30 Temmuz 2014

Aşka Düşünce



Aşk kaybettiğinde değil,ondan vazgeçtiğinde biter...

Joe kendini bildi bileli Janey'e âşıktır fakat genç kadın bundanbihaberdir. Nişanlı olan ve ilişkisinin mükemmel bir seyirde yol aldığını zanneden Janey evlilik hazırlıkları devam ederken nişanlısının kendisini aldattığına şahit olur. Bu sarsıcı olayı atlatmak için birkaç günlüğüne ağabeyi olarak gördüğü Joe'nun yanında kalmanın iyi olacağını düşünür. Genç adamın önünde artık iki yol vardır. Bu fırsatı değerlendirerek, beraber olmalarının getireceği güzellikleri Janey'e kanıtlamayı mı yoksa ondan uzak durmayı mı tercih edecektir?

"Bir Aşk Çarpıntısı'yla romantik tür yazmakta ne kadar yetenekli olduğunu gösteren Marie Force, ikinci kitabı Aşka Düşünce ile bunu bir kez daha kanıtlıyor. Unutulmaz bir aşk hikâyesiyle karşı karşıyasınız."
-Kirkus Reviews-

"Dolu dolu bir aşk hikâyesini eğlenceli bir anlatımla sunan Marie Force, Aşka Düşünce romanıyla harika bir iş çıkarmış."
-Amazon-

"Aradığınız şeyin aslında tam da gözünüzün önünde olabileceğini ispatlayanbir roman."
-Booklist-
(Tanıtım Bülteninden)

Ön Sipariş Tarihi: 04 Ağustos 2014

Erken Rüya Zamanlar


Yarım kalan aşklar, tamamlanmamış cümleler gibidir. Bir hıçkırığa düğümlenmiş itiraflar, bastırılmak zorunda kalınan hevesler, gönderilmemiş, hatta kaleme dahi alınmamış, yürekten yüreğe yazılan mektuplar, saklanmış duygular, beklenmedik bir veda, zor anlar, zor yıllar…

Ayrılık…
Oysa, söylenecek ve yaşanacak ne çok şey vardı daha. Aradan geçen yıllar, onların aşklarını güçlendirmekten başka bir işe yaramamıştı. Birbirini kıyamete kadar sevmek için yaratılmış olan Eser ve Nehir için de, cümle tamamlanmamıştı henüz.

Sağ elimle kalbimin üzerine dokundum. Sanki gerçekten de var olan bir yaraya değiyordum. Yavaşça, usulca, aşkla… Ah, kalbim! Bedenimin en iflah olmaz, en söz dinlemez, en laf anlamaz yeriydi. Başkasına dilsizdi, kördü, sağırdı. Sadece Eser oturmuştu oraya ve bir dağ kadar yüksek, bir dağ kadar ağırdı. 

Sen hep oradaydın Nehir. Gittim sandığında bile ben seni bırakmadım. Yumdum avuçlarımı, sakladım sıcaklığını… Kader bu, biliyorum. Bu, elinde değil insanın. Sevdaların her biri birbirinden farklı. İçerikleri, derinlikleri, hissetme şiddetiyle doğru orantılı. Benimki bir depremdi, bir iç sarsıntısı. Bir vurgun, bir kalp yarılması. Seni gördüğüm gün başladı. Her yaşımda, her yılımda azalır sandım, umdum ama olmadı.
(Tanıtım Bülteninden)

Beyaz Düğün


Hayallerini süsleyen gelinlikleri ararken tanıştılar. Ama acaba dilediklerinden fazlasını mı bulacaklar? Bir çikolata hanedanlığının varisi olan Bel, hayatının aşkı Richard'la yapacağı mükemmel düğünü planlıyor. Derken, bir felaket meydana geliyor ve inandığı her şey yerle bir oluyor.Dondurma dükkanı sahibi Violet, Glyn'le nişanlı ama uzun süre önce ona âşık olmadığını fark ediyor. Mutsuz olduğu halde, nedense "Artık seninle evlenmek istemiyorum" diyemiyor.Sıfırdan başlayıp başarılı bir iş kadını olan Max de nişanlısı Stuart'la belediye binasında şipşak evlenecekleri bir nikâh töreni planlıyor, ancak o gün yaklaştıkça çocukluğunda hayallerini süsleyen şatafatlı bir düğün gününü de bir türlü aklından atamıyor.Üç kadın, büyük günleri için kusursuz birer gelinlik ararken Beyaz Düğün gelinlik mağazasında karşılaşıyor. Mağaza sahibi Freya, gelinliklerin onlara mutluluk getireceğine söz veriyor, ama bu mutluluk hiç de üç kadının düşündüğü gibi gelmeyebilir… 
(Tanıtım Bülteninden)

Ön sipariş Tarihi: 31.07.2014


29 Temmuz 2014

Yeniden Krem Karamel


Merhaba dostlarım nasılsınız, ben iyiyim. Yine uzunca bir süredir bir tarif yayımlamıyorum, feci halde kitaplara dalmış durumdayım. Annem bayram için krem karamel yapmaya karar verdi. Ben de çok sevdiğim bu tarifi yeniden yayımlamaya karar verdim. Tarife geçiyorum!

