı. Bütün aileyi tanıyor, seviyor. Biz de onu seviyoruz.
    Fikriye kahvaltı ettikten sonra yeni yılı dışarda karşılamak istediğini söyledi, onu evde kalmaya ikna etmeye çalışsak ta o bizi ikna etmeyi başardı. Ayvalık'a gittik. Çay, kahve içtik. Mekan arayışına girdik. Her yer dolu. Yeri olan mekanlarda da fasıl var, onu da biz istemiyoruz. Yunan müziği çalınan bir mekan ile rezervasyon yapıldı. Oraya giderken tarihi dokulu bir mekan gördük, içeri girdik. Bayıldık, mekan çok güzel, çok sıcaktı. Sıcak şarap ta vardı. Biz üçümüz sıcak şarap içtik.
    Öteki yer ile yaptığımız rezervasyonu iptal ettik. Ve yeni keşfettiğimiz mekanda kaldık. Sonradan öğrendik ki bulunduğumuz yerde de fasıl varmış. İş işten geçti tabii. Ama fasıl başlayana kadar çalan müzikler bizi mest etti. Benim mutlu çocukluğumun müzikleriydi çalanlar. Biz yemek yerken mekan doldu, fasıl başladı. Biz 22.30 gibi mekanı terk ettik.Yeni yıla evimizde girdik. Çok güzel bir yeni yıl geçirdik, ertesi günü geç uyandık. Bol bol sohbet ettik, kahvaltı ettik. Sonra Fikriye birazcık uyudu, uyandı. Annemle birlikte beni Akçay otogarına bıraktılar. Vedalaştık. Aynı akşam geç vakitte Fikriye'nin uçağı vardı. Evet Fikriyecim Perşembe günü elektrikler kesilmeden önce rezervasyon yapmış, araba kiralamış. Cumartesi günü öğleye doğru gelebilmişti, uçak rötar yapmış. Yoksa daha önce bizde olacakmış. Doğaçlama bir yeni yıl geçirdik, yüreğine sağlık arkadaşım, bizi inanılmaz mutlu ettin, en güzeli seninle birlikte olmak, doya doya sohbet etmekti.İşte düşünülmeyen bir durum olunca düşünülenler unutuldu. Durum bu.
    Sevgili dostlarım şimdilik benden bu kadar, yeniden görüşünceye dek dostça, sevgiyle kalın!