Malzemeler:
Krem için:
  • 6 adet yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 paket vanilya
  • 1 litre süt
Karamel için:
  • 1 su bardağı şeker
  • 6-7 yemek kaşığı su
Yapılışı:
  1. Öncelikle küçük bir teflon tavaya karamel için şeker ve su konur.
  2. Tava ocağın büyük gözüne yerleştirilir ve yüksek ateşte şeker suyunu çekip rengi koyulaşana kadar pişirilir.
  3. Dikkat edilmesi gereken karamelin rengi çok koyulaşmadan ocaktan almaktır, çünkü siz farketmeden karamel yanabilir.
  4. Ocaktan alınan akışkan karamel hiç vakit kaybetmeden kaplara eşit olarak dağıtılır. (Soğurutsanız karamel kristalleşir ve akmaz)
  5. Derin ve geniş bir kapta oda sıcaklığında yumurtalar ve şeker yoğunlaşana ve köpürene kadar çırpılır.
  6. İçine 1 paket vanilya ilave edilir ve 2 dk. daha çırpmaya devam edilir.
  7. Yumurtalı karışıma süt eklenerek ve yüksek devirde çırpma işlemine 3-4 dk. devam edilir.
  8. Mikser kullandığınız için yumurtalar aşırı şekilde kabaracak (Aman bu ne biçim tarif 50 kişilik krem karamel çıkar bundan demeyin :) ) Üzerinde biriken köpükleri sıvı karışım görünene ve köpük tamamen temizlenene kadar kepçe ile alın.
  9. Karamel koyduğunuz kaplara bölüştürün.
  10. Fırını 175 dereceye ayarlayın ve ısıtın, ocakta su kaynatın.
  11. Borcam yada başka bir fırın kabına karamel kaplarını yerleştirin.
  12. Sıcak suyu borcama kapların yarısına gelecek şekilde dökün ve fırına verin.
  13. Üzerileri kızarana kadar pişirin.
  14. Kaplarından çıkartarak ılınmasını bekleyin ve buzdolabına alın.
  15. Yaklaşık 12 saat dinlendirdikten sonra servis yapın.

Yeniden görüşünceye dek  sevgiyle, dostça kalın!

27 Temmuz 2014

Şeker Bayramınız Kutlu Olsun



Sevgili dostlarım Şeker Bayramı'nız kutlu olsun. Sevdiklerinizle bayram tadında nice yıllar geçirmenizi dilerim. Sevgiyle kalın.

Düş Bahçelerinin Uzağında


Kayıp annemizi aradığımız o yaz henüz küçük bir kız çocuğuydum. Hayat denen bu tekinsiz dünyaya farkında olmadan atıldım. Benimle yıllar öncesine, 1969 yılına dönmeye ne dersiniz? Sadece çocukların sahip olabileceği bir iyimserlikle dolu hikâyeme tanık olurken, kimsesiz kalmış yürekleri daha iyi anlayacağınızı umuyorum… 

"İkiz kardeşiyle bir anda kimsesiz kalan on bir yaşındaki Shenny, tüm renklerin aniden griye dönüştüğü yaşamını yüreklilikle kelimelere döküyor."
BookPage 

"İnsanı her sayfasında hayrete düşüren bu roman, eşsiz bir yeteneğin elinden çıkmış değerli bir kitap… Hikâyenin başkahramanı Shenny, okuru 'ilk izlenimin yanıltıcılığı' konusunda uyarıyor ve kitabın sonunda haklılığı apaçık anlaşılıyor."
The New York Times 

"Her satırında mucizenin, umudun ve sabrın büyüleyici sesini duyabileceğiniz bu roman, sizleri hayata bambaşka gözlerle bakmaya davet ediyor."
Publishers Weekly 

"Bu kitabı okumaya başlamadan önce tüm alışkanlıklarınızı bir tarafa bırakmaya hazır olun. Atik, yürekli ve kalbi kırık Shenny ile kırılgan ikizi Woody'ye hayran kalacaksınız."
Booklist 

"Lesley Kagen'ın bilgelik, hassasiyet ve mizahla dokuduğu Düş Bahçelerinin Uzağında mükemmel bir kitabın bütün özelliklerini taşıyor."
Washington Post 

"Aralıksız okuyup, başka bir şeye odaklanamayacağınız türde bir roman. Sürekli şaşırıp, her sayfasından keyif almaya hazır olun. Eşsiz bir yeteneğin elinden çıkan harikulade bir roman."
Kirkus 

"Acı-tatlı duyguların olağanüstü bir güzellikle harmanlandığı, hatasız dokunmuş bir roman. Kaçırmayın."
Romantic Times

25 Temmuz 2014

Ölüm Korkusunu Yenmek


Mahabharata'da sorulur: "Dünyadaki en mucizevi şey nedir?" Yanıt çevresindeki insanların birer birer öldüğünü görmesine rağmen hiç kimsenin kendisinin öleceğine inanmaması olur.
Yalom'a da çok ilham vermiş bir İtalyan atasözünde ise şöyle denir: "Oyun bittiğinde, oyun nasıl biterse bitsin bütün taşlar aynı kutuya konur."

İşte bu iki anlayış arasında yapacağımız tercih, o kısacık hayatlarımızı nasıl yaşayacağımızı belirliyor. Yalom son dönem eserlerinde yaptığı gibi kendisince bu iki anlayışı uzlaştırmaya çalışıyor. Yalom'a göre ölümü inkâr etmek bizim mutluluk arayışımızı baltalar. Hayatın gerçek anlamı en korktuğumuz şeyle, ölümle yüzleşmekte yatar. Böylece sınırlı olduğunu duyumsadığımız hayatımızın her anını çok daha bilinçli kullanabilir ve bizim için gerçekten önemli olan her neyse onunla ilgilenebiliriz. Ölüm anında "ah keşke"li bir cümle kurmamak için bizim için "asıl" önemli olanın ne olduğunu "şimdiden" görmeliyiz.

24 Temmuz 2014

Keyifli Saatler


Merhaba dostlarım, nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Ben de iyiyim. Bugün D&R' a ısmarladığım kitaplarım geldi. Pek bi mutlu oldum.  Bugün Güldal kuzum, yeğenim, annem ve ben keyif yapıyoruz. Elimdeki kitabı bir an önce bitirip yeni aldığım kitaplara başlamak için sabırsızlanıyorum doğrusu.
Benden şimdilik bu kadar dostlarım, yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

*Resimdeki kadın ben değilim, kahve keyfi yapıyor olduğu için çok hoşuma gitti.

21 Temmuz 2014

Divan




Daha önce yayımladığımız Nietzsche Ağladığında kısa sürede kendi hayranlarınıyaratarak bir "kült" romana dönüştü. Bunun gibi yoğun metinlerde pekrastlanmayan bir ilgiyle karşılaşarak büyük övgüler aldı. Aynı yazarın hayranlarınıhayal kırıklığına uğratmayacak bir başka romanını sunuyoruz bu kez: Divan.Yine yoğun, şaşırtıcı ve sürükleyici...
ZAMAN
Tam bir iletişim bombardımanına maruz kalırken en yakınımıza bile dokunmaktasorunlar yaşadığımız modern zamanlar. Bütün mahremiyet dengelerininbozulduğu, "özel hayat" tecavüzcüleri ve teşhircilerle dolu bugünün dünyası.
MEKÂN
Psikiyatrist ve hastanın birbirlerine açıldıkları, birbirlerini teslim almaya çalıştıkları,yalan söyledikleri, seviştikleri bir tür mahremiyet koltuğu: Divan.Ya da "oyun yeri".
AKTÖRLER
Sahicilik ve samimiyet arayanlar. İçi acıyanlar. Dokunma ve konuşma yeteneğiniyitirenler. Kendisiyle yüzleşmeyi beceremeyenler. Tanrı arayanlar. Yalnızlar.Dolandırıcılar. Ve zamanımızın vazgeçilmezleri arasındaki yerlerini gidereksağlamlaştıran psikiyatristler.
KONU
Yakınlarımızla yaşayamadığımız mahremiyeti bir kurum olarak paylaşanpsikiyatristlerin ne ölçüde sahici ve samimi oldukları. Psikiyatrist ve hastasıarasındaki mahremiyetin sınırları; seksin terapideki (varsa) yeri. Hayal ve hakikatilişkisi. En mahrem sırlarımıza vâkıf olan psikiyatristlerin bu "mahrem yükler"itaşırken kendi mahremiyetlerindeki dalgalanmalar karşısında nasıl tökezledikleri.Genç bir hekim, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin başkanlığını yapmış, şimdi isehastasıyla cinsel ilişkiye girmekle suçlanan bir meslektaşını sorgulamaklagörevlendirilir. Suçlanan psikiyatrist, katı kurallara dayalı hasta-hekim ilişkisininaşılmasını savunmaktadır: "Benim tekniğim, her türlü tekniği bir yana bırakmaktır"der. Genç hekimin tüm yaşamını değiştirecek olan bu görüşmeyle birlikte sevgi,hakikat, teori, otorite, benlik, doğruluk, para, statü, kibir, hınç... ve yalan üzerine,"içeriden anlatılan" bir yolculuk başlar.

* Dostlarım, sizinle İlk Son Öpücük ve Son Şansa Hoşgeldin kitaplarını daha önce paylaşmışım. Bu yüzden paylaşmadığım tek kitap olan Divan'a yer verdim. Sevgiyle kalın!


Ismarladığım Kitaplar


Merhaba dostlarım, nasılsınız? Ben iyiyim, şehre adapte oluyorum. Bu sabah fatura ödeme gibi işlerimiz vardı, onları hallettik. Eve döndük, ablam gibi sevdiğim Birgül abla kahveye geldi. Daha sonraki saatlerde de Güldal kuzum gelecek. Bu arada tatilde aldığım kitaplar yetmedi, D&R'dan kitap sipariş ettim. Sizlerle paylaşmış olduğum kitaplar bunlar, Paris'te Balayı, Ardında Bıraktığın kadın, İlk Son Öpücük ve Divan. Hemen şimdi paylaşmadıklarıma da yer vereceğim dostlarım. Yeniden görüşünceye dek sevgiyle kalın!

Ardında Bıraktığın Kadın


Ardında bıraktığın kadını hatırlıyor musun? Paris'te Balayı devam ediyor…

Genç ve güzel Sophie, savaşa giden ressam kocası Édouard'ın yokluğunda ailesini ne pahasına olursa olsun korumaya kararlıdır. Ancak işlettikleri otel bir Alman komutan ile askerlerine hizmet vermek zorunda bırakıldığında huzurlu evleri, korku ve gerilimin yuvası haline gelir. Ve tehlikeli Alman komutan, Sophie'nin büyüleyici tablosuna tutkuyla bakmaya başladığında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlaşılır…

Neredeyse bir yüz yıl sonra Sophie'nin göz alıcı tablosu Liv Halston'ın evinde asılı durmaktadır. Ölen kocasının hediyesi olan bu tablo, Liv için tüm anılarını gömdüğü bir hazine gibidir. Ancak şans eseri tablonun karanlık geçmişi gün yüzüne çıktığında Liv'in hayatı bir kez daha alt üst olmanın eşiğine gelir…

Ardında Bıraktığın Kadın… Ne pahasına olursa olsun sevdikleri için mücadele etmekten asla vazgeçmeyenlerin öyküsü…

"Tatlı acı romanların ustası Jojo Moyes büyük aşk hikâyelerini en karanlık noktalarıyla ele alırken okuyucusuna alışılmış mutlu sonlardan çok daha fazlasını sunuyor."
Entertainment Weekly-

"Lezzetli bir olay örgüsü, capcanlı bir hayal gücüyle yaratılan karakterler ve karşı konulmaz aşklar…"
-USA Today-

"Ardında Bıraktığın Kadın yüreğinize büyük bir darbe gibi inecek, baştan çıkarıcı bir roman." 
-The Washington Post-

"Kararlı ve yürekli âşıkların romanı… Son sayfayı çevirine kadar dünyadan koptuğunuzu fark etmeyeceksiniz." Los Angeles Times
"Hataları, cesaretleri ve tutkularıyla Moyes'in karakterleri sizi bambaşka bir dünyaya davet ediyor."
-Library Journal-

"Yüz yıllık bir tablonun etrafında canlanan iki ölümsüz aşk hikâyesi… Bu romanı okumak sıradışı bir deneyim olacak." 
-Booklist-
(Tanıtım Bülteninden)

20 Temmuz 2014

Yuvaya Dönüş


Sevgili dostlarım nasılsınız? Dilerim çok iyisinizdir. Ben de iyiyim. Aslında tatil bittiği için biraz üzgünüm. Ama yuvaya döndüğümüz için de mutluyum. Kaldığımız evde gereksinim duyulabilecek gereçler düşünülmüş elbette. Manzarası müthişti, denize birkaç merdivenle iniliyordu. Şofbeni, fırını vardı. Merkez de güzeldi.
Ama tabii ne olursa olsun evdeki konfor bambaşka. Kaldığımız evde halı yoktu. Evdeki halılarımızı, kettle'mızı, çay makinemizi özledim. Bununla birlikte seneye kadar başka tatil yok. Yani çıkılacak, denize girilecek başka tatil yok. Ama tatilimiz çok güzel geçti. Siz tatile çıkann, çıkacak olan dostlarıma iyi tatiller diliyorum. Benden şimdilik bu kadar, yeniden görüşünceye dek dostça kalın!

17 Temmuz 2014

İtalyan Düğünü


Bir İtalyan yemeği kadar lezzetli ve bir İtalyan ailesi kadar neşeli bu kitabı mutlaka okuyun: Çok eğleneceksiniz!

Yemek hayata benzer. 
Her ikisinin de sırları vardır.

Martinelli ailesinin evinde büyük bir telaş var: Küçük kızları Addolorata evlenecek. Küçük İtalya adlı restoranın sahibi İtalyan baba Beppi ile her zaman endişeli İngiliz anne Catherine ve diğer kızları Pieta da en az gelin kadar heyecanlı. Gelinlik tasarımcısı Pieta, kız kardeşi için mükemmel bir gelinlik yapmakla meşgul. Ama bu arada kafası soru işaretleriyle dolu: Annesi neden hep üzgün ve endişeli? Babası, komşuları DeMatteo ailesinden neden nefret ediyor? Halası Isabella'nın adının anılması neden evde huzursuzluğa yol açıyor?

Pieta, gelinliğin boncuklarını işlemede kendisine yardımcı olan annesinden ailesinin sırlarını yavaş yavaş öğrenir. 
Tabii biz de onunla birlikte...
Bu arada Pieta'nın başında bir dert daha vardır: Michele DeMatteo ile arasında çakan aşk kıvılcımları. 
Tabii biz de bu kıvılcımların en heyecanlı şahitleri...

Okyanus Kokusu


Okyanus kenarında bulunan harika bir ev ve bu eve bir anda doluşan dört kadın. Hayata çok daha farklı gözlerle bakmanızı ve karşınızdakini daha iyi anlamanızı sağlayacak gerçekçi bir hikâye.

Maggie sevgilisinden ayrılıp karnında bebeğiyle büyükannesi Alice'in yazlık evine gelir. Kızının hamile olduğunu öğrenen Kathleen de annesiyle hiç anlaşamamasına rağmen Maggie'yi yalnız bırakmamak için yazlık eve gider. Alice'in oğluyla evlenip Kelleher Ailesi'ne katılan Ann Marie ise sorunlarını unutmak için kendini adadığı oyuncak evini yazlıkta yapmaya karar verir. Bu üç kadın, derinlerinde büyük bir sır saklayan, hırçın tavırlı Alice'le bir araya gelince işler sarpa sarar. Kelleher Ailesi'nin hepsi birbirinden güçlü ama tuhaf kadınları, bir süre birbirlerine tahammül etmek zorunda kalır. İnsana iyi ve kötü kavramlarını sorgulatan bu sürükleyici roman, aslında hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını fark etmenize yardımcı olacak. 

"Sullivan her ailede yaşanabilecek sıkıntıları harika bir üslupla anlatıyor. Alışılmadık karakterler sizi güldürürken onların pişmanlıklarını kalbinizin derinliklerinde hissedeceksiniz."
-MarieClaire.com-

"Arkadaşlarını seçebilirsin ama aileni seçme şansın yoktur sözü işte bu kitapta hayat buluyor. İnsani duyguların güzel bir kalemle ele alındığı bu hikâyeye kendinizi kaptıracaksınız." 
-The New Maine Time-

"Sevginin bazen en problemli ailelere bile iyi gelebileceğini anlatan vurucu ve incelikli bir roman." 
-The Washington Post Book World-

"Bu kitabı bitirdiğinizde bir sahil kasabasında uzun bir tatil yapmak isteyeceksiniz." 
-The Oregonian-

"Kusurlarına rağmen hepimizin şefkatle bakacağı karakterlerin hikâyesini anlatıyor…" 
-USA Today-
(Tanıtım Bülteninden)

Bir Şans Daha


Hayatta her zaman herkesin ikinci bir şansı olmalı derler! Ya hatayı yapanı affetmek istemezsen! Onun hatası senin sonunun başlangıcı olursa, dönüşü olmayan yollara, çıkışı olmayan sokaklara dönerse?..

Çok sevsen ve aldatılsan, sevmekten vazgeçer misin? Ya da, her şeyi bırakıp onu affeder misin? Peki, ya kader?..

Sen istemesen de, onu tekrar hayatına soksa ve seni imkânsız sınavlarla sınasa!.. Sen ne yaparsın? İkinci bir şans verir misin? Yoksa yok sayar, geçer misin? O, hayatının kararını vermek zorunda. Kendisi için değil, kendinden olan için. Peki, ya kalbi? Kalbi bunu affedebilir mi? Sevgi her şeye yeter mi? Çok sevdi ve aldatıldı. Hem de en mutlu olduğu anda…

Sizce İkinci Bir Şansı, herkes hak eder mi?
(Tanıtım Bülteninden)

İyi Dilekler Yolu


Hayat tesadüflerle doludur. Üstelik birçoğu, haberimiz bile olmadan, bizim için yaşanır.

Lucky ve Tessayı birbirine bağlayan tesadüfler saymakla bitmez. Aynı kasabada doğup büyürler, aynı okula giderler, aynı kasabayı aynı zamanlarda terk edip yine aynı zamanlarda hayatın bozgununa uğrayarak geri dönerler. Bütün bunları yaşarken birbirlerinden haberdar bile değildirler. Yıllar sonra geri döndükleri Destinyde, yine bir tesadüf sonucu karşılaşır ve tanışırlar. 

Karanlık geçmişinden kurtulmaya çalışan Lucky ile kronik hastalığı yüzünden zor bir hayat yaşayan Tessanın hikâyesi , hem eğlenceli hem de duygu dolu. Bir yandan çılgın, bir yandan da ayakları yere çok sağlam basan bir öykü. Okurken birçok duyguyu aynı anda hissedeceksiniz.
(Tanıtım Bülteninden)

Mutluluğun Renkleri


Büyük bir yıkım gelip de her şeyi alt üst edene dek mutlu bir hayat yaşamış olan Sage Anderson için, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hayat kurtarmak için çıktığı yolda kendi hayatını bitiren bir kadın olarak her şeyi bırakır ve uzaklara, Angels Reste yerleşerek resim yapmaya başlar. Geçmişini de herkesten gizlemektedir. 

Ancak hayat, sırları sevmez. Bir gün mutlaka açığa çıkarır; hem de en olmadık zamanlarda… Ortaya dökülen bu sırlar bazen bir mucizeyi gerçekleştirir yine de. Mutluluğa giden yolun taşları olurlar. Kimi siyah, kimi beyaz, kimi mavi… Her biri ayrı bir renk, geçmişiyle barışabilen insanları yeniden mutluluğa taşırlar.Sage Andersonın da gelecek güzel günlere doğru hareket etme vakti gelmiştir.
(Tanıtım Bülteninden)

Umut Mevsimi


büyük acılar bile umudun gölgesinde erimeye mahkûmdur. Yepyeni başlangıçları ya da güzel bir gülümsemeyi bir ömür saklayabilir minicik bir fotoğraf karesi. Bir kutu dolusu anı, bir anda dağıtabilir tüm hüzün bulutlarını. Avalon kadınları için bir koleksiyon defteri hazırlama derneği kuran BettieSheltonın, hayattan aldığı belki de en önemli derstir bu…

IsabelKidd bir evlat sahibi olamamak dışında, evliliğinde hiçbir sorunları olmadığına inandırmıştır kendini yıllarca. Ancak eşinin onu başka bir kadınla aldattığını öğrendiğinde adeta yıkılır. Üstelik birlikte olduğu kadından bir de çocuğu vardır. Önce işini, ardından da sevdiği adamı kaybeden Ava ise küçük oğluyla yaşam mücadelesi vermektedir. Geçmişinin gölgesinden kaçmaya çalışan genç, güzel Yvonne ve hasta, küçük bir kızı evlat edinmek üzere olan Frances ile tanışınca hayat hiç beklemediği bir yönde akmaya başlar.

Hepsinin yolu, BettieSheltonın koleksiyon defteri derneğinde kesiştiğinde ise minicik kâğıt parçalarının ve dostluğun, onları geçmişin acılı girdabından çekip çıkarmasına izin vereceklerdir.

Avalon kasabası kadınları bu kez kalp kırıklıklarını biraz tutkal ve bolca umutla sarmayı öğreniyor… DarienGeenin Dostluk Ekmeğinden sonraki ikinci kitabı Umut Mevsimiile sevginin o sihirli, iyileştirici gücüne bir kez daha şahit olacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)

* Ön Sipariş Tarihi: 18 Temmuz 2014

16 Temmuz 2014

Kış Bahçesi


Çok satan Ateşböceği Yolu kitabının yazarından, bir anne ile kızları arasındaki karmaşık bağlara ve geçmiş ile gelecek arasındaki yıkılmaz bağa dair sürükleyici, yürek sızlatacak kadar etkileyici ve güzel bir roman. Bazen annenin geçmişine bir kapı araladığında, kendi geleceğini bulursun! Meredith ve Nina Whitson birbirine taban tabana zıt karakterlerdeki kız kardeşlerdir. Biri evde kalıp çocuklarına bakmış ve aile işinin başına geçmiş, diğeriyse hayallerinin peşinden gidip dünyayı gezmiş ve ünlü bir foto muhabir olmuştur. Ancak sevgili babaları hastalandığında bu birbirine yabancı iki kadın, kendilerini yine bir arada, şimdi bile kızlarına herhangi bir avuntu vermeyen, aşırı mesafeli anneleri Anya’nın yanında bulacaktır. Anneleriyle aralarındaki tek bağ, onun, çocukluklarında bazı geceler kızlara anlattığı bir Rus masalıdır. Ölüm döşeğindeki babalarınınsa, hayatındaki kadınlardan son bir arzusu vardır. Anya kızlarına bir masal anlatacaktır; yıllar önce başladığı ama hiç bitirmediği o masalı. Hem de bu kez sonuna kadar. Bu masal daha önce duydukları hiçbir şeye benzememektedir; altmış yıldan uzun bir zamanı kapsayan, savaş mağduru Leningrad’da başlayıp günümüz Alaska’sına kadar uzanan, sürükleyici, gizemli bir aşk hikâyesi. Nina’nın gerçeği açığa çıkarma konusundaki saplantısı, onları annelerinin geçmişlerinde, ailelerini tümüyle sarsacak ve tamamen değiştirecek bir sır öğrenecekleri, beklenmedik bir yolculuğa sürükler. İlk sayfasından son sayfasına kadar büyüleyen Kış Bahçesi, hem epik bir aşk hikâyesi hem de yaşamları kesişen kadınların detaylı bir portresi olması bakımından nadir bulunur bir eser. İlham verici şiirsel yazımıyla, son sayfa okunduktan uzun süre sonra bile okuyucunun aklından çıkmayacak. “Okuyucular, anne ve kızlar yakınlaştıkça hem gülmekten hem de ağlamaktan kendilerini alamayacaklar.” -Publishers Weekl

15 Temmuz 2014

Yepyeni Kitaplarım


Bütün evliliklerde bir kırılma noktası vardır.
Bütün aileler yara alır.
Bütün savaşların bir bedeli olur...

Yirmi yıllık evlilikleri bitme noktasına sürüklenirken birçok çift gibi Michael ve Jolene de çocuklar, kariyer, fatura, ev işleri gibi günlük yaşamın sıkıntılarıyla uğraşmak zorundadırlar. Ancak hayatları beklenmedik bir biçimde değişir, ailenin direği olan Jolene tehlikeli bir savaşa doğru ilerlerken, kızlarına tek başına nasıl ebeveynlik yapacağına dair en ufak bir fikri olmayan Michael evde kalır. Bir anne olarak ailesinden uzak kalmak Jolene için çok ıstırap vericidir ancak bir asker olarak da sorumlulukları vardır. Savaş Jolene'i hiç kimsenin öngöremediği biçimde değiştirecek, Michael ve Jolene'in en büyük korkularıyla yüzleşmelerini sağlayacaktır. 

Kristin Hannah bu duygusal kitabında, âşık ve birbiriyle savaş halinde bir karı kocanın ilişkisine yoğunlaşarak sıkıntılı bir evliliğin mahrem topraklarında geziniyor...

Seni artık sevmiyorum. Dev bir dalga gibiydi o cümle, hiç umulmadık bir anda gelen, binaları temelinden yıkıp evleri un ufak eden bir dalga gibi...

"Cesur, gerçekçi ve düşündürücü bir roman.
Kristin Hannah tüm kalbiyle yazan şefkatli ve inandırıcı bir yazar."
Luanne Rice

"Evden Çok Uzakta önce kalbinizi kıracak, sonra da sizi iyileştirecek."
Janis Owens

"Bu kitap beni çok derinden etkiledi, herkese şiddetle tavsiye ediyorum."
Francine Mara


'Uyandıran Aşk' adlı şiir kitabı ile edebiyat dünyasına "Merhaba" diyen ve ilk romanı 'Kurt Seyt & Shura' ile kısa zamanda okurlarının kalplerini fetheden Nermin Bezmen, bu defa Kurt Seyt'in hayatının bir başka perdesini açıyor sizlere. Kurt Seyt ve ailesi Eminof'larla beraber 1877'den itibaren Çarlık Rusyası'nda başlayan yolculukta, gerçek kahramanların, gerçek öykülerini onlarla beraber soluyarak yaşamıştınız. 1924'ün İstanbul'unda biten bu serüveni takiben, sizleri aynı yerden alıp 1945'lere taşıyarak bir başka zaman yolculuğu bekliyor 'Kurt Seyt & Murka'nın satırlarında. Seyit'in dinmeyen özlemle soluyuşunu Pera'nın o masal günlerinden esintilerle okuyacaksınız. İnişli çıkışlı hayatını, kaderi ve kendisiyle olan kavgalarını, hayata küsüşünü izlerken Kurt Seyt'i daha iyi anlayacak, onu daha çok seveceksiniz.Kurt Seyt'in çocuk yaştaki eşi Murka'nın, hem kocasını anlamak hem hayatı göğüslemekteki mücadelesini okurken, romanın kahramanlarına kah kızacak kah acıyacaksınız... Ve onlarla gülüp, onlarla ağlayacaksınız. Kapanan sınırların birleştirdiği iki insanın, aşklarına rağmen aşamadıkları yalnızlığı ve anlaşılmazlığı, gururun sevgiyi yoran inadını ve kaderin ne kadar acımasız olabildiğini anlatmaya devam ediyor 'Kurt Seyt & Murka'. Seneler süren araştırmaların ışığında, nakış gibi işlenen detaylar, tarihin sessiz kalmış gerçekleri, titizlikle aktarılan karakter tahlilleri ve gerçekçiliğin vuruculuğu ile Kurt Seyt & Murka, yine düşlerinizde canlandıracağınız, yine satırlarında kendinizi bulacağınız bir yaşam ve ölüm hikayesi. Elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.



Ailevi problemlerinden kaçmak için hayal gücüne ve yaratıcılığına sığınan Alexa, tatil için her yaz halasının yaşadığı Sand Harbor kasabasına gider. Kasabada yaşayan ve en yakın arkadaşı olan Braden'la yaz tatilinde bütün zamanlarını birlikte geçirir, hatta ilk aşkı birbirlerinde tadarlar.

Ancak hayat onlar için pek de tozpembe gitmez; bu iki âşığın arasına zaman ve uzun yollar girer. Alexa, on beş yıl sonra halasının sert bir saldırıya uğraması sonucu kasabaya döndüğünde artık bambaşka bir kadındır. Braden'ı da içine kapanık, mutsuzbir adam olarak bulur. İki eski dost ve âşığın hayata yeniden tutunmaları için, küçükken sahilde buldukları cam şişeye fısıldadıkları dileklerin yardımına ihtiyaçları var gibidir.

"Barbara Freethy'yi diğer yazarlardan ayıran büyüleyici üslubu, her sayfanın ardından daha fazlasını okuma isteği uyandırıyor."
-Barnes&Noble-

"İlk aşkın unutulmaz büyüleyiciliğine dokunan bu kitap, okurun keşkelerine ayna tutuyor."
-Book&Kisses-

"Bir Dilek Kadar Yakın, elinizden bırakmadan okuyacağınız şahane bir tatil kitabı."
-Booktrib-

"Ana karakterlerin hikâyesi oldukça dokunaklı, içinde barındırdığı gizem ise okurun dikkatini baştan sona canlı tutuyor."
-Amazon-
(Tanıtım Bülteninden)



İlgi eksikliğinden kendini yaramazlığıa vuran bir çocuk ve en az onun kadar yaramaz olan köpeğinin başlarına gelenlerle uslu olmayı öğrenmeleri; annesini kaybetmiş bir çocuğun özlemi; en iyi dostu için sevdiği şeylerden vazgeçmeyi öğrenen bir kızın öyküsü; cinler, periler, kedicikler, çocuksu şımarıklıklar, küçük hırsızlıklar, ilk aşklar, ilk kaybedişler, ilk cep harçlıkları, horoz şekerleri, prensler, prensesler..
Otuz ayrı kalemden değişik zaman ve mekanlarda oluşturulan bu öykü dünyasının içindeki renk adacıkları arasında yapacağınız bu keyifli yolculuğun her noktasında bir başka çocuğun macerasına ortak olacaksınız; "büyük çocuk"lardansanız çocukların dünyasının her zaman herkese açık olan kapısından içeri girip misafir olacaksınız..." çocuksu gerçekliklere" dokunacak ve çocukların gözünden onların dünyasını keşfedeceksiniz.



"Bize, aşık olmanın ne kadar müthiş, büyüleyici bir şey olduğunu hatırlatan bir hikâye… Karakterler öylesine canlı; yaşadıkları sıkıntılar öylesine sahici ki, kitabın sonunda onlardan ayrılmak çok zor geliyor." The Oakland Press

Zengin, tehlikeli, yakışıklı, geçmişi sırlar ve çalkantılarla dolu bir adam…
Yaşadığı bütün felaketlere rağmen dimdik ayakta kalmaya kararlı, genç, güzel bir kadın…
Düşmanca başlayıp karşı konulmaz tutkulara dönüşen bir aşk hikâyesi…

Bir düelloda kaybettiği dostunun şerefini temizlemek ve ona olan vefa borcunu ödemek için hem evinden hem de kalbini paramparça eden kadından uzaklara gitmeye karar veren Sutherland Dükü'nün oğlu Arthur Christian, kendini bekleyen sürprizlerden habersiz, İskoçya'ya doğru yola çıkar.

Ölen kocasından zorluklarla dolu bir hayat miras kalan genç ve güzel Kerry McKinnon, borçlarını ödemek ve ayakta kalabilmek için mücadele verirken, evine el koymak için kapısına dayanan yakışıklı yabancıyla aralarında hemen o anda güçlü bir kıvılcım doğar. Ama onlarınki imkânsız bir aşktır ve çok geçmeden bunun için bütün dünyayı karşılarına almak zorunda kalacaklardır.


14 Temmuz 2014

Siyah Elbisenin İtirafları



Thalia Langley onu ilk kez gölgelerin arasında görmüştü…

Görür görmez de bir aziz olmadığını anlamıştı. Adam, Hollindrake Dükü'nün taşralı kuzeni olduğunu iddia ediyor olabilirdi, ama o kadar çekici bir adamın saf bir taşralı olamayacağı açıktı; olsa olsa acımasız bir hovarda olabilirdi. Zarif yürüyüşü ve güçlü vücudu, Tally'nin aklını yasak düşüncelerle dolduruyordu. Bu adam ona kim bilir ne "fenalıklar" yapardı…

Gerçekten de Lord Larken sakar bir taşra rahibi falan değil, Majesteleri'nin hizmetinde çalışan usta bir casustu. Ve oraya cüretkâr bir planla hapishaneden kaçırılan tehlikeli bir korsanı öldürmek için gelmişti. Vatanına sıkı sıkıya bağlı olan Larken, işine çomak sokan bir Mayfair kızının, kendi acımasız planlarına engel olmasına izin verecek değildi. Ama o küçücük elbisesiyle kendisini bile baştan çıkarmayı başaran bu kıza nasıl direnecekti ki?

"Nükteli bir anlatım tarzı, sevimli orijinal karakterler ve son derece yaratıcı bir olay örgüsü." Booklist 
(Tanıtım Bülteninden)



Bir Yosunun Parmak İzleri


Mükemmel her zaman güzel demek değildir. Bazen ufak ihmaller en hayret uyandırıcı güzelliklerin su yüzüne çıkmasını sağlar. Tıpkı en harika leylakların, yıkık dökük ambarların ve boş barakaların yanında yetişmesi gibi…

Fakir bir İngiliz olan Henry Whittaker ticari zekâsını kullanarak Amerika'nın en zengin adamlarından biri haline gelir. Kızı Alma 1800'lerde büyük bir lüksün içine doğar. Zeki ve öğrenme açlığıyla dolu olan Alma, önemli bir botanikçi olur. Yaşamın ardında saklı mekanizmayı anlamaya çalışırken merakı ve araştırmaları onu evrimin gizemlerinin içine çeker.

Günün birinde onu bilimin tam zıttı ruhani, ilahî ve büyü dolu bir dünyaya çeken bir adama âşık olur. Fakat o zamana kadar her istediğini elde etmiş olan Alma için işler yolunda gitmez ve bu, Tahiti'den başlayacak bir yolculuğun ilk adımı olur. Hayatın izlerini takip ettiği bu yolculukta Alma'nın karşısına çıkanlar bambaşka bir dünyanın da var olabileceğini gösterir.Elizabeth Gilbert bu kitabıyla okurun zihnini ve yüreğini esir alacak.

"Bir ömürlük roman…"
- O Magazine-

"Işık saçan bir kitap. Hayat ve aşk hakkında büyük bir edebi başarı. Victor Hugo ve Emile Zola gibi Elizabeth Gilbert da daha geniş bir dünyadaki önemli şeyleri yakalıyor."
-The Washington Post-

"Gilbert'ın üçüncü romanı görkemli, acımasız, eğlenceli ve göz kamaştırıcı."
-The New Yorker-

"Büyüleyici ve sıradışı… Her anlamda çok etkileyici bir kitap. Derin araştırmalar sonucu ortaya çıkmış ve son derece sürükleyici, listelerin en başına kadar çıkacağına eminim."
- Daily Telegraph-

"Gilbert yine yeteneğini konuşturmuş."
-Financial Times -

"Hem acıklı hem eğlenceli… İyimserlik ve romantizm olmadan da olmazdı."
-Irish Sunday Mirror-

"Harika… Daha kitabın ilk sayfalarında kendimi müthiş bir yazarın ellerine bıraktığımı anladım."
-The Irish Times-

"Kesinlikle okumalısınız. Gerçekten keyifli."
- Viv Groskop, Observer Books of the Year-
(Tanıtım Bülteninden)

13 Temmuz 2014

Kalp Sızısı


Jane Champion, zengin ve bağımsız bir İngiliz asilzadesi olmakla birlikte bir o kadar çirkin ve gösterişsiz bir kadındır.

Garth ise genç, yakışıklı ve güzel olan her şeye aşık bir ressamdır. Zaman zaman Meldrum Düşesi olan teyzesinin malikanesinde kalan Jane, ortak dostlar vasıtasıyla katıldığı bir partide Garth ile karşılaşır.

Sakin bir şekilde devam eden partide Jane'in vermiş olduğu kısa süreli konser Garth'ın, Jane'in içinde barındırdığı güzelliği görmesine ve ona deliler gibi aşık olmasına neden olur.

Bir süre sonra Garth artık dayanamaz, Jane'e olan duygularını açılar ve ona evlenme teklif eder.

Fakat Garth'ın kuralları hiçe sayan yaşam tarzı ve yakışıklılığı karşısında Jane'in gösterişsiz ve çirkin biri olmasından dolayı kendine olan güvensizliği bu teklifi reddetmesine neden olur. Korkaklığın ve kendine olan güvensizliğin ağır yükü altında ezilen Jane'in psikolojisi alt üst olur ve yaşadığı travmadan kurtulmak umuduyla dünya turuna çıkmaya karar verir. Yıllar sonra verdiği karardan pişman olan Jane, Garth'ı bulup ondan af dilemek ister ama Garth, geçirdiği kaza sonucu gözlerinin kaybetmiştir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)

Zaman Uçup Giderken



Merhaba dostlarım, nasılsınız? Ben mi, mutluyum ama biraz da karamsarım. Tatilimiz güzel geçiyor, dolu dolu yaşıyoruz. Ama zaman uçup gidiyor. Bir ay öncesinden beri tatili iple çekiyordum. Ama şimdi ne oluyor?
Ne olduğunu anlamadan bir de bakacağız ki tatil bitivermiş. Sayılı günler çabuk geçermiş. Ama bu söz bekleme, iple çekme evresi için geçerli olsa ne olur sanki? Bu arada hemen önümüzde olduğu için denize birkaç basamakla  ulaşıveriyoruz. Sabah denize girmek zevkli olmasına zevkli. Ama ben en çok gün batımında, yemekten, kahve keyfinden sonra denize girmeyi seviyorum. Sabah ta akşam da bol bol denize giriyorum. Sık sık merkeze iniyoruz, geziyoruz. Alışveriş ediyoruz, kitaplar alıyorum, sevdiklerime hediyeler alıyorum. Arada dışarda yemek yiyoruz, hoş bir değişiklik oluyor. Bizde durum bu. Yeniden görüşünceye dek dostça, sevgiyle kalın!

12 Temmuz 2014

Her Şey Bitti Derken


Bazen kurtuluş için aşkı seçmek gerekir...

Nastya tam 450 gündür konuşmuyorsa, gülmüyor ve ağlamıyorsa, bir bildiği olmalı;bazı günler sadece öfkesiyle ayakta durabiliyorsa, bir umudu olmalı; ayakları onu dönüp dolaşıp Josha götürüyorsa, bir nedeni olmalı;ve tam 450 gün sonra yeniden konuşmaya karar veriyorsa, söyleyecekleri olmalı.

Josh hayatındaki herkesi teker teker kaybediyorsa, bunun bir açıklaması olmalı;etrafında görünmez bir güç kalkanıyla dolaşıyor, herkesten kaçıyorsa, bir derdi olmalı;ve kasabaya yeni gelen kıza Günışığım diyorsa, bir sırrı olmalı.

Her Şey Bitti Derken, hayat denen yapbozun parçalarını bir arada tutan şeyin sevmek olduğunu bilenlerin, bir de günün en karanlık saatinde çıkagelip, "Her şey bitti demek için çok erken" diyecek bir günışığını bekleyenlerin hikâyesi. 

"Baştan sona heyecan dolu, duygusal bir yolculuk. Benim için tartışmasız yılın en iyi kitabı." 
-Colleen Hoover-

"Çarpıcı bir ilk roman. Her Şey Bitti Derken yüreğimi çaldı, nefesimi kesti, canımı yaktı. Katja Millayin lirik anlatımına kapılmamak imkânsız." 
-Ann Aguirre-

"Her Şey Bitti Derken, kitapların eğlendirmekten çok daha fazlasını yapabildiğini hatırlatan bir roman. Katja Millayin sözcükleri duygularınızı saklandıkları yerden çıkaracak, zihninizi ele geçirecek ve sonunda ayrılmaz bir parçanız olup çıkacak."
- Tough Critic Book Reviews -
(Tanıtım Bülteninden)

Paris'te Balayı


Jojo Moyesin merakla beklenen kitabı Ardında Bıraktığın Kadınla tanışmak için küçük bir başlangıç. 

Âşıklar şehri Pariste yeni evli iki çift… 

Genç ve güzel Liv, 2002 yılında zengin ve çekici bir mimar olan Davidle evlenir. Rüya gibi bir balayı geçirme hayaliyle Parise gelseler de beklenmedik bir sorun evliliklerini daha ilk günden sorgulamalarına yol açar. Acaba aralarındaki büyük aşk onları bir arada tutmaya yetecek midir?

1900lerin başında ünlenen ressam Édouard Lefèvre, tabloları için kendisine modellik yapan Sophieye âşık olur. Bir kadına bağlanmayı daha önce asla aklından geçirmemiş olsa da Sophienin, hayatının kadını olduğuna inanıp ona evlenme teklif eder. Ancak genç Sophie kısa bir süre sonra evlilik hayatının beklediğinden çok daha farklı olduğunu, aşkı için büyük fedakârlıklarda bulunması gerektiğini anlar…

Farklı yüzyıllarda yaşanan kadın erkek ilişkilerini, sevgiyi ve evliliği anlatan Pariste Balayı, büyük aşkların ölümsüz olduğunu kanıtlıyor.

"Mutlaka etrafınızdaki insanlara da okutmak isteyeceğiniz sımsıcak bir kısa roman. Moyes karizmatik, inatçı ve hayattan ne beklediğini bilen karakterler yaratıyor." 
-Independent on Sunday-

"Pariste Balayı kahkahalar attırıyor, yoğun hislerle gülümsetiyor ve bir bebek gibi ağlatıyor."
- Closer-
(Tanıtım Bülteninden)

Ön Sipariş Tarihi: 15 Temmuz 2014